7.08.2009

NaSı?


Ben;

*Aşık olmanın anlamını bilmeyen
*Aşık olduğu konusunda karşısındakini ikna eden
*Yalanlar söyleyen
*bir kişiye bağlı kalmak konusunda sorun yaşayan
*biriyle beraberken, gözü başkasında olan
*zaman geçtikçe “muhteşem” likten “normal” liğe terfi eden
*ilgilenmeyen
*dokunmayan
*sevgisini göstermeyen
*duyarsız
*vurdumduymaz
*özensiz
*değişken



Buna rağmen;

*mükemmel
*harika
*çok güzel
*akıllı
*özel
*zeki
*kültürlü
*herşeyin ne iyisine layık
*prenses
*dişi
*kuvvetli



Bi insanım..

İlgilenenler bilgilensin diye..
6.08.2009

CeVaBeN


ineklere bayılıyorum!
neden? hiç bilmiyorum..
o ebleh suratlarına, koca göbeklerine... yani aslında tamamen fiziksel özelliklerine.. :)

ben üniversiteye kadar hiç inek görmemiştim.. yani yakından.. öle filmlerde ya da yol kenarlarında fln görmüştüm.. üniversite birinci sınıfta sakaryanın taraklı beldesine yaptığımız okul gezisinde gördüm ilk defa.. nasıl güzeldi... nasıl da aptaldı ve bu nasıl da belliydi! belki de dürüst geliyorlar bana, aptallıklarını saklamıyorlar ya.. gerçi saklamak gibi bi şansları var mı, o da tartışılır ama..
neyse, bu ineği ben sevecem diye tutturdum.. çiftçi dedi ki, "inek sevilir mi hiç?" adam üzerinden geçindiği hayvanı sevmeye hiç yeltenmemiş.. daha bi sevdim o zaman ineciği ben.. nasıl sevgiye aç göründü gözüme.. :) dedim "çağırın, sevecem" herkes bönbön suratıma bakmaya başladı.. o kadar adam, onca yıllık ömürlerinde inek çağırmaya yeltenmemişler hiç.. "inek çağırılmaz ki, kovalanır" dedi çiftçi.. hatta arka tarafa dolanıp hayvanceğizi bana doğru kovalamaya yeltendi. dedim "rahat bırak ya, vazgeçtim.. takılsın hayvan.. "
bi tane buzağı buldum yan bahçede.. bana ineği sevdiremediği için pek üzülen çiftçi, kolay hedef buzağıyı sevdirmek için çamurlu bahçeye daldı hemen. minicik buzağıcığı, yeni çıkan boynuzlarından tutup, bana doğru sürükledi.. fakat buzağı minicik de olsa, iradeli ve kuvvetli hayvan. bi noktadan sonra gitmeyeceğim diye direnmeye başladı. ben de ortada buluşmaya razı oldum.. hiç çekinmedim, o sevgiden mahrum büyüyen hayvancağızın kafasını okşayabilmek için daldım çamurlu bahçeye.. zavallı hayvancık çok korktu benden tabi.. usulca yanaştım, elimi kafasına uzattım ki.. suratıma tükürdü! ağzından ve burnundan çıkardığı tuhaf sümüksü şeyleri, suratıma fırlatıverdi.. hemen geri çekildim tabi.. çiftçi ise kendi tükürmüş gibi bi utandı.. "hapşurdu" dedi sıkılarak.. "çok yaşasın" dedim ben de.. kızmadım ama.. bırakınca kaçtı zaten hayvancık.. kendime kızdım aslında sonra.. şımarıkça bi tavır yüzünden bi bebeğin ödünü kopardım diye.. hıçkırık da tutabilirdi yavrucağı..
neyse; inekle bu ilk münasebetimden sonra, daha da bi sevmeye başladım.. sınıf arkadaşlarımdan biri nevşehirde, köyde yaşamakta idi. hayvanları, tarlaları fln vardı. ondan bana inek resmi çekmesini istedim. ama böle, yakından çekmesini, suratlarının görünmesini.. biraz tereddürt etse de, ne çok sevdiğimi bildiğinden peki dedi.. ilk gittiğinde memlekete, çekmiş getirmiş sağolsun.. yalnız onların ineği yokmuş da, komşuların varmış. benim arkadaş da kimlerde güzel inek var diye bi keşif turu atmış ilk gün. fotojenik inek aramış.. ertesi gün de, gidip en güzellerini fotoğraflamış.. bi ertesi gün ise, kapısına jandarma dayanmış.. fotoğrafını çektiği inekler çalınmamış mı? köylüler de "bu oğlan çok dolaşıyordu buralarda, o yapmış olabilir" diye ifade vermişler jandarmaya.. maksadını anlatmaya çalışmış ama "inekleri çok sevdiği için fotoğraflarını isteyen sınıf arkadaşı kız" hikayesi pek de inandırıcı gelmemiş adamlara :)
neticede olayda aklanmış ama bana da bayağı bi saydırmış..
fotoğraflar hala elimde, arada çıkarır bakarım..
özellikle de "balık gözü" denen kamera ile çekilmiş olanlara hastayım..
milka'nın da "happy cow" çikolatası tercihimdir...
:D
Söz verdiğim ve bi türlü yazmadığım Mim’i yazmaya karar verdim en sonunda..
Sevgili Godsy; bana inandın, seni utandırmayacağım :p

“Ne menem bişisin sen” konulu mim; sözünü ettiğim… önce kendimi, sonra da blogumu tanımlamam istenmiş. Aslında genelde hazetmediğim bi konu bu.. “bana kendini anlat bebeğim, içinde tüm sevdiklerin, içinde istanbul olsun” fln.. ben narsizmin doruklarında yaşayan bi insan evladıyım bi kere.. bana -anlat kendini- demek, ardı ardına sıralanacak “polly’e övgüler" le muhattab olmak demektir.. size de yazık bi yerde.. o yüzden, kendimi betimleme kısmını atlıyorum, profoyonelce..

Blogumu anlatacak olursam… bu yeşil sayfa, benim için garip bi geçmişe eşdeğer.. blog dünyasını ilk keşfetmem; daha önce de bahsettiğim gibi, eski erkek arkadaşımın bahsetmesi ile olmuştu. Bi topluluk blogları vardı ve orayı takip ediyordum arada… gizli saklı hem de..O, orayı okuduğumu hiç bilmedi.. ama tek bi gaf bile yapmadı, ne yalan söyleyeyim.. sonra dedim ben de isterim bunlardan bi tane.. ve böylece ilk blogumu açmış oldum.. Polly isimli bu blog, aslında bir kişi için yazılan yazıları ihtiva etmekteydi… karanlık ve melankolikti işte.. sonra dedim, hep böle şeyler yazmak istemiyor ki insan.. bi de günlük hayattan bahsedebilmek için olmalı bi blog.. işte bu sevgili inek, böle doğdu..

Genelde aklıma geleni yazıyorum ben.. konu kısıtlamasına gitmiyorum… şımarıkça tavırlar sergilememeye çalışıyorum ama.. çok uzun yazmıyorum mesela.. Çoğunlukla iş yerinde yazdığım için, uzun sürelerle dikkatimi toplayamıyorum.. ayrıca uzun yazıları okumak, beni sıktığı için; beni okuyanları sıkmak istemiyorum.. evet, sanırım bundan..

Çok renkli bi hayatım yok, bu yüzden de yazdıklarım pek kişinin ilgisini çekmiyor; takipçi sayımdan da anlayabilirsiniz bunu zaten.. :D ama beni okuduğunu bildiğim, benimle ilgilenen bi kaç kişi var ki; sadece onlar okusun diye yazdığım bile oluyo bazen..

Blog yazmak, sorumluluk gibi oldu zaman içinde.. hayatımı parça parça anlattığım, memento gibi bişi… yıllar sonra okuma fırsatım olursa misal, burda yazanlar sayesinde, tüm olayları en ince ayrıntısına kadar hatırlarım gibi geliyo.. bi de seviyorum yazmayı ben.. ellerimin klavyede dolaşmasını; içimden cümleler kurup, karşımdaki ekrana dökülmelerini fln..

Aslında kendime ve yine sadece kendim için yazıyorum ben..

Bir Narsistin Kendine Yaptığı Güzellikten Başka Bişi Değil Aslında…


5.08.2009

CoHeN


(((sadece aklımı boşaltmak için yazıyorum..
bu durumda, mim'in beklemek zorunda sevgili godsy...
aksi takdirde, çatlayacağım yazmadan..)))


bu akşam; Leonard Cohen, konser verecek cemil topuzlu'da.. o kadar üzüldüm ki, orda olamayacağım için.. ama biletler de çok pahalıydı be arkadaş! gerçi, değmez mi? şiddetle değer! ama olmayınca paran, herşey pahalı.. yapacak bişi yok..

yaklaşık 3,5 sene oldu, çalışma hayatıma başlayalı... bu esnada, ne uzadım ne kısaldım.. geçen sene çok istediğim halde, Goran Bregovic konserine gidemediğim için ağıt yakmıştım... bu sene Cohen.. senelerdir bi kere bile Rock'n Coke a gidememiş olduğum için üzülürdüm, artık benden geçtiği kanısındayım..

çalışmak demek; karşılığında para kazanarak, gününün belli bölümünü bir şeyler üretmek için harcamak değil mi? kazandığın para, sadece hayatta kalmana yetiyorsa; herhangi bir sosyal ihtiyacını karşılayamıyor, arkadaşlarınla ya da sevgilinle ayda bir de olsa çıkıp nevizadede bi rakı içemiyorsan; neye yarıyor?

parayla saadet olmaz derler ya hani.. bu sözüm, onu diyen insanlara.. belki banka hesabınızdaki para, sizi dünyanın en mutlu insanı yapmaz ama; cebiniz delikse, dünyanın en mutsuzu olabilirsiniz.. kıytırıktan bişi gibi görünebilir, alt tarafı bi konser ama; istediğiniz şey, dünyanın en önemli şeyidir o anda ve siz dünyanın en önemli şeyinden mahrum bırakılmaktasınızdır..

bu akşam; yorgunluğumu fln bi tarafa bırakıp, cemil topuzlunun etrafında kamp mı kursam? belki ses dışarı taşar :(




4.08.2009

.

aslında son derece farkındayım sorumluluklarımın.. söz verdim, sevgili godsy'e mim yazacağım dedim. ama yazamıyorum.. bi süredir vakit ayıramıyorum. dün akşam 22.30' a kadar çalıştım, üzerinize afiyet.. eve gidince de bi köşeye bayılıp kaldım elbet..
üstelik o mimi yazmadan, başka bişi de yazmamalıyım gibi geliyo.. önce onu çıkarmalıyım aradan sanki. ne bilim..
yaktın beni godsy!


bu arada yarın ve ondan sonraki akşam yapılacak olan "leonard cohen" konserine gidecek olanınız varsa, gözüme gözükmesin.. bu vesile ile bana verdikleri üç kuruş maaşla kıt kanaat geçinmeme sebep olup da öleyazmış bi ustanın belki de son performansını canlı izleme şansını elimden aldıkları için, iş yerim de gözüme gözükmesin.. ben yapamazken yapanlar da kör kuyulara gelsin.. allah kahretmesin!
1.08.2009

AlıŞVeRiŞ

son zamanlarda moda ve alışveriş bloglarını pek takip eder oldum. benim saatlerce baksam da göremeyeceğim ayrıntıları görüp de yazan insanların, hayatımı kolaylaştırdığını düşünüyorum. mesela bi kaç tane oyuncu resmi koyup da, "bakın hepsi krem rengi ayakkabı giymiş. bu sene bu çok moda" dedilermi, ben bitiyorum.. ama o resimleri benim önüme koy, bakar geçerim. iyi ki varlar :)
bi de bu sitelerden yeni şeyler öğreniyorum. mesela "private shopping" denen bi zımbırtı keşfettim. üyelerden birinin davetiye göndermesi ile üye oluyosun ve belli dönemlerde yapılan kampanyalar sayesinde dünya markası ürünleri %70 e varan indirimlerle alıyorsun.
geri kalmadım, hemen üye oldum.. sonra da pişman oldum..tamam %70 indirim de, tom ford denen adamın bi gözlüğü 900 lira. indirmiş indirmiş, 450 lira yapmış.. alabiliyo muyum? alamıyorum elbet.. en azından bu sitelerden önce, o kadar güzel gözlüklerin, çantaların fln varlığından habersiz yaşayıp kendimi iyi hissedebiliyodum. şimdi çok mutsuzum..
zaten ben normalde de öleyimdir. istiklale fln çıkıp mağaza dolaşmaya bayılırım.. ama sonra o beğendiklerimi alamayınca, bi mutsuz olurum, bi mutsuz olurum ki; sorma gitsin. hatta bazen kuşkulanıyorum kendimden, bi mazoşistlik fln var mı ki diye..
neyse konumuz bu değil.. bu private shopping siteleri pek güsel.. mesela çok yerlere bakıp da bulamadığımız koca numaralı terliklerden, orda bulduk. hem de accayip ucuza! ha almadık tabi.. çünkü ayakkabı terlik gibi şeyler denemeden alınmaz hacı.. misal; benim ayağım 36 ya da 37.. ayakkabının kalıbına göre değişiyo. geçenlerde parmak arası terlik alırken bile bi giydiğim 36 numaranın beyazı yoktu.. ben de başka bi model denedim. onun da 36 sı olmadı ayağıma. bak şimdi. iki terliğin kalıpları, birbirinden farklı. gel de internetten ayakkabı sipariş et şimdi.. 36 sölesem küçük gelir, 37 sölesem büyük.. kesin ya, biliyorum ben.. o sebepeten, o tarz yerlerden pinçik boncuk almalı insan. ya da hali hazırda kullanmakta olduğu makyaj malzemesinin yenisini fln.. aksi; felaketle sonuçlanabilir..
kıssadan hisse; internetten alışveriş yapmak risklidir.. kanmayın o güzelim fotolara.. (aynısından terkosta vardır kesin)
:D

ay sonu geldi!

deliler gibi çalışacağım, yorgunluklara gark olacağım bi 2 gün var önümde. ama ben tecrübeli sayılırım. yorgunluğu doğru dağıtmayı başarıyorum artık.. eh ne de olsa 3,5 senedir, her ay sonu yaşıyorum bu durumu.. her ne kadar tecrübeli de olsam, akşamları eve bitik halde gittiğim de bi gerçek.. olsun varsın, zaten fazla kalmayacak gibi görünüyorum bu iş yerinde.

gerçi planlarını kurduğum ve girişimine başladığım bi şey var.. eğer o geçekleşirse, ki lütfen gerçekleşsin, bi süre daha burdan bi yere kımıldayamam.. gerçekleşsin de, ben bi yere gidemeyeyim :)

sabahtan beri deli gibi çalıştım. şimdi ise, başka bi çalışma dönemi var önümde.. akşam da kardeşime gideceğim üstelik. yorgunum, yorgun kalacağım demek oluyor bu da.. keşke diyorum, hayat daha kolay olsa..

yazamam bi daha.. en azından yarın akşama kadar.. hatta belki pazartesiye.. olur da merak ederseniz, polisi fln aramayın diye yazıyorum bunları. ortalığı velveleye vermeyin durup dururken..


30.07.2009

(H)(Ö?)SYM

OSYM adlı güzide kurumuza işim düştü! 2006 yılının mart ayında girmiş olduğum ÜDS isimli sınavın sonuç kağıdını, sonuçtan memnun kalmadığımdan olsa gerek; keybedivermişim.. e şimdi lazım oldu, napces? Derhal orcinalinden bi tane daha bastırces..
Hiç de öyle kolay değil, aman diyim yeltenmeyin.. “bürokrasi” diye koccaman bi terim, boşuna mı çıkmış? Şimdi burda uzun uzun yazmak isterdim, “bir insan evladının, anasından emdiği süt burnundan nasıl getirilir” konulu çalışmalarını; ne benim yazmaya takatim kaldı, ne de o kadar sıkıcı bi yazı yazmak isterim.. bu sebepten siz bilin ki; bu işler, zor işler..

Ben lise yıllarındayken, ki nostaljik bir hikaye anlatıyorum, leman dergisinde yazardı Vedat Özdemiroğlu. O dönem her lise öğrencisi gibi, bizim de ana konumuz öss idi. VÖSYM isimli köşesinden, alternatif sınav soruları yayınlardı kendisi. Soruların yaratıcılığı, sınavın ciddiyetini biraz da olsa hafife almamıza yardımcı olurdu.. ne güsel bi iş yapardın sen, sevgili Vedat!

ÖSYM kurumuna saygılar, Vedat Özdemiroğlu’ na sevgiler..
Bir VÖSYM örneği, tadımlık olarak aşağıda..





*Muğla'dan yola çıkan bir araba ile aynı saatte Kayseri'den yola çıkan bir kamyon, bir buçuk yıl sonra İzmit'te karşılaştıklarına göre, Zonguldak'tan yola çıkmayan bir minibüs, yola niye çıkmamış olabilir?

a) minibüs şehir içi çalışıyor olabilir!
b) İzmit'te ikiden fazla araç çalışamaz!
c) Zonguldak'tan yola çıkış yasaktır!
d) yola çıkma niyeti olmayabilir!
e) hepbiri!
29.07.2009

SoNSuZ SoRuNSaL

etrafta kulağınıza çalınır, istemeseniz de gözünüze sokulur hep..
zayıflamalıdır kadın kısmısı, incecik olmalıdır..
hiç bir incelik, yeterli değildir..
ne gönül rahatlığıyla pasta yiyebilir, ne pizzaya mayonez dökebilir..
alışverişe çıkmaya kalksa, bedenlerin gitgide küçüldüğünü fark eder..
36 beden, eski 36 beden değildir artık..
kilonda oynama olmaz ama mağazadaki yeni sezon kıyafetlerden 40 beden almak zorunda kalırsın.

bi de sevmez erkek milleti, kalori muhabbeti yapan kadınları, değil mi?
"doğal" olan, "harbi" kadınlar; erkekle oturup kebap yiyip rakı içebilen, biranın kalorisini değil köpüğünü konuşanlardır..
sevgililerinin bakımlı ve güsel olmasını isterler.. güsel ve bakımlı olmanın en önemli kıstası ise, zayıf olmaktır. keza yeni moda kıyafetler, "skinny" tabir edilen vücutlara göre dizayn edilmektedir. zayıflıktan ölmek üzere olanlar dışında kimsenin üstünde güsel durmazlar. o kıyafeti kendine yakıştırmak istiyorsan, zayıflayacaksın kızım!

bi taraftan da bakıyorum, dünyanın gözünü alamadığı kadınlar hep etine dolgun hatunlar.. "çok güsel yahu" ya da "bebek gibi" denilen kadınların hepsi kalın bacak-ince bel-büyük göğüs şeklindeler. kolları kalın kalın hepsinin, popoları kocaman.. ister spor yapmkatan deyin, ister vücut orantısı..

jennifer lopez ablamız ile başlayan bu "dolgun kadın" furyası son hızıyla sürer ve hayran kitlesini genişletirken, biz neden üstümüze yakışan pantolon bulmakta zorlanırız?

bi kaç resim de koyacağım, beraber bakalım istiyorum.

Karşınızda Beyonce.. ne kadar güsel bir kadın ama.. peki bacaklarının kalınlığı ve göğüslerinin büyüklüğü, orantılı mı sizce?




Buyrun bu da Jennifer Lopez ablamız...ve tabii, meşhur poposu.. çirkin mi yapıyor hanım kızımızı? yok artık!



ve son örnek olarak Rihanna kızımız..bacakları ne kadar da kalın değil mi, vücuduna göre? peki Rihanna bu fotoğrafta çirkin mi sizce?






bu üç bayan da, güzeller güzeli.. etine dolgun, yuvarlak hatlı ve çok kadınsı.. peki neden hala zayıflamaya çalışıyoruz?bunun peşinde miyiz yoksa?




şahsen ben değilim bayanlar.. 40'a dönüşen 36'larımı alır, cam kenarında yağmura karşı kahve-çikolata yaparım!
hadi şimdi dolgun kadınların, zayıflardan daha kadınsı olduğunu kabul edip; oturun oturduğunuz yerde..

PS: bu yazının, bi türlü veremediğim kilolarımla alakası yoktur... alaka kuran, terbiyesizdir!
hadi eskit ruhumu, insanüstü çabanla..
ben inadına, çocuk gibi bakmaya devam edeceğim sana..
sen sadece gördüğüne inanmaya devam ettiğin sürece;
daha büyüğü yok eziyetin, benden sana..
İçimde yeni heyecanlar taşıdığım bir gün, bugün.. umutlarım var, oluştu.. çekindiğim halde, çaresiz kaldığımdan... korka korka da olsa denedim. İlkinde olmadı bi de. İkincisi de düşmedi mi.. nası panik. diğerinde düştü allahtan.. nasıl bir rahatlama, nasıl bir huzur..
Yeniden başlamalı.. tüm heyecanlar yeniden sırtlanmalı. Verecek şeylerim daha bitmedi hayata.. köşeye çekilip yaşlanmayı beklemek için, erken daha. Biraz cesaret önce, sonra çaba, belki biraz zorlanmaca.. ama neticede gözünü bi açıp bi de kapayana.. elindekilere şaşırmak sonra..
Ben bunların peşindeyim.. peşinde olmak için de mecbur, gözümü karartmalıyım.. istiyorum çok ama, korkuyorum bi o kadar. Keşke diyebilsem, ateş olsa düştüğü yeri yakar diye. Hala taze, hala dün gibi..
28.07.2009

UNdeFiNeD

Kendimi işime adadığım bir gün daha..
Pek yapmıyorum bunu aslında. Ya yumurta kapıya dayanacak ya da benim kafamı dağıtmaya ihtiyacım olacak..
I.
Bazı şeyler vardır, üstünde kafa yorulması gerekmektedir. Düşünmeli ve hakkında karar verilmelidir. Ama bi türlü elin gitmez o konuya. Araya bi sürü saçma sapan şey şıkıştırırsın, çok işin olduğu için ona vakit ayıramadığına kendini inandırırsın ya.. aynen öyle, korkarım...
Son dönemlerde içinde olduğum ruh halini pek beğenmiyorum.. ne yüzeydeyim, ne derinde. Ortada asılı kalmış gibi hissediyorum. Yukarı mı çabalamalı, aşağı mı; onu bile bilmiyorum üstelik.. işte kafamı toplayıp düşünmem gereken konunun hası, burdan başlıyor. Ne yapmak istediğime karar vermeliyim önce. Bugün kesin kararlı olduğum bir şeyin, yarın da aynı kararlılıkla arkasında durabilmeliyim.. durağan ve dirayetli olabilmeliyim..
II.
Yaşı küçükken insan, herşeyi bildiğini sanıyor.. küçük dağların yaratılmasında emeği geçti zannediyor. Büyüdükçe ego küçülüyor ama, ne enteresan.. pastaya eklenen her yeni mum, biraz daha bilgi götürüyormuş gibi sanki, “bilmiyorum” demeyi öğreniyor. Bilmiyorum demekten çekinmiyor.. hatta Sezen Aksu gibi “bu kızı yeniden büyütmek” ten, herşeyi yeni baştan öğretmekten bahsediyor..
Büyüyorum ve hatta yaşlanıyorum artık.. kendi bilgimden şüphe ediyor, ne kadar az şey bildiğime hükmediyorum... karşıma geçip de, “ben bilirim” diyenlere tahammülsüzüm ama hala. Belki bu da bir evredir. Belki onlara tahammül etmeyi öğrendiğim zaman olacağımdır, tam anlamıyla..
III.
Siz siz olun, karşımda “ben bilirim” diyerek dikilmeyin olur mu? Çok pis kalbinizi kırarım... öyle bir görmezden gelirim ki, aklınız fırtar..
Bi de bana kafamı dağıtmak için, öfke dolu yazılar yazmaktan daha enteresan bi yöntem önerin ya.. sevmiyorum bu halimi..
IV.
Bi de; gelirken çikolata getirin bi kere de be.. hep eliniz boş..

(git gide cıvıklaşan bu uslübu, sadece –daha yazarsam iyice boku çıkacak- korkusundan sonlandırıyorum. İyi günler herkese)




ben aslında kızgın uyanmam.. sabahlarım, uyku sonralarım sakindir. çünkü ben, uyudukça unuturum herşeyi. bu sabah kızgın uyandım.. ve hala içimde nedensiz ve üstelik dinmeye niyeti olmayan bi öfke.. hiddetli bi öfke de değil ki, bağırıp çağırıp yatıştırayım..sitem dolu bi öfke sanki.. hani üniversite seçiminde, uzaklara gitmemen konusunda baskı yapar ailen de, yakında ama istemediğin bi yeri kazanırsın. işte öle bi öfke. "senin yüzünden" sitemiyle dolu..

durduğum yerde dudaklarımı sarkıtıp, mutsuzluk efektleri yaratasım var yeni yeni.. sıkıntımın nedenine çok da vakıf olmadığım gibi, çözümü hakkında bi fikrim de yok.. içim daralıyor.. kızgınım herkese ve herşeye.. beni bu masada oturmak zorunda bırakanlara, çalışmak zorunda kalmama sebep olan aileme fln. hepsini karşımda tek sıra yapıp, "sizin yüzünüzden!!!!!" diye bağırmak istiyorum.. benim bu isyankar çığlıklarım karşısında, yüzleri yere baksın karşımdakilerin. utansınlar, suçlarının farkına varsınlar istiyorum..

hüzne bulanınca, dibe batıp bi gayret yukarı çıkmak isteyenlerdenim ben. şimdi azıcık hüzünleneyim, kalanını paket yaptırıp evde hüzünlenirim diyemiyorum. "hüzünlen de bitsin kadın" telkinleriyle yaşıyorum. bu sebepten de, her bir hüznün bokunu çıkarırcasına, dibinde geziniyorum. nefessiz kalana kadar da, çıkmıyorum.. yorulayım diye hüzünden belki.. hiç bir şey yapmaya enerjim kalmazsa, belki hüzne de kalmaz hem. çok da yanlış değil hani..

işte böle durumlarda, toplu hüzün seanslarında sadık şekilde yerlerini alan üç beş kayıp ve kötü hatıra da yerleşiyorlar göğsümün üstüne.. ne kadar kalabalık olurlarsa, o kadar keseceklerini bildiklerinden nefesimi.. eş dost; kim varsa getiriyorlar...
nefesim daralıyor işte bugün.. olmadık hatıraların da eşliği ile, kalabalık hüzünleniyorum. şimdi "neyin var" diyecek birine, verecek cevabım da yok üstelik.
kızgınım, sitemkarım, yorgunum ve öfkeliyim..
bi de pazartesi üstelik..
26.07.2009

PaZaR

güsel bi pazar günü olarak başlayan bu şahsına münhasır zaman dilimi; benim menopoza benzer darlanmalarım ve "dokunduğumuz her şey çok pis!" çığlıklarım içinde cehenneme dönmüş durumda.. zavallı sevgilim masumca kitap okumaya çalışadursun, ben uzun tırnaklarımla bastığım klavye tuşları marifetiyle muhtemelen kendisini taciz etmekteyim.. yine muhtemelen yakın zamanda bu huzurunu bozacağımdan ve kendisini elde süpürge ile işe koşacağımdan haberdar.. ama sakinliğinden hiç bir şey kaybetmiş değil. böle durumlarda sanki içimden geçenler okunsun, ben daha hiç bişi sölemeden "ay evet, hakkaten pis ama ev" densin isteyenlerdenim.. bana sevgili/eş vs değil, muhtemelen müneccim fln lazım. aksi takdirde özenle huzur bozar, ağız tadı kaçırırım." insan olmak yetmez, yetmiyor zaten. süpermen, süpermen olmak lazım bazen" diyen cem yılmaz mazhar alanson düeti gibiyim.. aklın sınırlarını zorluyor ama bu kadar dürüst olduğum için de kızamıyorum kendime. pozitif ayrımcılık taraftarıyım :)
ayrıca sabah ellerimle öldürdüğüm kara sinek ve arkadaşları yüzünden delirmek üzereyim.. bulaşık yıkarken sağıma soluma yüzsüzce konup kalkan pis hayvanı kill bill filmindeki uma hurmanı kıskandıracak bir "ölümcül elimin tersi" tokadı ile, soğukkanlılıkla, tek hamlede hakkın rahmetine kavuşturduktan ve hatta pis cesedini mutfak lavabosunda ebedi istirahatine terkettikten sonra; pıtrak gibi sağdan soldan bitiveren başka kara sineklerin hala uçuyor ve beni huylandırıyor olmaları delirmeme zemin hazırlamakta..
tüm bu histerik delirme ritüelinin bir sebebinin de sıcak olduğu kanısındayım.. tabiri caiz ise leş gibi bir sıcak var.. evim yerin altında, tamamen zemine oturmuş halde ve güneşten çok da nasiplenmediği için genelde oldukça serin olmasına rağmen; bu derece terliyor olmam, tüm normal evlerde yaşayanlara sabırlar dilememe sebep oluyor ama yine de kendime acımamı engellemiyor.. bir vantilatör (klima bile değil, bak) için ruhumu şeytana satabilecek kadar düşmüş vaziyetteyim..
yanımda olan, yanımda olmak zorunda kalan ve şuursuzca yanımda kalmayı seçenlere sabırlar diliyor; tez elden bu delilikten kurtulmayı temenni ediyorum..
 
MüTeveLLi HeYeTi © 2009. BaLıK GöZüNDeN İNeK!