13.04.2009

SaBaH YaZıSı

dün geceden sağ çıkmış olmanın verdiği sevinç ile, sabah sabah hikmet yumurtlamak istedi canım..
kediye alerjim var.. böle nefes alamıyorum kedinin yanında.. hapşuruk tıksırık falan da cabası.. ama lanet hayvanları o kadar seviyorum ki....
dün gece kaldığım evde iki adet kedi var... biri bizim kendi kedimiz, uğur.. tombul (takriben 10 kilo) ve bembeyaz bir kız... diğeri de rıfkı.. yeni gelen bir bebek.. sarı ve şekilsiz.. " o kadar çirkin ki, kimse istemez bunu" diyerek sahiplendiler :)
maç izleyeceğim diye gittiğim, dönmek zor geldiği için kaldığım o evde; yine çok zor bir gece geçirdim. sabahın dördünde uyandım, hatta buraya da yazı yazdım. sonra bi daha uyuyamadım... saat 6 oldu, attım kendimi sokaklara... aman otobüste yer bulamadım. sabahın altı buçuğunda bu ne kalabalık? bu şehir giderek kalabalıklaşıyor mu yahu? gelmeyin kardeşim artık, kapasiteyi aştık valla...
geldim iş yerine, güsel bi kahvaltı etmekti niyetim. ama canım hiç bişi de istemedi.. yine de yedim.. mal mıyım neyim? hem recim yapayım, incecik olayım diyorum; hem de önüme geleni reçele bandırıp yiyorum.. töbe töbe...
neyse...
bugünün pazartesi olmasının, daha sabahın köründe bu kadar sıkılmış olmamla sanırım ilgisi yoktur..
hem bu akşam sahip olduğum yegane dizim var. bir bulut olsam :) bendeniz bir EAD hayranıyım da :) Engin Altan Düzyatan... isim uzun ya, ondan kısaltıyorum. hem daha samimi oluyo böle :)
kendisini kürklü merkür isimli oyunda izlediğimden beri, hastasıyım.. gerçi o oyunda, yarı çıplak olmasının bunda etkisi olmuş olabilir. ama hastasıyım neticede..
ayrıca burdan genç kızlara seslenmek istiyorum... o melekler korusun dizisinde oynayan çocuk var ya, serkan altunorak.. o çocuk da yarı çıplakken çok seksi.. bence o dizide mal gibi görünürken hazır, yatırım yapın... sonradan parlarsa, ben bunu baştan ayırtmıştım dersiniz :)
ee başka ne anlatmalı ki? ne kadar boktan bi başlangıç lan.. çok afedersiniz efem, küfür etmek istemezdim ama haketti... bu hafta geçer mi, bu fırtına durulur mu, benden adam olur mu, korkarım aşka zararım dokunur mu?
ya ben şu arama zımbırtısına çok özeniyorum lan blog.. nası yapıldığını anlatsanıza bana.. hani gugıla ne yazımış da beni bulmuş, benim blogda ne aramış fln gibi bişiler var ya.. cesetizleri de yazıyo arada.. üfürükten prenses de yazmış en son.. ben de istiyorum :) biri bana anlatsın :)
ben cem adrian dinlemek istiyorum sevgili blog. ama şöle kanlı canlı.. bildiğin sahnesine gitmek istiyorum ama kalabalık da olmasın isitiyorum. böle unplugged tadında olsun, hatta mümkünse şarkılarını gözlerime bakarak sölesin istiyorum.. adam da inat gibi balansta fln çıkıyo.. ben gitmem ki oralara.. gerçi büyük konuşmiim, benim çıtır kolumdan tutup götürebilir.
ahahaha, benim çıtır galatasaraylı bu arada. dün de maça gitti, gece sesi pek kötü geliyodu... ben de koyu bi fenerliyim... bakalım ilk buluşmada neler olacak :) gerçi çekiniyo benden bu konuda.. ilk adımı doğru attım zamanında, şimdi yanımda sarı ve kırmızı rengi yanyana bile taşımıyo :) maça gideceğini söleyemedi yavrucak be :)
gerçi onun tırsma sebebi başka...
ya ben gitmişim, film festivaline iki bilet almışım. kültürlensin sevgilim diyerekten. ona da vakitlice sölemişim, anlaşmışız. sonra sen cuma akşamı kalk, "ben ali sami yen'e pankart asmaya gitcem, filme gelemem" de.. ben dönüştüm tabii. o filme gidildi neticede ama çok gerildim yane..
biraz rahat bırakmamı öğütlüyor herkes. bense dizimin dibinden ayrılmasın istiyorum. valla çok güsel çocuk lan blog. sen olsan, sen de kıskanırsın.. ha içi boş biraz ama, onu isteyen hatun mu yok? hem ben kıskandığımdan değil, başka sebeplerden istiyorum.. bu da seni hiç ilgilendirmez..
bu kadar yeter sanırsam, artık biraz da gaste okuyayım sabah sabah.. sonra da çalışmaya başlamak lazım zaten.. arada uğrarım ben sana, korkma...
hayde...
saat sabahın dördü!
uyuyup duruyodum ben...
sonra bi hışım kalktım...
su içtim, kendimi burda buldum...
bi de kedi kucağıma gelmeye çalışıyo..
git yavrucuğum, benim sana alerjim var!
acaba çok mu yalnızım lan blog?
12.04.2009

BeN De BuRDaYıM :)

efenim..
şu nacizane blog sayfasını açtım açalı, kendimle az çelişmedim...
sanki anneme sırlarımı itiraf eder gibiydim...
burda kimsenin beni tanımadığını kabul etmem, oldukça sancılı oldu...
yavaş yavaş alıştım, ağzıma geleni yazmaya başladım..
zaten ondan sonra keyif kendiliğinden geldi..
dedim ne büyük medeniyetmiş anasını satayım...
anlatırım, günah çıkarırım.. kimse de "ne ayıp, cık cık cık" diyemez bana...
ve şimdi, bi de blog ödüllerine aday oldum...
ha beklenti düzeyim pek düşük.. ama bu benim "ben de burdayım" deme biçimim..
burdayım, yazıyorum, hasbel kader okuyanım da var.. sevenim, sevmeyenim...
işine gelen, buyursun oylasın...
işine gelmeyen suya sabuna dokunmasın...

küçük yeşil bir kurabaaaaaaa :)))))))))))))))))))))
10.04.2009

ÇaPa


SeMe de yazıyor, ben de yazıyorum..
Şu sıralar çok kişi yazıyor ya da bendeki algıda seçicilik...
Herkes hasta, herkesin bi şekilde hastanelerle işi var... blog yazan insanların yaş ortalamasını hastanelerle bağdaştırmayorum ben..
Bizim nesil mi çürük çıktı?
Dün çapa’daydım. Meşum alerjime çözüm bulmak umuduyla gittim..belki de son çare olarak...
Önce dahiliye bölümüne muayene olmak gerekiyor, ordan alerji birimine aktarılıyorsunuz...
Amaaaannnn, ben derdimi anlatıyorum, doktor gözlerime bakıyor...
Ben konuştukça, doktor sessizliklere gömülüyor...
Testler istedi benden ama ben ne bilirim, ne nerde yapılır..
Dedim bana bunun prosedürünü de anlatın..
Yanıma birini kattı, katmaz olaydı..
Ben “kendime sevgili yaptım, artık elimi ayağımı çekeyim erkek milletinden” dedikçe, karşıma hep su gibi adamlar çıkmak zorunda mı?
O adamın o saatte orda ne işi olabilir?
Peki öle güsel bi adamın bana refakat etme olasılığı yüzde kaçtır?
Dün başıma gelen olayla, hayatım boyunca bana ayrılmış şans yüzdemin büyük kısmını doldurduğumu, bundan sonra şanstan bişi beklememem gerektiğini düşünüyorum...
Emre!
Düştü önüme o röntgenden bu kan testine; ne güsel bir gün geçirdik seninle...
Senin önünde tüm kapılar açıldı, ben de ardından seyirttim içeriye..
Sen olmasan, beni kim sallardı?
Bir günlüğüne bile olsa, hayatımın ışığı oldun...
Neyse, çok da cıvımadan anlatmaya devam edeyim...
Efenim bende allerjik rinit var imiş...
Ayrıca allerjik astım da varmış...
Ayrıca bi sinüzüt varmış bende, evlere şenlik..
Ayrıca burnumda kocaman polip varmış..
Ayrıca da bi bezim az çalışıyormuş...
Ben o yüzden tombulmuşum böle..
Aklandım, bi sevindim ki :)
Ben diyodum ama, su içsem yarıyo diye :)

Neyse....
Daha hastane maceramın yeni başladığını, yukardaki hastalık listesinden anladınız heralde...
Daha çoook gidip gelecek bu arkadaşınız çapaya..
Belki emre de gelir benimle..belki bi geleceğimiz olur beraber..
Belki ben zayıflarsam..
Şu bez çalışmaya başlarsa :)


askere gidecek olanların, nerelere gidecekleri belli oldu; dün gece...

bi sürü genç adamın, hayatlarının 5 ya da 12 ayını geçirecekleri yerler; birer birer göründü bilgisayar ekranında..

ömürlerinin birer parçası...

en verimli zamanları...


kıymet verdiğim bir kaç kişiyi uğurlayacağım pazar günü...

kimisini kalabalıklarla, kimisini bi başıma...


tek temennim, kafalarını dinlemek için kullanmaları bu dönemi...

kendileriyle kalmayı başarmaları..

kendilerini dinlemeyi öğrenmeleri...

yalnız kalmayı becermeleri...

ve gittikleri kadar güsel dönmeleri...


askerliğin en çok, ruhları yıpratmasından korktum...

yalnızlığın herkese iyi gelmediği aşikar...

yalnız kalmamak için, kendini parça parça harcayan adamlar gördüm...


gittiğiniz kadar güsel gelin..

gittiğinizden kuvvetli gelin...

oralarda lütfen, en çok kendinizi sevin...

O kadar sıkılıyorum ki bugün... şirketteki internet kısıntısı da, canımı sıkıyor fena halde... hiçbişi yapamıyorum.
Ya bana adam gibi iş verin, ya da internetime karışmayın arkadaş..
Yani ben işimde son derece profosyonelsem, eskiden burda çalışan adamların tüm gün ancak yaptıkları işleri 1 saatte bitiriyorsam, beni niye cezalandırıyorsun ki? Beni değerlendir başka mecralarda, etimden sütümden faydalan...
Ben yönetici olunca, bu konuya eğileceğim; kesinlikle.. öle azrail gibi masaların arasında dolaşıp, yüreklere korku salmayacağım. Kaldı ki sen niye dolaşıyorsun? Senin yok mu işin gücün? Demek sen de boş geziyorsun...hmmm....
Ben de outlook açıp, sanki çok önemli mailler yazmakla meşgulmuşum havası verip, ha bire yazıyorum; napiim...
İşsiz olduğu için üzülen arkadaşlara da bir çift sözüm var. Tamam para kazanamıyor olmak, hoş diil.. ama bu da çin işkencesinden beter, yemin ederim ya...
Halbuki otursam evimde, okusam kitabımı, izlesem filmimi.. kahvem önümde, sigaram masamda... ah öğrencilik günlerim ya... devlet bile kendini senden sorumlu hissedip, para verir her ay.. böle güsel bi hayat var mıdır ya? Devlet parasıyla içmek de, ayrı bi tatlı olur ama.. bu hakkı bana devlet verdi!
Sabahtan beri sıkılıyorum diye ağlıyorum. Bugünün bitmesi, yegane temennim; kısa vadede.. peki yarın ne olacak? Aynı bokun laciverti, çok afedersin...
Yok yok, benim çalıştırılıyor olmam, insan haklarına aykırı... ben en iyisi kendime bi zengin koca bulayım da tez elden evleneyim bari..
Hoş gerçi, her akşam eve gelen bi adamı da kim çekecek?
O maç fln da izlemek ister... gürültü evin içinde...
Yani zengin olduğu için alırsan, öle olur.. ama benim kısa bir zaman önce ilanını yayınladığım adam gibi biri olursa, izlemez maç fln... Hayatımız tam olarak şöle olur sanırsam...
Öğlene kadar uyurum.. öğlen kalkar; bişiler atıştırır, filmleri karıştırmaya başlarım... şöle hoşuma gidenlerden birini izler, kah güler kah ağlarım.. sonra kalkar, bi evi dolanırım. Sonra mesela; girer nete, bloglara bakarım... yazarım bişiler, bi sürü şeyler... yaparım kahvemi, alırım kitabımı... mesela secret garden eşliğinde... arada bişiler atıştırırım, sigara içerim istediğim kadar, istediğim saatte... akşama doğru duşumu alırım, mis gibi... alırım bi kadeh beyazımı elime, açarım Callas ablayı.. duş sonrası keyfi, yaklaşık yarım saat.. sonra, canım ne isterse artık yemek olarak. İster yapar, ister sipariş ederim... başlarım sevgilimi beklemeye... gelir mi elleri kolları dolu J şaraplar, votkalar, biralar... yanında çeşit çeşit peynir, meyve, çikolata... bişiler atıştırıp, başlarız yavaştan demlenmeye. Tabi bi duş alır sevgilim, günün yorgunluğunu atmak için. Ben ona aromatik bi banyo hazırlarım. Güsel bi müzik açar, o küvette yatarken, yanına şarabını götürürüm.. sohbete orda devam ederiz.
Salona geçeriz sonra, doğru şekilde ışıklandırılmış salona J güsel bir müzik eşliğinde, ki bu sefer ona bırakırım müzik seçimini, zevkine kendimden bile fazla güvenirim çünkü. Şarap mı olur artık, katık; başka bişi mi, ona da o karar versin. O seçsin herşeyi isterim.. evdeki adımlarını severim... uzun uzun, bıkmadan sıkılmadan konuşuruz. İçki biter, müzik biter.. sevgilimin uykusu gelir.. ben onu masaj yaparak uykuya hazırlarım...uyuruz sonra ama mutlaka sevişip uyuruz ... bu hiç değişmez :) sabah sessizce uyanır sevgilim. Sessizce giyinir, sessizce öper beni, sessizce işe gider.. ben duymadım sanır, öptüğü andan sonrasını bilirim halbuki... teni, tenime değdiğinde; içim ürperir, uyanırım..
Ne manyak bişi oldum ben... bunlar buraya yazılacak şeyler değil... bunlar, diğerine yazılacak şeyler. Çünkü aslında bunlar hayallerim değil, özlediklerim... yaşadığım için tadını bildiğim, başka bişiden tat alamama sebep olanlar.. bunlar aslında benim hayatımı kaydıran yaşanmışlıklar...
Oraya yazmayacağıma söz verdim.. kendime verdim hem de.. hayatımda ilk defa onunla ilgili verdiğim bir kararın ardını kollayabilmek istiyorum. Ona yazmak, onu özlemek istemiyorum.
Ama bak hala susmuyorum.
Kimi kandırıyorum?
Oraya yazmadım da, adam mı oldum?
Yine yazdım, ona yazdım...
Yine özledim...
Çok özledim...
Ölü Ozanlar Derneği filminde geçerdi bu söz, hatırlayan var mı? Robin Williams; öğrencilerini okuldaki bir ödül dolabının önüne götürür, o gün itibari ile belki hayatta bile olmayan gencecik adamların resimlerini gösterir ve kulaklarına bu sözü fısıldardı. “Carpe Diem” Gencecik Ethan Hawke, mmmmmmm :)
“Günü Yaşa” demek, bilmeyen varsa, info olsun... Geçmiş için üzülmeyi ya da geçmişin ne de güzel olduğunu düşünmeyi bırak... Gelecekle ilgili kaygıları da, sıyır at başından.. Bırak yıllar sonranın hayallerini kurmayı.. Günü yaşa!
İşte bendeniz de dün gece, naçizane bir karar aldım efendim.. Günü yaşama kararı... “Yarın nice olacak halim” diye düşünmeyi bırakma kararı... Yeri geliyor, öyle büyük olabiliyor ki bu tarz kaygılar; yaşadığı andan tat alamaz oluyor insan. “Ya bu adam yarın bi gün beni üzerse?” deyip de, bu günü hem kendine hem de ona zehir etmenin anlamı ne? “Ne çok sevdiler beni, bu da aynı öyle sevsin” demek de, pek bir iyi niyet kazandırmıyor insana... Varsa yoksa öfke, varsa yoksa kriz... Kendimi rahat bırakma kararı aldım aslında ben... Ben kendimi ne kadar rahat bırakırsam, kontrolüm altında olan herkesi ve herşeyi de o kadar rahat bırakırım; bildim..
“Bugün bitsin artık” diye düşünmekten de vazgeçmeliyim sanırım. Çalışıyor olmak, iş yerinde mutsuz olmak ya da yaptığın işten sıkılmış olmak; bahane değil.. Her gün birbirinin aynı.. Hani şu reklam varya, “geriye dönüp baktığında, bıraktığın iz bu kadar aslında” diyen. Çok sarsılıyorum ben o reklamı izlerken.. O kadar gerçek, o kadar benim hayatım ki... Her gün aynı saatte kalk, aynı araçla işe gel, aynı masaya otur, aynı yüzlere bak, aynı esprilere gül, aynı işi yap, aynı saatte çık, aynı araçla eve dön, aynı eve gel, aynı koltuğa otur, aynı şeyi iç, aynı şeyleri izle, aynı şeyleri konuş, aynı saatte yat....Hayata bıraktığım iz, evimle işim arasındaki bir metro tünelinden ibaret aslında... Hep yorgun ve hep mutsuzum.. Hep istiyorum ki akşam olsun, çıkayım şu ofisten... ve sonra akşam oluyor, çıkıyorum şu ofisten... sonra gün bitiyor ve ben bir gün daha eskimiş oluyorum. Bir gün daha yaşlanıyorum... Hayat geçiyor işte, hep bir şeyleri bekleyerek.. Yazın gelmesini bekleyerek, tatile gitmeyi bekleyerek, haftasonunu bekleyerek, doğumgünümü bekleyerek vs..
Ama artık en azından çabalama kararı aldım. Her gün, yeni gün; farkında olarak. Bugün olan hiçbirşey, yarın olmayacak. İyisi de kötüsü de, bugünde kalacak işte... en iyisi, hatırlanacak günler yaşayabilmek... en azından seneler sonra, şu yaşımı hatırlamamı sağlayacak bir şeyler yaşamak...
İşte ben dün; naçizane bir karar aldım efendim... Robin Williams, bir ödül dolabının önünde kulağıma fısıldadı, yanımda gencecik Ethan Hawke; “Carpe Diem”
7.04.2009

ConFuSeD ?

hastalığımdan mütevellit, çıtırımdan şefkat beklediğim bir dünü geride bırakırken; bahtsızlığımın duvarları bir kez daha üstüme üstüme geldi okuyucu..
ey sevgili okuyucu...
gerçi böle bir olayı bile kendime yonttuğum için, ne kadar da hayvan doğalı, bencil, yuh arsız bir insan evladı olduğumu sen sormadan ben söliim...
akşamın erken saatlerinde benim çıtır arayıp "polly beni hızlı dinle" deyince, "o ne demek lan?" şeklinde dalga geçmek için tüm hazırlıklarımı takriben 3 sn içinde tamamlamıştım ki; cümlenin devamı geldi.
"ananem hastalanmış, acile kaldırmışlar. biz ailecek bursaya gidiyoruz acilen" dedi.
bilemedim ne diyim...
beni habersiz bırakma dedim, geçmiş olsun dedim ama...
vızıldasam daha çok şey ifade ederdi sanırsam..
hatta kızdığımı da hatırlıyorum. şimdi düşününce çok utanıyorum ama, o an kızdım napiim...
neyse; o saatten beri ses yok kendisinden. ben de aramak istemiyorum şimdi. akşam bi msg attım ama, ses vermeyince üstelemedim. şimdi de üstelemiyorum.
ama hatırlamıyorum ki ben, o yaşlarda ne kadar desteğe ihtiyaç duyardı bünye...
sessizlik bi nevi terbiyesizlik mi şu durumda?
yoksa gösterilecek saygı mı, olmadığı kadar belki...
bilmiyorum..
hayatla ilgili kafam karıştı benim yine....
onunla ilgili, kendimle ilgili..
dün gece yeniden sakin ve huzurlu hayatımıza döndük ev arkadaşımla..
çay içtik, dizi izledik, kitap okuduk..
farkettim ki, özlemişim...farkettim ki, yorulmuşum...
ve dedim ki dün akşam...
"ben, beni hayata taşıyacak bir adam değil; benimle, benim hayatımı yaşayacak bir adam istiyorum"
ve sanırım bu adam, o adam değil...
enseyi karartmayalım....
benim bencilce hezeyanlarımı taşıyacak bir adam bulmam nasılsa zor..
du bakalım...
:(
6.04.2009

ARaNıYoR

efendim, düşündüm taşındım...
bir ideal erkek profili çıkarmaya karar verdim.
neden?
çünkü böle biri varsa, ben bilmeden geçip gitmesin..
bi şekilde hayatıma girsin isterim.
buyrun..
* franz kafka kimdir, bilsin.
*big brother esprisi yaparsam, anlasın.
*maria callas' ı sevsin, tabi önce kim olduğunu bilsin.
*operaya gitmeyi sevsin.
*tiyatroyu da sevsin.
*deneysel sinemadan hoşlansın. avrupa ve türk sineması özellikle.
*az bişi edebiyattan, felsefeden fln anlasın.
*david hume, bir lost karakteri olmasın onun için.
*konuşmayı bilsin, hitabeti kuvvetli olsun.
*saygı uyandırsın etrafında, sevsinler saysınlar..
*kendiyle barışık olsun. kendini kanıtlamaya ihtiyaç duymasın.
*bağımsız olsun.
*ana diline hakim olsun. -de'leri, -mi'leri ayrırsın en azından.
*bir kadını sevmenin, bir kadın tarafından sevilmenin ne demek olduğunu bilsin.
*alkol alabilsin, şaraptan anlasın.

şimdilik aklıma gelenler bunlar.
varsa çevrenizde böle bi adam, rica edicem beni bilgilendirin a dostlar :)
çok fena hastayım yaw blog..
senelerdir hasta olmamıştım.. bırak hasta olmayı, üşütmemiştim bile.
ama tabi kendinden genç oğlanla gecelerde fink atarsan, bi de bunu aralıksız her gece yaparsan; olacağı bu..
o kadar uykusuzluğu, alkolü ve yorgunluğu; benim zavallı bünyem kaldırmadı sanırsam..
ya da 20 dk kadar tarlabaşı bulvarında soğuk ve strese maruz kalarak çıtırı beklediğim için de olmuş olabilir..
tek istediğim yatmak.
dün bütün gün uyudum...
24 saat uyur mu bi insan evladı? uyudum valla. hem de kafama kadar battaniyeler çekerek..
bi terleyip, bi üşüyerek..
eve mi gitsem, naapsam?
4.04.2009

ÇıTıRa NaSiHaT

bak şimdi; dakka bir, gol bir...
bence bir erkeğin, ailesiyle problemi olmamalı arkadaş.
yani, ergenlere has problemleri olmamalı.
varsa da onu ergen kategorisinde anmalı, erkek kategorisinde değil..

yok eve geç geldin, yok gelmedin diye terlikler uçuşmamalı havada...
sevgiliyle kaldığı gece pek erkekken, sabah eve nası gircem şimdi annem kıyameti koparcak dememeli.
niye biriniz bile uyarmadınız beni "çıtır oğlan buldun kendine ama bunun bi de böle yan etkisi vardır" diye ?
nasihat verdim sabah sabah adama ya..
"annelere ters yapılmaz, gönlünü al, şöle yap, böle de, bıdı bıdı, vıdı vıdı" diye...

bakalım daha neler göreceğiz ya....
3.04.2009

İf/Şa

kendimi ifşa edesim var bugün yaw...
kim olduğumu, ne olduğumu bir bir sıralayıp, sonra da bu diyarlardan gidesim var...
noluyo yaw?
bence varya, hayat çok boktan....
eski sevgilimin blog sayfasını okurum arada..
ama o bilmiyo bunu...
yıllar önce laf arasında sölemişti bi kere.
ben de manyak gibi ezberlemiş, okuduğumu da sır gibi saklamıştım...
eskisi kadar olmasa da ,arada bakıyorum hala..
ilk ayrıldığımızda, ayrılıkla ilgili hiç bişi yazmamış olması beni öle çok yaralamıştı ki..
"bi ben mi üzülüyorum ya?" diye düşünmüş, belki de bu sayede daha çabuk kurtulmuştum çektiğim acıdan...
sonraları hiç bir kadın adı ya da varlığına işaret görmedim blogunda.
benden sonra o da toparlayamadı kendini fln diye düşünüp keyiflenmiştim ne yalan söliim.
ama az önce uzun zamandır bakmadığımdan, bayaa eskiye dönük yazılarını okudum.
"the bed is too big without you" yazmış adam ya...
içim acıdı lan!
bana hiç böle güsel şeyler dememişti..
burdan taa mersine kadar gidip, kafasını patlatmak geldi içimden; yeminlen bak..
bi de şiir yazmış birine ait, altına da farklı renkte "nerden aklıma getirdin güselim" demiş...
insanlar böle böle katil oluyo bence..
allah cezanı versin senin!
ateşlere gelesin, sürümsürüm sürünesin, sevip de kavuşamayasın işşallaaaa!!!!!!!!!!
2.04.2009

32 DiŞ


çok mutluyum lan blog :)
ne güsel olabiliyomuş, hayat denen şerefsiz; isteyince...
bunca zamandır bana eziyet çektirir dururmuş meğer..
sanırım benimle uğraşmaktan sıkıldı artık...
hadi işalla :)

bahardan mıdır, havadan-sudan mı; bilmem..
ama içim konacak yerler bulamıyor kaç gündür...
aşık oldum ben bu adama be ya!
hoyde :)


bugünün 1 nisan şaka günü olması münasebetiyle; olduk olmadık şakalar yapan ya da yapmayı planlayan, kendi hakkında "baştan beri sölediğim herşey yalandı" diye yalanlar söleyen ve yüreğimin ağzına gelmesine sebep olan, beni bariz şekilde üzen herkesi kınıyorum...

bu cem yılmaz'ın gösterisinde anlattığı "bilim adamıysan elindeki asiti karşındakinin yüzüne atmak, amele isen elindeki inşaat demirini karşındakinin kafasına vurmak" kadar mesleki hayvan şakasıdır...

bir ben değil, herkes kınar..
bi de ben üzüldüm üstüne, bunca zaman kandırıldım diye..
ayıp ya...
 
MüTeveLLi HeYeTi © 2009. BaLıK GöZüNDeN İNeK!