bu ne kadar garip bir hismiş!
kuzenimin ve "kardeşim" dediğim arkadaşımın bebekleri oldu daha önce.. ama bu duygu daha garip, daha tuhaf, çok yabancı...
çok çok heyecanlı...
onlarda da sevindim, içim içime sığmadı ama..
bu sefer gerçek değil gibi.. 
bu sefer çok çok farklı!!!

ilk üç ay, düşük tehlikesi varmış bu işin doğasında.. o yüzden şimdiden hayal kurmayın diyor kardeşim.. ama insan düşünmeden edemiyor.. hayal kurmadan duramıyor!!
allahım!
sağlıklı sıhhatli olsun..
ne olur, herşey yolunda gitsin..
kasım ayında inşallah, yeğenimi kucağıma alabileyim!!
neden facebook aracılığı ile aforizmalar yumurtlarlar ki?
öylesine sinir oluyorum!
sanki arkadaş listendeki insanlar senin ne yüce bir insan olduğunu anlayacak! ne kadar derin düşünen, ne kadar da da içli, hisli.. entel!!

bunlar bir de kısımlara ayrılıyorlar..
kendi mabadlarından aforizma uyduranlar; bir de film replikleri olur, şarkı sözleri olur, bu tip kaynakları emirlerine amade kullananlar..

" Bir sırrın sorumluluğunu,arkadaşıma vermeden önce,iyi düşünürüm!!!
Belki sandığın kadar ukala,belki de tahmin edemiyeceğin kadar mütevazıyım...
Biraz saklıyım,bazen yasaklıyım,kimseyi örnek almam,kimseye örnek olmam,arkama bakma.
"ASLA"demem.
KEşKELERİ SEVMEM...!!
Ben buyum MAZİMİ SİLEMEM GÖMERİM...!
YAŞANMIŞLIKLARI İNKAR ETMEM GÜLERİM..! "



bu örnekte olduğu gibi..
madem böyle laflar edeceksin, bari türkçen düzgün olsun!
bu ne ya...

belki de ben hatayı, öğrencilerimi facebook hesabıma kaydederek yaptım..
20'li yaşlarının başında, aklı yarım, fikri yamuk çoluk çocuğun aforizmaları ile kirleniyor hafızam! sinirim bozuluyor, içim sıkılıyor... ülkemin geleceğine olan inancımı yitiriyorum yahu! bu kadın da çocuk yetiştirecek, memlekete faydalı!!!







10.3.12

ÖLMeDeN ÖNCe

ölmeden önce görmek istediğim bi kaç yer var..
bunlardan biri de grand canyon..





çünkü insan bazen, şu evrende ne kadar küçük olduğunu hatırlamalı.. böyle bir görüntü karşısında, sadece eziklik hissedebiliriz sanırım!!
MuaZZaM!!!!!
29.2.12

HaL

hani böle yapman gereken çok çok fazla iş vardır, gözünde büyür..
nereden başlaman gerektiğini bile bulamadığın için, elin kolun bağlanır..
işler birikip zaman daralırken, sen öööle oturursun..

işte ben, tam o noktadayım :(((


HoPPaaaa :)))


ben yaptım :)))




15.2.12

Bu SaBaH

                                      

istanbul karmış kışmış, çok şükür ki atmışız kendimizi sıcak memlekete.. burda yağsa yağsa yağmur yağar.. ama ne yağmak... ceviz büyüklüğünde taneli, baraj kenarında yaşar gibi gürültülü..

çok çok güzel geçen bir sevgililer gününün ardından, güsel başlayan bir sabahta; köpüşlerimi de alıp dışarı çıktım. normalde huyum değil köpek gezdirmek ama rica etti kocam, "kırayım mı yani" dedim kendime ve tüm üşengeçliğimden silkinip aldım elime tasmaları.. iyi ki de çıkmışım...
yüzünü çekingence de olsa gösteren bir güneş, bir taraftan da yavaştan sinsice yağan yağmur.. yumuşak bir hava.. içim temizlendi sanki...

okula geldim sonra, yolda yağmadı neyse ki... başımı sokmamı bekler gibi, bir başladı gözünü sevdiğimin yağmuru... açtım pencereyi, bana karşı üfleyen sıcak klimanın karşısından gürül gürül yağan yağmuru izledim.. yaşama sevinci doldum!


şimdi ise çalışmam gerekiyor.. çalışmak ister mi insan? bu kadar güzel duygularla dolmuşken içim, çalışmak istiyorum evet :))

herkese kolay gelsin efenim; özellikle de, karla sınanan bir memlekette yaşamak zorunda kalanlara...
12.2.12

ÇoK BoŞ!

bu aralara hayatım öylesine boş, öylesine boş... hiçbir şey yapmadan yaşıyorum resmen.. içimden de başka türlüsü gelmiyor zaten.. ne evle ilgilenesim var, ne tezimi yazasım... ne okula gidesim var, ne çalışasım.. öyle, ortada takılıp salınasım var sadece..
manyak gibi dizi izliyorum.. sanki yapacak hiçbişi kalmamış gibi, vakit öldürmenin binbir çeşidini deniyorum.. sonra da yapmam gereken şeyler birikti diyip, nasıl olsa yetişmez havasında; daha da salıyorum..
aptal facebook oyunları oynuyorum ve işin ilginci, hayatta sorumluluk hissettiğim tek şey de onlar anasını satayım.. mesai yapar gibi, düzenli olarak kontrol ediyorum onları..
bana bir amaç lazım sanırım.. heveslenecek ve emek sarfetmemi sağlayacak bir amaç.. kaybettiğim şeyleri geri kazanmam lazım.. zira; hayat böle geçmez..
en manyak kadınlara aşık olursunuz..
en sıradanlarıyla evlenirsiniz.

en çok manyaklarla güler, en rahat onların yanında ağlarsınız..
yanında en ciddi durmanız gerekenlerle evlenirsiniz.

içip içip rezalet çıkarabilir, yataklarına kusabilir, sokaklarda naralar atabilirsiniz.
ağzına arpa suyu süremediklerinizle evlenirsiniz

bugün simsiyah giyinip, yarın pembelere bürünme ihtimali olanları seversiniz.
her daim kahverengi giyenlerle evlenirsiniz.

gelecek kaygısı olmayan, günlük endişeler taşıyanları seversiniz.
omzunuza kocaman bir gelecek yükü bindirenlerle evlenirsiniz.


sonra da; ayna karşısında uzamış sakallı silüetinize, mutsuzluğunuzun hesabını vermeye çalışırsınız.

hikayenizin emsalsiz olduğunu, hayatın size bi yerde madik attığını, lakin farkedemediğinizi anlatır durursunuz aynalara; olmaz ama, olursa soranlara..




yıllar sonra 'dış ses' in biri, hikayenizi başlıkta yazan cümleyle bitirir; ruhunuz duymaz.. Duysa da umrunuzda olmaz, "yazık iyi adamdı" sınızdır artık.........................




kardeşi olmalı insanın.. hiçbişi olmasa, hayatına tanıklık etmiş biri olsun diye, kardeşi olmalı.. çocukluğunu, ergenliğini, gençliğini, düğününü, çocuğunu, yaşlılığını görecek biri olmalı yanında herkesin. hiçbir arkadaş ya da yakın akraba yaşatmaz bunu..
kardeş farklıdır.. aynı dili konuştuğun, dünyaya karşı birlik olduğun, herkeslere kumpas kurduğun, iki olmanın bir olmaktan fazla olduğunu ilk öğrendiğin kişidir.. bir şişe su alıp, yarısından çoğunu ona bırakmaktır kavurucu sıcaklarda.. tek simit alabilip "ben zaten acıkmadım daha" demektir...
paran bittiğinde sıkılmadan isteyebilmek ve geri ödemek zorunda kalmayacağını bilmektir... "bugünlük" giydiğin kazağın artık zimmetine geçmesidir. özel günlerde saçını başını yapmak, kıyafetini düzeltmek, yanına kimseleri yakıştıramamaktır. insanın nasıl olup da katil olabileceğine inandığın anlar, birilerinin onu ağlattığı zamanlara denk gelmesi de tesadüf değildir.
30 yaşına da gelse, karşıdan karşıya geçerken elini tutmaktır.. giydiği herşeyi yakıştırmak, sürdüğü her kokuya hayran kalmak, onun dünya üzerinde yaşayan en muhteşem yaratık olduğuna canı gönülden inanmaktır. senden daha -iyi- olan tek kişinin o olduğunu sanmaktır. onun senden -iyi- olmasıyla gurur duymaktır.
bazen gölgesinde dinlenmek, bazen dinlenebileceği bir gölge sunabilmek için saatlerce güneş altında kolların açık beklemeyi göze almaktır..

canın sıkıldığında yüzüne küfredebildiğin, ertesi gün kahvaltıda yumurtasını soyduğun kişiye kardeş denir!
nice haksızlıklar, nice acılar var şu hayatta..
kardeşim ile oturduk bu gece ve kendi ailemizden başlayarak, geçmişe doğru gittik adım adım..
bizim görmemiz mümkün olmayan lakin tarihin çarşaf çarşaf yazdığı, bizim durumumuzda çarşaflara ne hacet bir geçmişi konuştuk..
ben bilerek apolitik kalmayı seçtim yıllar yılı; hala da öyleyimdir.. lakin kardeşim öyle olmadı, olamadı.. ben babamın genlerini, o ise anneminkileri taşıyor ne de olsa...

tarih; kim ne derse dersin, göreceli bir kavram.. nereden baktığınla o kadar ilintili ki.. bir an sol kolun inmemecesine havada uyumaya razıyken; diğer bir an "gereken buydu" nun huzurunda rahatlayabiliyorsun..ben rahatlayabiliyorum belki de.. omurgasızım çünkü :) ben, bana dokunmayan yılana ömür biçmeye hevesli olmayanlardanım.. ama taraf olmayı çok önce seçmiş olanlar, kafalarında taraf olma gerekçelerini çok çok iyi hazırlamışlar yıllar yılı... ben tırnaklarımı törpüler iken, onlar empatinin ..mına koymuşlar.. hesaplaşmışlar, düşünmüşler, uykusuzluklarla savaşmışlar.. nihayetinde bir taraf belirlemişler ve neden o tarafta olduklarına dair kapı gibi sebeplerini taşımışlar senelerce, "bi soran olur" diyerekten.. yılların tozlu sorusunu ancak benim kadar cahili sorar zaten.. o tozlu cümleler de ancak benim gibilerin üstünde parlatılabilir..

ben, sadece vicdanının pusulasını kıble almış insanım... empati yapamam ama gözlerimi kapatırsam yaşanmışı yaşayabilirim.. ben; insanı acısından tanıyanlardanım..acıyı çeken her kimse, eşittir benim için.. solcusu da, tartaklandığında yazıktır bana göre, sağcısı dövüldüğünde de.. türkü de acı kayıptır neticede, kürtü de.. insan ortak paydasında.. savaş mı? o savaş benim de değil, orada öldürülen 14 yaşındaki kız çocuklarının da değil..

bir gün rüzgar tersine döner; ordakiler gelir sizin çocuklarınızı öldürürse, aynı sessiz pasif tepkiyi vereceğim. çok üzülecek ve o günün şartlarına göre pek çok kişinin karşı çıkacağı lakin yazmazsam vicdanımın uykularımı rahat bırakmayacağı yazılar yazacağım buraya.. ha; o gün de, bu gün gibi rahat etmeyecek vicdanım; ayrı..
bugün bizim çocuklarımız gidip, onların çocuklarını öldürüyor; sonra onların çocukları bizim çocuklara misilleme yapıp can alıyor.. arada kadın ve çocukların canı yanıyor, hem de her iki taraftan.. bizim penceremizden bakılınca, ölümün tarafı olmuyor..

doktor ya da öğretmen olmak istiyoruz.. hepimiz, nerede yaşadığımızın ne önemi var?  sevgilimiz bize sürpriz evlenme teklif etsin istiyoruz, çocuklarımıza koyacağımız adlara şimdiden karar veriyoruz, perdeler beğeniyoruz evimiz için...

öldürülmek istemiyoruz!!
gerekçesi, nedeni ne olursa olsun.. emri kim verirse versin.. yaşamak istiyoruz biz.. dinlenecek nice melodi, okunacak nice şiir, yazılacak nice ilan-ı aşk mektubu var daha muhattabına ulaşmayacak..

bu savaşın tarafı hiç olmadı ki.. anne-babalarımız zamanında sağcılar ile solcular savaşmaktaydı.. bugün türkler ile kürtler savaşıyor.. o gün nasıl ki anne-babalarımız kaybettiyse en çok şeyi, bugün de kaybedecek olan biziz.. hayallerimizden başlayıp, bugünümüz ve geleceğimizle devam edecek kayıp envanteri.. kaybedilen her can; bir parça hayal, bir parça aşk acısı, bir parça gelecek kaygısı.. kaybedilen her can, bir umudu bu ülkenin; doğduğumuz yerin ne önemi var, arkamızdan gözyaşı dökecek anamız-kardeşimiz oracıkta beklerken.. yakılan ağıtların meali kaç yazar?
oturduğumuz yerde oturuyor ve hayatımızdan şikayet edip duruyoruz. yeterince çok kazanmadığımız, terfi alamadığımız, istediğimiz şehirde yaşamadığımızla ilgili konuşup duruyoruz. hoşlandığımız kişi bize bakmıyor hatta başkasıyla çıkıyor bile olabilir.. durduğumuz yerde ağlıyor ve hiç birşey yapmıyoruz.öte yandan şikayet ettiğimiz işimizi değiştirecek cesareti kendimizde asla bulamıyor, hoşlandığımız kişiye asla açılamıyoruz. hep bir "evdeki bulgurdan olma" korkusu.. evdeki bulgur!! oysa o bulgurdan meyhane pilavı olmuyor.. olsaydı bu durumda olmazdık.. bunu göremiyoruz.. "en azından bir işim var, karnımı doyuracak parayı kazanıyorum" diyoruz.. "tamam o kanepeyi çok beğenmiş olabilirim ama çok pahali be hacı.. onun yerine köşedeki dükkandan bi çekyat alırsam yatak olarak da kullanır kar ederim" diyor; hep vitrinden bakıyoruz. evet belki o bizim iki aylık maaşımız ediyor ama o kanepe olmadan asla evimiz istediğimiz ev olmayacak, bilmiyoruz.. istemediğimiz bir evde, istemediğimiz bir kanepede, istemediğimiz bir hayatın uykusunu uyuyarak ertesi gün gideceğimiz istemediğimiz işimize hazırlanıyoruz.

böyle böyle şizofren oluyoruz. yaşadığımız hayatın yanına, hayalini kurduğumuz hayatı da ekliyoruz. hayal kurarak başladığımız hadise, gerçeğe dönüşüyor yavaş yavaş. elde edemediğimiz her karşı cins ile hayallerimizdeki kişi sayesinde ilişkiler yaşıyoruz. ondan sıkılıyor bir başkası ile birlikte olmaya başlıyoruz. o hatıra birikiyor hafızamızda.. nefret ettiğimiz işimizi bırakıyoruz alternatif hayatımızda, yepyeni ve bol maaşlı bir iş buluyoruz. sonra onu daha büyük bir kariyer için bırakıp, bir yerlere müdürler olmaya gidiyoruz.. bu anı da birikiyor.. bir bakmışız, yaşadığımız tüm o boktan hayatın yanında bir de alternatif hayat yaratmışız. istediği kişi ile yürüttüğü güzel bir beraberliği olan, severek yaptığı bir işte çalışan ve güzel para kazanan biri oluvermişiz. evi istediği mobilyalarla dolu, istediği yerde oturan, istediği kadar kişinin ilahı olmuş, dostlarının gözbebeği...

sadece geceleri yatınca rüyaya dalmak ve mutlu uyumak için çağırdığımız bu alternatif hayat, gerçeğinden ağır basmaya başladıkça; daha fazla zaman geçirmeye başlıyoruz. daha sık çağırıyor, daha sık yüzümüzü güldürsün ister oluyoruz. daha sık çağırmalar daha sık güldürüyor yüzümüzü ama "cazibe hanımın gündüz düşleri"nden ibaret oluveriyoruz...dışarıdan bakan için gün içinde boş bakıp sırıtan salağın tekine dönüşüyoruz. insanlar bizi böyle gördükçe, saygı gördüğümüz o hayatı daha çok ister oluyoruz. bu kısırdöngü olarak hayatımızdaki yerini alıyor ve battıkça batıyoruz..

oysa dibe vurmayı da bilmeli insan.. kendi -hiç-liği ile tanışabilecek kadar cesur olmalı.. kendi hiçliği çok şahsına münhasır bir hadisedir hattızahında.. kim görebilir, kim hesap sorabilir ki? o hiçliğin derinlerinden korkmamalı.. ortada bir yerde; yarı şizofren takılıp nefessiz kalmaktansa, bi gayret dibe kadar vurup son çırpınış ile ayaklarını çırpmayı becermeli.. ya mücadele etmez, evdeki bulgurun peşine düşer, sonsuza dek daha aşağıları görmeden ama yukarı çıkma umudu da barındırmadan ortada yaşar gidersin; ya da  onca zamandır ortada bekleyip durmaktan boşalmış olan ciğerlerinin yarattığı yerçekimi ile dibe doğru gider, son bir gayret ile ayaklarını tabana vurur ve kendini yukarı itersin.. o itiş belki seni ancak başladığın orta noktaya kadar taşıyacak ya da belki en iyi ihtimalle yüzeye çıkarıp tekrar nefes almanı sağlayacaktır..

denemeye değmez mi?

bir kere varız bu dünyada.. gittiğimizde izimiz kalmayacak. hayatımız; bir kaç kişinin hatırasında gözyaşı, bir kaç kişinin dilinde fatiha olmaktan ileri gidemeyecek. ve biliyor musunuz, kimse hayallerimizi merak etmeyecek! anneniz, size isteyerek mi hamile kaldı acaba? babanız belki de kız çocuk/erkek çocuk istedi hep ve siz hayalkırıklığı idiniz.. belki siz doğduğunuzda babanızın hayatı ile ilgili yapmak istediği çok şey vardı ama sizin gelişinizle herşey rafa kalktı. belki anneniz, babanızı boşamaya niyetliydi; kendisini aldattığını öğrendiğinden beri.. ama sizin yüzünüzden bir ömrü kendini aldatan bir adama küskün geçirdi.. binlerce alternatif üretemez miyiz bu konuda?  şimdi bile yüzlercesini yazabilirim şuracıkta.. birileri hayallerinizi çalmadan, birileri için hayatınızı feda etmeye gözü kapalı razı olmadan; elinizden geleni yapın derim.. ölüm döşeğinde keşkeniz olmasın..

sevmediğiniz biri ile beraberseniz, yol verin gitsin.. hakettiğinizi düşündüğünüzü alamıyorsanız işinizde, alternatifleri değerlendirmekten bu kadar korkmayın.. hangi durum, şu anda yaşadığınız ömür törpüsünden daha acıklı olabilir ki!! alternatif hayatlarda mutlu olmaya çalışmayın, gerçeğini renklendirin..

dünyanın en boktan "hayatımızın kıymetini bilelim" hikayelerinden biri vardır, dinlediğimde zaman kaybı olarak baktığım ama sonra sonra kafama dank eden. kızın birine ideal erkeğini bulması için bir fırsat verirler ve bir apartmanın kapısına getirirler. derler ki her bir katta farklı özelliklerde bir adam var.. istediğini seç beğen al.. tek bir şart var; üst kata çıktığında, aşağıya inemezsin. kız ilk kata çıkar, çok yakışıklı bir adam vardır orda.. bir üst katta ne olduğunu merak ettiğinden yakışıklıyı pas geçer ve üst kata çıkar. o katta da hem yakışıklı hem de çok romantik bir adam bulur. ikinci katın ilk kattan daha iyi olması kıza umut verir ve acaba bir üst katta ne bulurum diye düşünüp merdivenlere yönelir. bir üst katta ise hem yakışıklı, hem romantik hem de çok zengin bir adam beklemektedir onu. yok artık der kız, daha ne olsun.. ama düşünmeden edemez, her çıktığım katta bir öncekinden daha iyisi ile karşılaştım, kimbilir en son katta neler beklemekte beni.. ve bir üst kata daha çıkar. son katta kendisini fakir, çirkin, kaba saba bir adam beklemektedir ve geri dönme şansı da kalmamıştır artık. o adamla evlenmek zorundadır.

hayatımız aslında bu hikayenin özeti gibi değil mi? az para kazandığımız için bir üst kata çıkarız ve daha fazla kazanma şansı sunulur bize.. merak ederiz bir üst katı ve orada hem iyi kazanılacak bir iş hem de hayallerimizin aşkı beklemektedir. bir üst katı merak etmez mi kim olsa??  işte %90 ımız merak ettiği halde "çok şükür" deyip o katta kalıyor aslında.. bir üst katta çok para, hayallerin aşkı ve başka neler bekliyor belki bizi.. asla öğrenemiyoruz.. elimizdeki yakışıklıyı kaybetmek istemediğimizden, yakışıklı ve zengin adamı kaçırıyoruz:. oysa denediği halde kaybetmek, hiç denemeden kaybetmekten daha cesurca değil mi? yarın bir gün ölüm döşeğinde, kendine hesap vermeye çalışırken "en azından denedim" diyebilmek o kadar önemli ki!!

kendinize; bu yetersiz ama güvenli hayattan daha fazlasını borçlusunuz! hatta sizin için hayallerinden vazgeçmek durumunda kalan anne babalarınıza da borçlusunuz bunu.. bir kere dibe vurmaktan hiçbir şey olmaz. yapılan ilk hatanın her zaman telafisi vardır.. hele de bunca yılı hata yapma korkusu ile sıfır hata geçirmiş sizlerin affedilmeye hazır bir öz geçmişiniz bile hazırdır.. bir hata yapın, vurun dibe, bakalım antremansız ciğerleriniz sizi yüzeye çıkarabilecek mi?
ama bir de çıkarırsa.. yepyeni bir hayat... hakkaten bak, bi düşün.. denemeye değmez mi???
akciğer kanseri..
küçük hücreli dışı, lenf metastazı..
cerrahi operasyon şansı yok..
kemoterapi-radyoterapi kombinasyonu..
yarın heyet karar verecek, nasıl olacağına..
cumartesi beyin için petscan.. o kadar da uzak metastaz var mı araması..

annem

9.1.12

LüTFeN!!!

bir süredir kafamı hiçbirşeyle meşgul edemiyorum..
sabahtan akşama kadar pc başında oturuyorum, işe gitmediğim zamanlarda.. dizi izliyorum, oyun oynuyorum.. ama kafamı toplayıp hiçbişi düşünemiyorum..
düşünmek de istemiyorum aslında.. ne zaman düşünmeye kalksam, aklıma hep kötü şeyler geliyor.. hep en kötü senaryolar.. bu sebepten de rahat bıraktım kendimi.. boşluğa bıraktım..
zaten bişi kalmadı. yarın saat 14.00 civarında herşey belli olacak..
o zaman ne bişiler kurmama ne de herşeyin en kötüsünü düşünmeme gerek kalacak.. en iyisi ya da en kötüsü.. başımıza gelmiş olacak ve savaşmanın bir yolunu bulmamız gerekecek..
o süreçte zaten çok fazla düşüneceğim için de, şimdi beynimi nadasa bırakmanın bi sakıncası yok sanıyorum..

herkes yapayalnız aslında..
ne kadar da anlatsan derdini en yakınlarına, ateş düştüğü yeri yakıyor sonuçta..
e bir de biz.. ne kadar içimiz dağlansa da, yaşayan kadar etkilenmiyoruz sonuçta..
o nasıl geçirecek acaba bu geceyi? uyuyabilecek mi? nasıl korkuyordur kim bilir?

acılarımız bile bencilce.. "allahım bana bunu yaşatma" diye dua ediyorum günlerdir.. yine başrolde ben..
allahım, asıl ona bunu yaşatma..
ona bunu yaşatma...

pazarlık yapmaya kalksam, ortaya koyacak hiçbirşeyim de yok..
pazarlık yok..
çok içten bir yakarış sadece..
yarın o telefon çaldığında, bana iyi haberler duymayı nasip et..

 
MüTeveLLi HeYeTi © 2009. BaLıK GöZüNDeN İNeK!