11.12.09

oH Bea...


Bardağını kapan gelsin, çaylar benden!

Şakir, sen kal...
:D

8.12.09

GuZuR


annemin evinden bildiriyorum!

önümde çayım, yanında sigaram, yan koltukta dünya tosunu kedim ve annemin huzuru ile mutluyum be atom!


sınav da bitti, sunum da..

iki ödev hazırlamam lazım haftaya kadar.. hepsi bu.. nası rahatım bu akşam..


bi tek eksiğim var, içimi acıtan..


ama hayat güsel, yarın önemli.. hem de iki ayrı açıdan..

du bakayım, beklediğim o iki haber de iyi sonuçlanırsa; hepinize benden çay...

(şakir'e çay yok!)
şimdi, herkes işinin başına..
saat 00.53, ayaktayım..
ders çalışmak için, gün içinde uyudum çünkü..
ders çalışmak istemiyorum.. artık istemiyorum...
yorulduğumu hissediyorum..
tükenmişlik sendromu diye bi tabir var, bizim elemanlardan birinin tez konusu...
araştırmaya gönüllü denek olmak niyetindeyim..

kendimi dinlemek gibi bi alışkanlığım yok benim..
mesela doktora gidersin de, sorar di mi.. "ne zamandır var bu şikayetiniz, peki öksürük de var mı yanında" fln gibi.. verecek cevap bulamam ben.. çünkü kendime hiç dikkat etmem... yazmasam regl tarihlerimi bile bilmem.. o kadar yabancıyım kendime.. mental bi varlıkmışım gibi sanki, bu beden benim değilmişcesine..
son zamanlarda korkmaya başladım ama.. kendimi dinlemediğimden düzenli bi rahatsızlığım yok gibi geliyo ama, aslında pek çok insanı yatalak yapabilecek dertlerin pençesindeyim korkarım...
bıraksalar beni, alsalar tüm mecbıriyetlerimi omuzlarımdan; bütün gün evde uyuyarak ve ilaç içerek yaşayabilirim.. attığım adımda yoruluyorum..
bi hastalık teşhisi kondu bana ilkbaharda.. böle yorgunluk yapan, kilo aldıran, kansızlık yapan fln.. adı da hipotiroid.. ben ilacını bile içmiyorum meretin... zaten alerjim bin beter.. burnumdan nefes alamadığımdani yarım performanstayım.. bi de gün içinde 50 hapşuruk, çoğu peşpeşe.. bi de akıp duran bi burun, sulanan gözler fln.. uykum bile verimsiz, uyuduğumu anlamıyorum..

farkındayım böle yaptıkça, kendime acıyorum ama bak sölemedi demeyin, içimde bi his var ki, yakındır ben ölür giderim.. hani insanların hayalleri olur ya.. vision diyo ecnebiler.. bende onlardan yok hiç.. mesela kendimi kucağımda çocukla düşünemiyorum.. üstümde gelinlik de olmuyor hiç.. istesem de, o imajı beynimde oluşturamıyorum.. demek ki diyorum, olmayacak..

aman.. neler söylüyorum böle kuzum!
çok kaşınıyo ama burnum ben hacı.. genzim de kaşınıyo.. gözlerim de.. sürekli bi hapşurma isteği içimde.. yanımda bi rulo kağıt havlu.. iki günde bi rulo eziyorum zaten..

sıkıldım çok ya.. valla bak..
5.12.09

HeZeYaN

ders çalışmam gerektiğini sölemiştim di mi? bu gün içinde yazdığım yazıyı okuyanlar bilirler.. evet yılmadım bu konuda, çalışacağım... kardeşime gittim, geldim.. uyudum.. sabahın beşinde kalktığımdan mütevellit, deli gibi uykusuzdum.. hatta yolda ineceğim durağa saniyeler kalmışken, gözüm açık rüya görüyordum... bu adrenalin bile beni uykudan alamamıştı.. yeni uyandım.. bişiler yedim, kola içtim ve evet şimdi ders çalışmaya başlayacağım...
ama...
sevgilime "bu akşam ders çalışmam lazım, gelme sen" dedim.. çünkü o burdayken, konsantrasyon sorunu yaşıyorum... ders fln da çalışamıyorum.. konuşasım, oyun neyin oynayasım, itişip kakışasım geliyo...
ama bugün o kadar kötüyüm ki... alerjim tavan yapmış durumda, burnum silmekten yara oldu, hapşurmaktan ciğerlerim sızlıyo.. gecenin ilerleyen saatlerinde daha da kötü olmaktan korkuyorum.. şimdi sevgilimi çağrmak niyetindeyim.. onun yanımda olması, gecenin köründe fenalaşma ve hastaneye gitme ihtiyacımın doğması olasılığına karşı beni rahatlatacak gibi..
ama ulaşamıyorum kendisine.. uyandığımda aradım, meşgul verdi.. genelde öle yapıyo.. sen kapa ben ararım demek.. ama aramadı, nerdeyse yarım saat oldu.. nolur uyuyo olmasın allam, çok korkuyorum...
şimdi işten çık, bi de karşıya geç.. annem, kardeşimin evlendiğinde oturacağı evi görmeye gidiyo bugün.. yani nişanlısının evini.. biz de bu büyük olaya şahitlik etmek üzere orda hazır bulunacağız..

hayır, ben niye gidiyorum; onu bilmiyorum.. benim salı günü hayvan gibi bi dersten sınavım var.. oturup çalışmam lazım.. ama yine de kıramıyorum, gelemem diyemiyorum...

olacak bişi de yok ha.. gidices, oturup kahve içices, teyzem sigara içirmeyecek bize evde, balkona fln kaçıcas.. annemle teyzem kendi halinde sohbet ederken, biz de kuzen kuzene arka odalardan birinde takılıcas.. eve gitme sebebimiz olan ev gezme işi de takriben yarım saatte sona erecek..
işte şuraya şöle perde, böle yemek odası fln..

akşam eve döndüğümde muhtemelen uykum olcak çok, yorgun olcam.. uyucam muhtemelen... uyanabilirsem, ders çalışcam.. uyanamazsam, yarına kalcak.. bi günde 200 sayfa çalışılır mı? çalışılırsa, o çalışmadan hayır gelir mi?

o değil de, bu sabah beşte uyanmış bi bünyeyim ben... duş almış, oje fln sürmüş bi bünya hatta..
ona göre organize olursanız...
4.12.09

BeNDeN GeÇMiŞ

aaaah, ah...
dün akşam bir efkar dağıtalım dedik, aldık bi ufak yeşil...
abbovvv! resmen benden geçmiş. iki kişi bi ufak içer de biri bayılır mı?
evet evet, o bayılan benim :) resmen kafam 1500 oldu...
gerçi biraz hızlı içtiğim söleniyo ama olsun...

şu alerji çıktı çıkalı, içki içemez oldum ya..
dün akşam da; rakıdan bi yudum alıyorum, başlıyo burnum kaşınmaya..
arkasından bi yudum su içiyorum, azıcık hafifliyo...
dört beş yudumda bir, hapşuruk krizi...
pek fena, pek..
insanı içkiden soğutur yaw...

oysa böle miydim eskiden?
çok güsel içerdim ha, öle böle değil...
hatta bi akşam tek başıma bi büyük votka içmişliğim bile var, yanında vişne suyuyla...
teeey,tey! şaraplar, biralar,rakılar...
ne güsel insandım ya, ne güsel içer de hiç sapıtmazdım..
bi de şimdi şu halime bak.. bi ufağın yarısını iç, bayıl...

bi de sarhoşluğum da pek temizdir benim...
içmeye ilk başladığım dönemler hariç, içip de rezalet çıkarmışlığım ya da kusmuşluğum fln yoktur hiç.. hemen uyurum... ama ne uyumak :)

zaten benim hayatın dertleri tasaları ve dahi zorluklarıyla baş etme yolum hep uykudur..
canım mı sıkıldı, uyurum... kalktığımda geçmiş olur.. her tartışmayı, kavgayı fln unutuveririm 2 saat uyuyunca... olayın şiddetine göre, uykuya duyduğum ihtiyaç artar mesela.. çok büyük bi kavgaysa, 10 saat uyuyunca unutuyorum..daha küçüklerinde süre 2 saate kadar düşebiliyo... ama uyumadan da gudubetin allahı oluyorum..

mesela, tartışıyoruz sevgilimle diyelim... aradan zaman geçiyo, aramız düselsin diye şirinlik yapıyo bana.. bi hönkürüyorum! benden beklemezsin yani.. ulen dersin bu kadar ufacık bişiden böle bi hönkürme nası çıkar... "hiçbişi olmamış gibi davranma bana! unutamıyorum, atamıyorum etkisini üzerimden.. uzak dur benden!" fln gibi.. hemen geri çekiliyo yavrum tabi..
sonra ben yatıyorum.. bi temiz uyuyorum, dediğim gibi olayın şiddetine göre.. uyanınca, eser yok eski halimden.. nası mutlu, çocuk gibi.. hafızam herşeyi silmiş... kim kimle tartışmış, onu bile bilmiyorum... yanaşıyorum sevgilime, bu sefer o bozuk atıyo... "ağzıma sıştın az önce unutamıyorum diye, ben de unutmuyorum o zaman" fln gibi zeytinyağı cümleler kuruyo... bi defa daha hökürüyorum bu sefer.. "sen uzat daha.. ne olur unutsan da aramız düzelse? amma kincisin arkadaş.. sen iki sene sonra, beni kesersin de" gibi :)

ama allahtan alıştı artık bu halime.. eskiden tartışınca ben yatmaya yeltenirdim de çok kızardı.. "tartışmanın ortasında yatıyosun, herşey yarım kalıyo, uyuz oluyorum" derdi. şimdi artık teşvik ediyo desem yeri.. bakıyo benim gözler kapanmaya başlıyo.. yatakta oturuyosa mesela, hemen kalkıyo ki, ben yatabileyim.. yatayım da, sakinleşeyim..

kıssadan hisse: uyumak güseldir, alkol almak kötüdür.. birbirinizle tartışmayın, hayat bayram olsun..
ne zaman ki, durup duruken aklıma bişi gelir; o aklıma gelenin başına bişi gelir..

en yakın örneğini Emre Matraş ile yaşadım yahu.. "heeey hey, böle de bi adam vardı, nerde ki kendisi şu ara, ne hallerde acep" konulu bi yazı yadım.. iki güne kalmadı, yok şirketi batıyomuş, yok miras yoluna harap olmuş tadında bi haber izledim tv'de.. kendimi suçlu hissediyorum çok..

ama sormadan da edemiyorum.. şu eurovision'da birinci olan norveçli çocuğa noldu yaw?

ps: hiçbi şekilde sorumluluk almıyorum.. elin norveçlisine benden ne zarar gelebilir ki?
Faktör analizi ne ya!

iyice kafayı yemek üzere olduğumu düşünmekteyim..
profesyonel yardıma ihtiyacım olduğu çok açık..
acil çevirmen aranıyor!
26.11.09

BLa


hayatın tüm yükü omuzlarıma çökmüş gibi hissediyorum...

25.11.09

HeSaP

kaç gün önce sürdüğüm kırmızı ojelerim, çok az tahribatla hala tırnaklarımda ve sapasağlam..
oldukça şaşkın ve mutluyum.. ama bu akşam çıkaracağım sanırım.. bana kırmızı çok yakışıyor evet ama kırmızı da bi yere kadar.. tek yakışan kırmızı mı canım!

dün girdiğim sınavım çok kötü geçti a dostlar.. ilk iki sınava da yeterince çalışmadan girmiştim ama şans bi şekilde yanımda olmuştu.. ondan şımardım sanırım.. ama bunda şansım tutmadı... "sözde" kelimesinin yerine "basit" yazdım.. şimdi size hiçbişi ifade etmeyebilir ama, çok önemliydi bea :(

sims oynadım dün bütün gece.. uzun zamandır istiyordum zaten, sevgilim buldu getirdi.. nası mutlu oldum! eski günlerime döndüm adeta.. gerçi sims bile kendini aşmış, bi uzay çağı olmuş ama; sims, simstir!

bayramda annemin yanına gidemeyecğimi düşünüyordum.. çeviriler ve ödevler beni benden alsın istiyordum. ama dün kardeşim aradı ve hizaya getirdi beni.. duysan; nerde o eski bayramlar tadında, yaşar usta kıvamında konuşmalar... en azından ilk gün, kutlamalara katılmaya karar verdim...

bu aralar bi gerginlik, bi sıkıntı... işalla geçecek ama, güsel şeyler duymaya az kaldı...

bi de ben burda çalışmaktan artık çok sıkıldım... her tür iş teklifine açığım.. nası olsa bi sene içinde üniversite hocası olcam, bu bi seneyi burda geçirmesem olmaz mı ya? girişimciler, sözüm size.. :)

içimden geçen bazı şeyler var.. iyi mi kötü mü bilmiyorum ama geçiyolar işte.. ister hayal deyin, ister plan... olur ya da olmaz.. isterim ya da vazgeçerim... hiçbirine kefil değilim ama hayat insanı bazı şeylere zaman vasıtası ile hazırlıyomuş... bu da bu yazının anafikri olsun..
23.11.09

VazgeçemiyoruM

ne senden, ne müzikten..


Keşke diyorum, bu kadar körleşmemiş olsaydım.. bu kadar duyarsızlaşmamış... eskisi gibi rahat ifade edebilseydim kendimi.. keşke eskisi gibi, herşeyi ifade etmeye değer bulsaydım aslında...

Hemen her konuda yazabilenlere özendiğim kadar, çok az şeye özeniyorum şu aralar.. oysa kompozisyon derslerinin en iyisiydim... en iyi yazan, en iyi tamamlayandım hep.. şimdi üşeniyorum.. hiçbirşey yazmak için uygun gelmiyor. Kimini yazmaya kıyamıyorum, kimini yazmaya değer bulmuyorum..

Bir konudaki fikrimi belirtmek için yazı yazmak, yorucu geliyor bana. Kimselere kendimi anlatacak kadar heyecan taşımıyorum, bi süredir içimde.. yaşadıklarımı anlatmaya üşeniyorum... o kadar çok anlattım ki; kah kendime, kah başkalarına.. o kadar güsel hikayelerim vardı ki benim, anlatıla anlatıla eskiyen.. en azından benim için, sıradan oluveren...

Beni eskiten, yaşlandıran tüm yaşanmışlıklar, sadece benimle kalmaya mahkum sanırım... Aklımdan geçenler de, aklımdan geçmekle mükellef işte..
Bazen susmak, unutmak için.. bazense, uyumak...
Unutmak tek gerçek..

İnsan, unutmasa yaşayamazdı...

Ne güseldik bir zamanlar.. ne özeldik... hakkımızda söylenenler, bizi tanımaz şimdi.. gitsek o şehirlere; bize bizi anlatırlar muhtemelen, kim olduğumuzu bilmeden.. ama ben anlatamam kimselere, üşenirim..

Biliyorum eskidim, biliyorum değiştim.. üşendim çok, çok bekledim.. gocunmuyorum da..

Şehir efsanesiyim..
cumartesi günü, sabahtan hatta; girdiğim direksiyon sınavından 90 alarak geçtiğimi bildirmekten onur duyarım...
müfettişler bile bana "geçen hafta sınava girmedin heralde sen" dediler.. çünkü benim girdiğim gün, sadece geçen hafta kalanlar vardı.. bense ales'e girdiğim için gidememiştim... belirttim bunu :D
iyiydim valla, ne yalan söliim... geçtim de, mutluyum.. ama ev arkadaşım yine kaldı, yastayız :(

bunun dışında ben hesionka'dan bi broş aldım, iki hafta kadar önce... bak bu... ev arkadaşıma hediye olaraktan, doğumgünüsü için.. çok beğendi, bayıldı hatta.. ama bi türlü yazamadım buraya.. hesi'ye yakışan bi alıcı olamadım :( resimlerini de çektim, ama işte kader.. becerikli ellerine hayranlık beslediğimi belirteyim bari de, ucundan affetsin beni :)

bunun dışında elalemin akıllısı' na çok büyük teşekkür borcum var benim.. bana çok yakınlarımın yapmadığı bi iyiliği yaptı.. ben de elimden geldiğince karşılığını vermeye çalıştım... gözün kapalı güvenilecek bi insan olduğunu anlamış oldum bu vesile ile... hala teşekkür borcumu ödeyememiş gibi hissediyorum... ellerin dert görmesin arkadaşım :)

salı günü sınavım var, ama çalışamadım yine.. belli bi yaştan sonra olmuyormuş demek ki hacı... uykulara gark oluyorum sürekli ve tahmin ediyorum psikolojik... ders çalışmamak için geçerli bi bahane verenin, 40 yıl kölesi olurum :D

bi de canımız sıkkın şu aralar.. üzerimizde bi belirsizlik... bahsetmek istemiyorum aslında ama, aklımın yarısından çoğu da orda... işalla bugün hayırlı bi haber alcam, işalla hayırlısı...

şimdilik bu kadar...
herkese iyi haftalar..
20.11.09

BaŞLıK

eveeeet, bi süredir buralardan uzak kalmak durumunda kaldım maalesef...
bu arada da neler neler yaşadım...
iki tane vizeye girdim, birbirinden kasınç...
yeni yeni sivilceler çıkardım bu vesile ile...
çok zor sınavlardı; bi de sınıf dediğin topluluk 6 kişiden oluşunca, sınıfta değil, konferans salonunda oluyorsun sınavı..
ah dedim eski lisans günlerim...
en azından hatırlatma notu fln yazardık sıralara (kopya değil bak, buraya dikkat)
şimdi oturduğumuz sandalyeler bile, birbirine metrelerce uzaktı...
yalnız ve mağrurduk...

neyse ya, geçti gitti...
güncel program ise; yarın sabahtan direksiyon sınavı, sonrasında işe yetişip rapor hazırlama...
pazar sabahı kpds
salı günü bi vize daha...

bi sürü de çevirim var yine..
nerden baksan toplamı 70 sayfa...
bi makale yazmam, bi seminer sunumu hazırlamam; iki ödev hazırlamam, çevrilmiş ödevleri sunuma dönüştürmem, çevrilmiş iki makaleyi de sunum haline getirmem gerekiyo...
bi de, bi vizem daha var 8 aralıkta...
dönem 23 aralıkta bitiyo...
ocak başında finaller başlıyo...
yetişir mi, allah kerim :)

ama ikinci dönem daha rahat olacağımı düşünüyorum.. ders sayım azalacak..
gerçi bir üniversitede ders vermeye başlayacağım, şubat ayından itibaren :)
o da ders dışında kalan tüm zamanımı alacak gibi görünüyo..
olsun ama, hiç de sızlanmayacağım bu konuda..
hatta şimdiden vereceğim dersin materyallerini toplamaya başladım sayılır..
çok güsel bi his bea!
bundan gayrı hocam diye seslenecek bana genç nesil...

haberler bu kadar...
hakkında yazacak çok da fazla şey yaşamıyorum aslında...
yaşadıklaırmı da buraya yazamıyorum..
biraz kapana kısılmış vaziyetteyim :p

hepinizi salonda seviyorum :)

ps: beni salonda seven kaan sezyum'a sevgilerimle....
16.11.09

ADDicT


ALES'e girdim dün, yazmadım zamanında... şimdi yazayım bari dedim...


aranızda giren var mı bu sınava bilmem, ama ben yakın arkadaşlarımdan birini zorla soktum, ev arkadaşım ve kardeşim de girdiler.. benim çevremden çok giren oldu kısacası.. öğlen yemek sohbetimiz bile bunun etrafında şekillendi hatta..


sınava girme psikolojisinin, bağımlılık yapan bi aktivite olduğuna karar verdik en sonunda.. okul bitip de iş hayatına atılınca insan derin oh çekiyor kabul.. ama aradan iki ya da üç sene geçince, işten gelip de evde televizyon karşısında pineklemek tuhaf gelmeye başlıyo insana.. sanki bişiler yapmak gerekiyomuş da, yapmıyomuşsun gibi.. "nası yane, şimdi ders çalışmak zorunda değil miyim?" "sınav olmayacak mıyım yane bi daha?" gibi sorular kımıldamaya başlıyor beyninde..


işte bu his de, yüksek lisans gibi aktivitelere atılma cesareti yaratıyor kişide.. yeniden kitap başında pinekleme isteği uyandırıyor.. bu iyi bişi mi, bence öle... ders çalışma bağımlılığı; ne ala, o la la! geliştirir insanı, kualifikasyonuna kualifikasyon katar...


ama burda sorgulanması gereken, bağımlılığa dönüşmüş olmasıdır... bildiğin sigara aramak gibi yemeklerden sonra.. ağlana sızlana, ders çalıştığı günleri özler mi insan? kanser yapacağını bile bile sigara içmekten zerre farkı yok, sıkıla sıkıla ders çalışmayı gerektireceğini bile bile yüksek lisans yapmanın..


dün oturduk konuştuk ev arkadaşımla.. yüksek lisans yapmak istiyor, hiç mi hiç ders almıyor gözünün önündeki ibret hikayesinden... yukarda bahsettiğim sebeplerden hem de.. hayatını boş ve anlamsız hissettiğinden.. anlamlandırmak için se bulduğu çözüm; yüksek lisans... peh...


dedim ki, peki ne gerek var? bi arkadaşım var gözümüzün önünde, örnek olarak.. lisede annesi kansere yakalandığı için okulu bırakmak zorunda kalmış ve sonrasında da devam etmemiş. iş hayatına girmiş, senelerdir istikrarlı ya da istikrarsız çalışmakta...

resmi olarak bakıldığında (geçerli bi sebebi olsa da) ortaokul mezunu sayılan bu kızımızın, çalıştığı şirkette benden iki kat fazla kazanıyor olması, neye dalalettir? yaptığı işin de telefonlara cevap vermekten öteye gitmediğini biliyorsak üstelik...


şimdi ben yüksek lisans yapacağım da ne olacak? gecelerce uykusuz kalmalarım, gözlerimin bozulması, derse gitmek için izin alma mecburiyeti yüzünden doktora gitmek için izin alamadığımdan sağlığımın tehdit altında olması vs..


kıssadan hisse; yüksek lisans ve benzeri eğitimsel aktivitelerin, kişiye reelde hiçbi katkısı olmamaktadır. akademik kariyer peşinde olanlar dışında, bu iş deli işidir.. ama biz yıllar yılı, yarışmak zorunda bırakıldığımızdan, yine yarış istiyoruz işte..


sınav bağımlısı olduğumuzu idrak etmeli ve ömrümüzü yiyip bitirme riski olan bu zararlı alışkanlıktan kurtulmak için gereken önlemleri almalıyız...


ben Polly, 28 yaşındayım ve sınav bağımlısıyım...



ps: haftaya kpds' deyim :)





 
MüTeveLLi HeYeTi © 2009. BaLıK GöZüNDeN İNeK!