bak hibe dedim de aklıma geldi...
liseyi bitirip öss ye girdiğim yıldı. öys'nin kaldırılıp, tek sınava geçildiği sene..ilk önce sınav soruları çalınmış ve sınav iptal edilmiş; başka bi tarihe ertelenmişti.. sonra da sınav sorularında ve puanlamada hata yapıldığı sölenmişti. pek çok kişi itiraz etmişti puanlarına. ben etmemiştim. halbuki hata olduğundan emin gibiydim. neyse.. o dönem de annemle babamın ayrıldığı, evde soğuk rüzgarların estiği zamanlar. evde benden başka babamla konuşan yok. ben de daddy's girl olduğumdan, ne yaparsa yapsın severim modunda barışçıl takılıyorum.
sınav sonuçları açıklandığında benim kazanabileceğim yerler, istanbul dışında, pek de parlak olmayan üniversitelerdi. babam benim kendinden uzaklaşmama razı olamayıp beni özel okula kaydettirmeyi önermişti. ben de bu teklifin üstüne atlamıştım. annem yapma etme dese de, özel okulu yazmış ve çok doğal olarak kazanmıştım. fakat kayıt günü geldiğinde babam "kayıt için gerekli parayı toparlayamadım, kusura bakma" deyivermişti.
o gün bakırköydeki galleria'nın önünde, elimde kayıt için gerekli evraklarımla, kaldırıma oturup bağıra bağıra ağlamıştım. "ben şimdi ne yapacağım" diye... adamın biri gelmişti yanıma. gençten, serseri kılıklı bişi. neden ağladığımı sormuştu, yanıma oturup.. benim de şefkate ihtiyacım olsa gerek ki, herşeyi anlatmıştım adama.. hiç unutmuyorum bana "benim kenarda birikmiş o kadar param var.istersen getireyim hemen" demişti. o kadar samimi ve gerçekti ki... denizci olduğunu sölemişti. denizciler çok kazanır, o zamandan bilirdim...
alamadım tabi parayı, alamazdım.. ama o adamın yüzünü hala unutmadım. bana bir iyiliği dokunmadı neticede. ama teklif ettiği şey, 17 yaşında bi kız çocuğunun gözyaşlarını dindirmeye ve kısa süreli de olsa mutlu etmeye yetmişti...
hayatta böle insanlarla karşılaşma olasılığımız çok az biliyorum. ama artsın istiyorum. kabul etmeyeceğini bile bile de olsa; ya kabul ederse olasılığını da göz ardı etmeden, tamamen karşılıksız, birini mutlu etmek; insana neler hissettirir acaba?
işte hayata böle lezzetler lazım :p
biri bana 2 bin lira hibe edebilir mi?
tüm borçlarımı öder, kendi yağımda kavrulur hale gelirim. söz bi daha da ayağımı yorganıma göre uzatırım..
valla :)


ps: hibe dedim, borç değil...
Ben..
Sinirlenmeden...
Kırıcı şeyler söylemem...
Sinirlendiğimdeyse...
Söyleyene kadar farketmediğim gerçekler..
Acımasız gerçekler..
Dökülür ağzımdan teker teker..
Gerçeği bir kere keşfedersem...
Geriye dönemem..
Mayıs, en sevdiğim ay.. hem baharın müjdecisi, hem de benim doğduğum ay...
ikizler burcuyum bendeniz, yükselen burcum da ikizler üstelik. ikizler burcunun sözlükteki karşılığıyım :)
pek seviyorum burcumu ve bana getirilerini... gurur duyuyorum bir ikizler kadını olmaktan... bununla ilgili biraz bilgi derleyip, toplama bişiler yazma amacıyla yaptığım gugıl araştırmasının, daha ilk ayağında bulduğum uzun sayılabilecek bir yazı; anlatamak istediğim herşeyi anlatıyor. buyrun, burdan okuyun...
ben dahil tüm ikizler kadınlarını da sevin...
haydi bakayım, sağdan sağdan :D



İKİZLER KADINI
Bu burcun kadınları çok yönlü, son derece ilgi çeken cazip tiplerdir. Tıpkı erkekler gibi onları da anlamak kolay olmaz.
Zeka ve hareket yıldızının idare ettiği bu kadının kafası fevkalade çalışır. Hem o,burcun erkeğine nazaran daha sebatlı, daha hırslıdır. Bağımsızlığına düşkün olduğu için de kendisine bir iş veya meslek seçer. Bu onun hem zevk alacağı hem de para kazanmasını sağlayacak bir konu olacaktır. Zekası sayesinde fırsatları çabucak değerlendirerek yükselir. Tatlı dilli olan bu kadın istediklerini de kolaylıkla yaptırılabilir.
BİLGİ
İkizler burcu kadınının hayatı sadece işinden ibaret değildir.Kadın, işten çıkar çıkmaz değişir. Tamamıyla bambaşka bir insan olur. O aynı zamanda iyi bir eş, bir ev kadını ve şefkatli bir annedir. Bu arada bir hayli de bilgili ve kültürlüdür.
SEVGİ
İkizler burcu kadını, çok genç yaşlarda aşık olur. Daha doğrusu aşık olduğuna inanır. Bu ilişki uzarsa kadın sevmediğini, sadece beğendiğini anlar. Fakat ilişkinin başında evlenmesi de kabildir. İster mutlu bir evlilik geçirmiş olsun, ister hiç evlenmemiş olsun; bu tip kadınlar sevgi konusunda ihtiyatlıdırlar. Çabuk beğenip kısa süre sonra bıkacaklarını bilirler; ancak zamanla olgunlaşırlar. O vakit hislerini daha iyi anlama imkanını da elde ederler. İkizler burcundan doğan kadın beğendiği, hoşlandığı bir erkeği zekası sayesinde çok kısa süre içinde kendisine bağlar. Beğendiği bu erkeğin karakterini anlamak için ona yaklaşır. Genellikle bu çok zeki, anlayışlı ve bilgili kadın herkesi kendisine layık görmez. Erkeği bir süre inceledikden sonra karar verir. Kadın kendisine layık görmediği erkeği başından atmak için onu tenkide başlar. Kadının ilgilendiği erkek kişilik sahibi, akıllı ve karşısındakinin hislerini tahlil edebilen bir tipse, hemen karşılık verir. O da kendi usullerince ikizler burcunda doğmuş kadına haddini bildirir. Bunu yapabilecek erkeklerinde genelde Kova Burcundan çıktıklarını da belirtelim.
İNANILMAZ BİR CAZİBE
İkizler Burcunda doğan kadında inanılmaz bir cazibe vardır. O üstün zekası, tatlı sözleri ve daha bir çok özelliğiyle en erişilmez sanılan erkekleri bile kendisine bağlayabilir.
PARA
İkizler burcu erkeğinin aksine, bu burcun kadını paraya önem verir. Onun için para gereklidir. Çünkü para bağımsızlığı, rahatı, şıklığı, türlü imkanı temsil etmektedir. İşlerinde kazandıkları para yeterli olmasada cazibelerinden yararlanarak zenginbir eş bulmaya çalışırlar. Çoğu da bu arzusuna kavuşur. İkizler burcundan olan ve çoğunluğu oluşturan diğer kadınlarda zenginliğin iyi birşey olduğuna inanırlar. Bu tip sahiden aşık olursa hisler galip gelir ve kadın hiçbirşey düşünmeden evlenir. Ama o azimli, kafalı, ileriyi gören fırsatları değerlendiren bir insandır. Onun içinde bütün gücüyle eşine destek olur, onun hayatta yükselmesine yardım eder.
TOPLUM
İkizler Burcundan ola kadın, toplumda çok beğenilip ilgi toplar. Çok hareketli olduğu için iş ve evlilik hayatını bir arada yürütebildiği gibi kendisine ayıracak zamanda bulur. Bu tipler şık ve kibar kadınların toplandıkalrı klüplere üye olurlar. Ayrıca hepside tatlı dilli, konuşkan, neşeli, zarif ve yeni durumlara uyabilen tiplerdir. Bu tip bir kadın evliyse diğer kadınlar kendisiyle çabucak samimi olabilirler. Onunla dostluk kurar, kendisinden fikirler alır ve dertlerini açarlar.
İkizler Burcundan olan bekar veya evli kadınlar biraz havaidirler. Güzel sözler duynmakdan ve iltifattan zevk alırlar. İkizler burcundan doğan kadın çevresine, dostlarına, ahbaplarına ve eşine kolaylıkla uyar. O uyumlu bir hayat sürmeyi arzu eder.
YUVA
Yuvalarını severler ancak onlara tam anlamıyla "Ev Kadını" denemez. Zira bu tipler ev işinden nefret ederler. Bu tip, monotonlukdan sıkılır, onun için eve kapanıp kalmak hiçde ona göre değildir. Kadın evde kalmak zorundaysa kendisini oyalayacak birşeyler aramaya başlar.
YOLCULUK
Değişikliği ve dolayısıyla yolculuğu çok sever. Kara ve deniz yolundan çok uçmayı tercih eder. Çok hareketli olduğundan kısa zamanda birçok yeri gezmelidir. Burcun erkekleri gibi çift fikirlidirler. Ama onlar daha mantıklı ve ölçülü davrandıkları için heran karar değiştirmezler.
ÇOCUKLAR
Çocuklarına düşkündür, fakat doğum anında Venüs veya Ay parlamamışsa çocuklarını pek de anlayamaz. Tatlı dilli ve güler yüzlü olmakla beraber çocuklarınn arzuları, kaprisleri onu şaşırtabilir. Birkaç tatlı sözle küçükler üzerinde otorite kurabilir. Ama yinede bu tipin Boğa veya Yengeç burcu tipi kadar şefkatli olamayacaklarını da belirtelim.
ciddi problemlerimiz var seninle..
artık yollarımızı ayırsak mı diye düşündüğüm bile oluyor...
cesaret edemiyorum..
sana bağlandığım bi gerçek..
yıllardır sensiz bir gün bile geçirmedim, sensiz nasıl yaşanır bilmiyorum..
bu yaşadığıma da seninle olmak diyemiyorum..
gün geliyor saatler geçiriyoruz beraber...
nasıl geçtiğini anlamadığım, muhteşem saatler.
gün geliyor, olamıyoruz beraber bir dakika bile...

bak yine yoksun işte..
5 saat geçirdik bugün zamansız diye...
gün ortasında, adetimiz olmadığı üzere buluştuk gizli saklı diye..
cezalandırır gibi beni; gittin..
gidiş o gidiş...
saatlerdir seni bekliyorum..
üstelik yarın için ihtiyacım varken sana..
sensiz gelecek bir yarından bana hayır gelmeyeceğini bile bile...

gidemiyorum buluşma yerimize, gelişinin yaklaştığını hissetmeden.
o yer sensiz çok büyük ve sıkıcı...

beni kendine bu kadar bağımlı yapıp, sensiz bırakmak..
yakışıyor mu sana?

ben seni bekliyorum..
gel diye yazıyorum...
herkes duysun diye..
seni çok seviyorum..
gel artık :)
SEVİYORUM

bir gün Mersin' de yaşama hayallerimi...
Mersin' i..
operayı...
siyah beyaz, -güzel kadın- fotoğraflarını..
Nicholas Anelka' yı..
tırnaklarımı..
kendimi güzel hissettiğimde, güzel olduğumun sölenmesini..
incecik kadehleri...
şarabı...
terasından deniz görünen evleri...


SONUÇ

mersinde; terasından deniz görünen, duvarlarında siyah beyaz güzel kadın fotoğrafları asılı bi evde, opera dinleyerek, incecik kadehlerden şarap içerek, uzun tırnaklarım ve olabilecek en güzel halimle,nicholas anelka ile yaşamam lazım benim...


ÇELİŞKİ

hadi buyur...

hayvanlara bayılıyorum ben.. bilen bilir, iflah olmaz bi hayvan seviciyimdir.. gerçi böle söleyince, sanki ölü sevici gibi oldu; hyk! yok.. bildiğin hayvan sever diyelim. ama hakkaten sever. yani öle "aman da ne tatlıymış, tut ablası yaklaşmasın" diyenlerden değilim. sevgi dokunmaktır derim, iki elle dalarım... parmaklarım o kürkün içinde gezinmedikçe, o ıslak burun yüzüme değmedikçe, üstüm başım tüy olmadıkça; hayvan sevmiş sayılmam... sevdim diyeni de ciddiye almam..

çantamda mütemadiyen kedi maması taşırım mesela. ormanda kaybolma riskine karşı ekmek ufalayan hansel ile gratel gibi, geçtiğim yerlere birer avuç bırakırım. maksat sokak kedileri mutlu olsun, karınları doysun, damakları bayram etsin.. kapının önüne su koymaya çalışıyorum, kalmadığını gördükçe. sağolsunlar bu konuda çok suyarlı komşularım var. kedilerin maması da suyu da hep var. işten dönerken bakıyorum. eğer kalmadıysa suları, mamaları; o defa da ben koyuyorum.

kediler apayrı elbet. lakin sokak köpeklerine ayrı zaafım var benim.. o kocaman cüsselerine, pek çok kişiyi ürkütebilen heybetlerine rağmen; "hanimiş bu oğlancık" dediğim anda kıçlarını kıra kıra, kuyruklarını sallaya sallaya, kulaklarını geriye yatırıp yanıma koşmaları yok mu? kafalarını sevmek, kulak arkalarını kaşımak; onları dünyanın en mutlu köpeği yapabilir o anda. üstelik bunu da hissettirirler sana. başını kucağına koyar, patisini omzuna koyar fln. dokunur sana, sarılır kendince..

ahhh ahhh, en son modada sevmiştim bir sokak köpeği. gecenin köründe, modadan kadıköye doğru gider iken, gördüğüm sokak köpeğini çağırmıştım da; oturup yere dakikalarca oynaşmıştım hayvanla.. yanımdaki kişi bile, ki kendisi çekinir özellikle büyük sokak köpeklerinden, iki sevmişti kafasını.. o kadar canayakın, o kadar tatlı bi hayvandı. bak şimdi nası canım çekti ya. olsa da sevsek di mi ama?

20.05.2009

yok

içimde bir yer, öyle bir acıyor ki...
tarifi yok, devası yok..
dönüşü yok..
keşke merakıma bu kadar yenik düşmeseydim..
keşke görmeseydim...
ben bu saatten sonra, eski ben olamam istesem de...
senin için bişi yapcam ben..
19.05.2009

Kıyamadım..

sevilmeyi seven kadınlar; her türlüsüne bayılırlar, sevilmenin..
herkesin kendine göre bir sevme biçimi vardır, bilirler..
herkesi kendi içinde değerlendirir, kıyaslamazlar..
her bir sevenin ayrı hikayesi kalır, kalplerinin bi köşesinde..

kendilerini sevdirmek için, ellerinden geleni yaparlar..
sevilmeden nefes alamazlar..
kalpleri çarpmaz gibidir.. hissetmezler, yaşadıklarını..

bencil olurlar..
sevilmek için, olmadık vaatler vermekten çekinmezler hiç...
sevilince, uyuşturucu verilmiş bağımlılar gibi bakarlar hayata.
huzurlu, mutlu, ayakları yerden yüksek..

genelde sevmeleri gerekmez, sevilmeyi talep etmeleri için..
kendilerini sevebileceğine inandıkları herkesi yanlarında isterler..
sevmeseler de, bırakmazlar...

ama bazen; çok nadiren...
istemezler sevilmeyi..
kıyamazlar kendilerini sevdirmeye...
kıyamazlar, karşılarındakine..
onları sevmek meşakatli mesaidir, bilirler..
isteyemezler, iterler...
sevilmeyeceklerini bildikleri halde..
nefessiz kalacaklarını bile bile..
kalplerinin atışını hissetmemeyi göze alarak..

giderler..
alışıktırlar gitmelere..
direnmiştir o can ne bitmelere..
giderler..
alışıktırlar gitmelere..
gerek yoktur isyan etmelere...

giden olurlar bu kez..
yazık eden olurlar..
acıtan konuşmalar yapan olurlar..
kıyamadıklarından sırf...
ayrı bildiklerinden..

dönmezler sözlerinden..
yalnız uyurlar..
yalnız uyanırlar..

göğüslerinin sol yanı sızlaya sızlaya...
nefesleri tıkana tıkana..
dinlerler, ne çok yaktıklarını canı..
edemezler tek kelam..
yapma diye yalvarırlar...
kulaklarını tıkayamadan, sözlere; gözlerini kapayamadan, sözcüklere..
dinlerler...

kıyamadıklarından sırf..
ayrı bildiklerinden..
ayrı kalsın diye...
şimdi acısın canı da, kötü bilmesin kendilerini diye kıyamadıkları..
kıyamadıklarından..
giderler..
susarlar..
iterler...
dönmezler sözlerinden...

yeniden nefes alana kadar..
tek kelam etmezler...
ve evet, ertesi gün çalışmayacak olmanın bazı zararları olmuyor değil bünyeye...
saat tam 4..sabahın dördü...
nil'den evlenmek gerek çalıyo, ben twitter'ı keşfediyorum.
niyeyse...
akıl fikir, zarar ziyan...
müzikle çok haşır neşir insanlardanım ben. her meramımı müzikle anlatabilme yeteneğim vardır. "yaz desen yazamam ama burda yazılmışı var" diyerekten; hislerime tercüman olan bi şarkı bulup çıkarıveririm genelde.
pek çok kişinin de böyle olduğunu düşünüyorum aslında. sadece farkında değiller henüz :)
küçüklüğümden beri; -bi çeşit- şarkılar, içerden yakalar beni. ne çeşit demeyin; bilmiyorum. samimiyet kokusu aldığım belki. belki çok hareketli bi müziği olduğu halde, büyük acılar anlatan şarkılar. ya da masumane aşk şarkıları.. "öle aşığım ki, kan kusuyorum" fln tadında olanlar değil..
işte böle şarkılardan birini ilk dinlediğimde uyanmıştı, şimdi bahsedeceğim his. koşturararak annemin yanına gitmiş, şarkıyı dinletmiş ve "anne bak; bi gün biri benim için böle bi şarkı yazacak" demiştim. annem tabi güsel kızım neden olmasın kabilinden bişiler mırıldanmıştı..
o şarkı işte budur..




Shaggy - Angel








sonrasında benzer hisleri başka bi şarkıda daha hissetmiştim. o da bu..







Dante Thomas - Miss California


cumartesi gecesi; yıllardan sonra bir kez daha hissettim bunu.. bir şarkı daha yazdım beklentilerime. o kadar içen, o kadar masum, o kadar güsel ki... bayıldım..

buyrun bu :





Eurovision Winner 2009 Norway - Alexander Rybak - Fairytale

bak görürsünüz; bi gün biri benim için böle bi şarkı yapacak!

:D

17.05.2009

ÖzeT

ne güseldik be gençken..
inanıyoduk herşeye.. en çok da kendimize.. önümüzde durabilecek kimse yoktu. ne istersek yapabilecek kadar güçlü, herşeyi bilecek kadar akıllı, en büyük acılardan sağ çıkmış kadar olgunduk.. cesurduk bi de. mühim olan da bu değil mi zaten; istemek başarmanın yarısı değil mi? çok istiyoduk, başarmış sayılırdık...
ama hayat öle bi terbiye diyo ki insanı, sustalı maymuna döndürmek derler ya; aynen öle.. kafana vura vura, ezber ettiriyor; duvarlara çarpa çarpa, sınırlarını belletiyor. kalksa bile o sınırlar, asla geçmeye yeltenmiyorsun bi daha. hep olduğun yerde, bi sağa bi sola.
sonra "bi tek adım atsan, ne kadar kolay olduğunu göreceksin. biraz cesaret et.. yapabilirsin" diyenlere; henüz yaşamadıkları için acıyarak ve yaşamadıkları için özenerek bakıyorsun. anlatamıyorsun.. hayatı boyunca kola içmiş birine; asit ortak paydasından yola çıkarak, birayı anlatabilir misin? anlatamıyorsun.
susuyorsun...
susuyorum...
benimki; denenmiş bi yenilgidir.
yenilmeyi istemektir, yenilmesinler diye...
yenilgileri geciksin diye..
eurovision izliyorum.
yine, sanırım herkes gibi; en çok türkiyenin performansını beğendim...
kötü de deseler, yorgun/detone de deseler; en iyisiydi çıkanların yahu..
bi de moldovayı beğendik biz; ahali olarak...
almanya da fena diildi...
sanırım favorilerim bu şekilde sıralandı...
artık aralarında paylaşsınlar birinciliği fln..
ben karışmam :)

"hadise bizi diskoya götür"

:D


EDIT: seneye bizden "murat boz" katılsın yarışmaya. spor salonu şeklinde dekor yapılsın. yarı çıplak şekilde ağırlık kaldırıp, şarkı sölesin.
bu yarışmanın bile kaderini, kadınların beğenileri belirliyor arkadaş.. şaka gibi ya...
yoksa tahminlerimde yanılmış olmama duyduğum hayal kırıklığı değil bu.. hıh!
yıllardır ER izlemiyodum lem blog...izliyorum şimdi, neler neler olmuş yaw...
bi de mc donaldstan sipariş verdim yıllar sonra, geldi, yedim, çatlıcam..
yıllardır ,ki bak bu hakkaten gerçek, yıllardır koku almıyodum ben.. şimdi alıyorum... bu sabahtan beri.. eve aldığımız koku giderici camdan dekoratif şey kokuyomuş :) ben kazıklandığımızı düşünüyodum...
demek ki neymiş, bugün değişik bi günmüş...
bi de eve gelirken terlemekten kilo kaybettim.. o kadar sıcaktı ki.. ama evin içi buz gibi... tuzla buz olacaz bu gidişle.. çöldeki kayalar gibi. onun bilimsel bi adı vardı. gece ile gündüz arasındaki ısı farkı kayaları parçalayıp kuma dönüştürüyodu. amaaan, kime ne zaten.. neticede dışarısı çok sıcak ama bizim ev çok soğuk.. bak böle anlatınca da herkes anladı..illa uzatıcan lafı.. derdim ne, anlamıyorum..
sen gel de bi koklayayım seni bakayım..
 
MüTeveLLi HeYeTi © 2009. BaLıK GöZüNDeN İNeK!