hiç vaktim yok..
nakdim (nakit baabında) de yok..
e "vakit nakittir" madem..
aristo akıllı adammış vesselam..
:D
İçinde bulunduğumuz ay sebebiyle bi nevi günah çıkarmak istiyorum ben ya.. gerçi müslümanlıkta günah çıkarmak yok ama, en azından "ben bunları bunları yaptım huleyn" dersem, rahatlarım belki..
Ramazan bana hiç gelmedi.. aileme de gelmezdi zaten.. sadece hayatımda bi kere oruç tutmaya yeltendim.. o da yine sağdan soldan gördüğüme özenmemdendi. Keza ortaokuldaydım henüz.. anam; bütün gün aç dur, kıyıldı içim dışım.. alışkın değilim ben açlığa, o zaman da tombuldum zati. Bi köşede yığılıp kalmaktan tırsmıştım, dün gibi hatırlarım :)
Zar zor akşamı edip eve geldiğimde, e kimse yok evde.. annem çalışıyo akşamın körlerine kadar.. babam desen ona keza.. kardeşim se kimbilir nerde o ara.. hakkaten bak, o nerdeydi acaba ya? Neyse oturup ezanı beklemeye başladım. Elbet atıştırırım bişiler modundayım. Ama o gün imamın, bana inat ezanı geç okuduğunu düşünüyorum, hala.. bitmez mi arkadaş hepi topu bi gün ya.. ezan okundu, ben içtim bi bardak suyumu.. demişlerdi orucunu zeytinle aç diye; herşey usülüne uygun olsun diye, yedim bi tane zaytin.. ama hepsi o.. bulamıyorum bişi... O kadar açım ki, hiçbişeyi beğenmiyorum... kıvrım kıvrım kıvanırken, babam geldi eve.. beni kedi gibi buzdolabının önünde dolanırken bulunca, sordu derdimi.. anlattım ben de.. güldü bıyık altından, kalkıp çorba yaptı bana.. o domates çorbası ki, çıkmıyor aklımdan... başka da bişi yiyememiştim zaten.. bi tas çorba hepi topu.. bi daha da benzer bi açlıkla kendimi terbiye etmeye yeltenmedim.. en azından hür irademle....
Ramazan ayına dair bir başka anım da yurt günlerimde oluştu. Oda arkadaşlarımın hepsi oruç tutan insanlar, bi benim alakam yok.. hatta akşamları mescitte fln dua dinlemeye gidiyolar, oda bana kalıyo; ohhh :) bi ara tutturdular sen de gel diye. Dertleri bana dua dinletmek ama "melodik açıdan değerlendirebilirim sadece, fazlası çıkmaz benden.. hem ben kafamı da kapamam" dedim, ikna edemedim. Mescite gitmeyeceğimi anlayınca, organizayonu bizim odada yapmaya karar verdiler.. bi dünya kız toplandı bizim odada.. yatağımda oturacak yer kalmadı misal. Başka bi yatağın köşesine sindim.. üstümde yırtık pırtık kot şortum, elimde de meyve suyumla.. başlamadan daha, organizasyon yapılırken; ben meyve suyunu fazla çekince kutudan, çıkan “fırk” sesi, tüm dikkatleri bende toplamaya yetti. Eh beni imana getirmek için daha fazla çaba sarfetmeyecekleri de açıktı zaten. Hızla ayrıldım odadan. O akşam odayı kullanamadığımla kaldım...
Bi de tutturdular yarın akşam iftara gidices diye.. bizim yurdun aşağısında bi cemiyetin erkek yurdu vardı.. orası ramazanda beleş iftar veriyodu öğrencilere. Bizim kızlar da oraya gidiyolardı. Dediler oraya gidelim, hem kalabalık daha makbul. Ben yine çok direndim ama dinletemedim. Ya aslında oralarda bulunmak istemiyor değilim. Ama olduğum gibi olmak istiyorum. Bana ait olmayan bişeyi yapmacık yapmacık taklit etmek değil.. neyse, ben iftara gideceğimiz gün dersten sonra uyuyakalmışım. İftara 15 dk kala uyandırdılar beni. Nası açım ama, bayılcam... dediler ki yeme, hep beraber yeriz. Hadi dedim dayanayım. Ama şöle de pis bi huyum var; açsam çok, ya bişiler yemeliyim hemen, ya da sigara içmeliyim derhal.. e yedirmediklerine göre, dedim bari sigara içeyim. Çıktık yurttan, düştük yola. Ben elimde sigara ile yaldır yaldır yürüyorum kızların yanında.. iftar verilen yurdun bahçesine gelince attım ama sigarayı, o kadar ileri görüşlü sayılırım :) neyse girdik iftar çadırına, zaten her sandalyenin karşısına, tabldot kabilinden köpük tabaklar konmuştu. Oturduk beraberce, başladık ezanı beklemeye. Ama nası açım ya, ölüvercem oracıkta.. karnımdan yükselen gurultular duyuldu duyulacak yane, o derece.. dediler ki kızlar, sen ye bari, rengin fln attı. Dedim ki yok, ben de bekleyeceğim.. sanki oruç bekliyorum :) aslında o kadar tanımadık insan karşısında yemeğe çekindim ha, kızlarla bizbize olsak, yerdim şahsen.. neyse yedik ezanla birlikte.. çok da lezzetsizdi vesselam. Yurda dönerken, başka başka şeyler alıp, odada bi daha yemiştim hatta :)
Benim bu “on bira-yın sultanı” ile ilişkim bundan ibaret, şu ahir ömrümde.. ama işin aslı iyi insan olmaksa, açlık nedir bilmekse ve yanlış yapmamaksa; ben pek çok kişiden daha müslümanımdır zannımca..
Saygılar eder, yerden selamlarım efenim..
Ramazan bana hiç gelmedi.. aileme de gelmezdi zaten.. sadece hayatımda bi kere oruç tutmaya yeltendim.. o da yine sağdan soldan gördüğüme özenmemdendi. Keza ortaokuldaydım henüz.. anam; bütün gün aç dur, kıyıldı içim dışım.. alışkın değilim ben açlığa, o zaman da tombuldum zati. Bi köşede yığılıp kalmaktan tırsmıştım, dün gibi hatırlarım :)
Zar zor akşamı edip eve geldiğimde, e kimse yok evde.. annem çalışıyo akşamın körlerine kadar.. babam desen ona keza.. kardeşim se kimbilir nerde o ara.. hakkaten bak, o nerdeydi acaba ya? Neyse oturup ezanı beklemeye başladım. Elbet atıştırırım bişiler modundayım. Ama o gün imamın, bana inat ezanı geç okuduğunu düşünüyorum, hala.. bitmez mi arkadaş hepi topu bi gün ya.. ezan okundu, ben içtim bi bardak suyumu.. demişlerdi orucunu zeytinle aç diye; herşey usülüne uygun olsun diye, yedim bi tane zaytin.. ama hepsi o.. bulamıyorum bişi... O kadar açım ki, hiçbişeyi beğenmiyorum... kıvrım kıvrım kıvanırken, babam geldi eve.. beni kedi gibi buzdolabının önünde dolanırken bulunca, sordu derdimi.. anlattım ben de.. güldü bıyık altından, kalkıp çorba yaptı bana.. o domates çorbası ki, çıkmıyor aklımdan... başka da bişi yiyememiştim zaten.. bi tas çorba hepi topu.. bi daha da benzer bi açlıkla kendimi terbiye etmeye yeltenmedim.. en azından hür irademle....
Ramazan ayına dair bir başka anım da yurt günlerimde oluştu. Oda arkadaşlarımın hepsi oruç tutan insanlar, bi benim alakam yok.. hatta akşamları mescitte fln dua dinlemeye gidiyolar, oda bana kalıyo; ohhh :) bi ara tutturdular sen de gel diye. Dertleri bana dua dinletmek ama "melodik açıdan değerlendirebilirim sadece, fazlası çıkmaz benden.. hem ben kafamı da kapamam" dedim, ikna edemedim. Mescite gitmeyeceğimi anlayınca, organizayonu bizim odada yapmaya karar verdiler.. bi dünya kız toplandı bizim odada.. yatağımda oturacak yer kalmadı misal. Başka bi yatağın köşesine sindim.. üstümde yırtık pırtık kot şortum, elimde de meyve suyumla.. başlamadan daha, organizasyon yapılırken; ben meyve suyunu fazla çekince kutudan, çıkan “fırk” sesi, tüm dikkatleri bende toplamaya yetti. Eh beni imana getirmek için daha fazla çaba sarfetmeyecekleri de açıktı zaten. Hızla ayrıldım odadan. O akşam odayı kullanamadığımla kaldım...
Bi de tutturdular yarın akşam iftara gidices diye.. bizim yurdun aşağısında bi cemiyetin erkek yurdu vardı.. orası ramazanda beleş iftar veriyodu öğrencilere. Bizim kızlar da oraya gidiyolardı. Dediler oraya gidelim, hem kalabalık daha makbul. Ben yine çok direndim ama dinletemedim. Ya aslında oralarda bulunmak istemiyor değilim. Ama olduğum gibi olmak istiyorum. Bana ait olmayan bişeyi yapmacık yapmacık taklit etmek değil.. neyse, ben iftara gideceğimiz gün dersten sonra uyuyakalmışım. İftara 15 dk kala uyandırdılar beni. Nası açım ama, bayılcam... dediler ki yeme, hep beraber yeriz. Hadi dedim dayanayım. Ama şöle de pis bi huyum var; açsam çok, ya bişiler yemeliyim hemen, ya da sigara içmeliyim derhal.. e yedirmediklerine göre, dedim bari sigara içeyim. Çıktık yurttan, düştük yola. Ben elimde sigara ile yaldır yaldır yürüyorum kızların yanında.. iftar verilen yurdun bahçesine gelince attım ama sigarayı, o kadar ileri görüşlü sayılırım :) neyse girdik iftar çadırına, zaten her sandalyenin karşısına, tabldot kabilinden köpük tabaklar konmuştu. Oturduk beraberce, başladık ezanı beklemeye. Ama nası açım ya, ölüvercem oracıkta.. karnımdan yükselen gurultular duyuldu duyulacak yane, o derece.. dediler ki kızlar, sen ye bari, rengin fln attı. Dedim ki yok, ben de bekleyeceğim.. sanki oruç bekliyorum :) aslında o kadar tanımadık insan karşısında yemeğe çekindim ha, kızlarla bizbize olsak, yerdim şahsen.. neyse yedik ezanla birlikte.. çok da lezzetsizdi vesselam. Yurda dönerken, başka başka şeyler alıp, odada bi daha yemiştim hatta :)
Benim bu “on bira-yın sultanı” ile ilişkim bundan ibaret, şu ahir ömrümde.. ama işin aslı iyi insan olmaksa, açlık nedir bilmekse ve yanlış yapmamaksa; ben pek çok kişiden daha müslümanımdır zannımca..
Saygılar eder, yerden selamlarım efenim..
sonunda oldu; kestim fişleri, bitirdim işleri...
böle söleyince tekerleme gibi oldu ya, hatta çirkin oldu..
ama ay sonu çıldırmam burda sona erdi..
çılgın gibi başım ağrıyo :(
uykum var ve sanırım kafein bağımlısı oldum.. hatta bağımlı ne kelime, bildiğin junkie :)
kahve istiyo canım, belki de başım da ondan ağrıyordur... gözlerimi de açık tutamıyorum.. her saat başı takriben, kahve içmem gerekiyo...
yüksek lisans işini konuştum az önce müdürlerin müdürü ile.. tabi dedi, hayırlısı olsun dedi.. çok şaşırdım yaw.. kesin arıza yapacak diyodum.. yapmalıydı da, bu tavır tam ona göre olurdu.. hayret.. legal legal yüsek lisans öğrencisiyim artık.. hem de çalışıp okuyan cinsinden :D
iş yerinden bi arkadaşımla, itü'nün spor salonuna gideceğiz bu akşam. bi piyasa araştırması yapmaya. fiyatları uygun göründü bize.. hem uzak da değil çok. gerçi ben iki yakamı bir araya getirmekten acizim şu ara ama, gün doğmadan neler doğar , değil mi?
bence ilahi bi güç, benim zayıflamamı istemiyo hacım.. ne zaman spora gitmeye niyetlensem, bi sorun çıkıyo.. ilk seferinde küresel kriz çıkardı başıma.. ben spora gitmicem diye, afrika'da çocukların açlıktan ölmesi, borsaların batması gerekmiyodu ki yaw.. ayıp etti kanımca..
bi de kardeşimi isteyecekleri, benimse vermemek için direneceğim güne pek az kalmasından dolaaaaayı; aldığım elbisenin içinde daha da güsel görünmek adına, biraz süzülsem fena olmayacak.. yoksa minik bi su aygırı figürü oluşturmak istemiyorum ömürlük anılarda.. gerçi şimdi başlasam hiç bişi yememeye, o güne kadar vereceğim kilo devede kulak kalır..
bu lafa da bayılırım ha.. devede kulak... :) nası kocaman bi hayvanın nası küçük bi uzvunu seçmişlerdir, kıyaslama için.. devenin cüssesi ile, kulağını yanyana bi hayal etsenize... yirim o kulacığı ben..
bende şöle bi problem var bi de.. herşeyin sonuna "-cık" "-cik" eklerini getirip, bir küçültme/sevimlileştirme yapıyorum.. misal; kulacık, ayacık, göbecik... hatta hatta kedi köpek severken sokakta "amancık" Yok artık :)
bi de Sezyum'un bi sözü var bayılıyorum. hatta onunla bitirmek istiyorum yazımı.
"hepinizi salonda seviyorum"
böle söleyince tekerleme gibi oldu ya, hatta çirkin oldu..
ama ay sonu çıldırmam burda sona erdi..
çılgın gibi başım ağrıyo :(
uykum var ve sanırım kafein bağımlısı oldum.. hatta bağımlı ne kelime, bildiğin junkie :)
kahve istiyo canım, belki de başım da ondan ağrıyordur... gözlerimi de açık tutamıyorum.. her saat başı takriben, kahve içmem gerekiyo...
yüksek lisans işini konuştum az önce müdürlerin müdürü ile.. tabi dedi, hayırlısı olsun dedi.. çok şaşırdım yaw.. kesin arıza yapacak diyodum.. yapmalıydı da, bu tavır tam ona göre olurdu.. hayret.. legal legal yüsek lisans öğrencisiyim artık.. hem de çalışıp okuyan cinsinden :D
iş yerinden bi arkadaşımla, itü'nün spor salonuna gideceğiz bu akşam. bi piyasa araştırması yapmaya. fiyatları uygun göründü bize.. hem uzak da değil çok. gerçi ben iki yakamı bir araya getirmekten acizim şu ara ama, gün doğmadan neler doğar , değil mi?
bence ilahi bi güç, benim zayıflamamı istemiyo hacım.. ne zaman spora gitmeye niyetlensem, bi sorun çıkıyo.. ilk seferinde küresel kriz çıkardı başıma.. ben spora gitmicem diye, afrika'da çocukların açlıktan ölmesi, borsaların batması gerekmiyodu ki yaw.. ayıp etti kanımca..
bi de kardeşimi isteyecekleri, benimse vermemek için direneceğim güne pek az kalmasından dolaaaaayı; aldığım elbisenin içinde daha da güsel görünmek adına, biraz süzülsem fena olmayacak.. yoksa minik bi su aygırı figürü oluşturmak istemiyorum ömürlük anılarda.. gerçi şimdi başlasam hiç bişi yememeye, o güne kadar vereceğim kilo devede kulak kalır..
bu lafa da bayılırım ha.. devede kulak... :) nası kocaman bi hayvanın nası küçük bi uzvunu seçmişlerdir, kıyaslama için.. devenin cüssesi ile, kulağını yanyana bi hayal etsenize... yirim o kulacığı ben..
bende şöle bi problem var bi de.. herşeyin sonuna "-cık" "-cik" eklerini getirip, bir küçültme/sevimlileştirme yapıyorum.. misal; kulacık, ayacık, göbecik... hatta hatta kedi köpek severken sokakta "amancık" Yok artık :)
bi de Sezyum'un bi sözü var bayılıyorum. hatta onunla bitirmek istiyorum yazımı.
"hepinizi salonda seviyorum"
kadınların kadınlarla arkadaşlığı, paha biçilemez bişey..
eskiden, küçükken henüz; erkeklerle arkadaşlık etmenin daha kolay ve keyifli olduğu kanısındaydım ben de, pek çok genç kadın gibi.. onlarla sohbetin daha rahat ve açık seçik olduğunu düşünürdüm.. oysa kadınlarla ilişki kurmak her zaman daha zordu..
kadın dediğin tek olmak ister ya.. kıskançtır, pohpohlanmak ister, takıntılıdır.. üstelik çok kolay harcar karşısındakini.. kadınları en çok yaralayan, yine kadınların ağzından çıkanlardır.. zordur vesselam bi genç kadın için, bir diğer genç kadınla arkadaşlık etmek.. çünkü egolarını bırakmayı gerektirir bi köşede..
ama yaşı ilerledikçe insanın, şöle geçince yirmibeş sınırını; hemcinslerine bakışı da değişiyormuş.. tahammüllü olmayı öğrettiçe hayat.. yeterince özverili olma yetisi kazandırdıkça insana.. yanında kendinden daha gösterişli bir kadınla gezmeyi de, onun daha gösterişli olması için çabalamayı da sever oluyorsun işte.. çocukluğunun aynı yerde oturduğun ya da aynı sınıfı/sırayı paylaştığın için bir arada geçtiği kadınları, hayatın savurmasına izin vermezsen ya da hayat izin vermezse bi şekilde; o kadınlar hayatının zenginliği oluveriyor..
kadınlarla geçen uykusuz bir gecenin ardından; daha önce çok nadir hissettiğin muazzam hislerle uyanıyorsun misal.. katıksız ve çıkarsız sevildiğin hissine.. bu sevginin sen yaşlanıp çirkinleştiğinde de değişmeyeceğine.. kadınların kadınları sevmesinin; sabah uyandığında derli toplu bi eve kalksın diye gözleri yarı kapalı halde bulaşık yıkaması olduğunu öğreniyorsun.. oruç tutana sabahın dördünde omlet yapıp mükellef kahvaltılar hazırlamak olduğunu.. "çayları tazeliyorum" diyene hiç de misafir gibi bakmamak olduğunu..
"çok mutsuzum be" diye ağzından zoraki dökülenler karşılığında, soluğu havaalanında almak gibi seviyorsun kadınları... "yarın kürtaj olacağım" dediğinde, olduğun yere en yakın otobüs yazıhanesine giden yolu koşmak ve o saatten sonraki ilk otobüse binmek gibi seviyorsun.. "hadi dışarı çıkalım, daraldım ben" dediğinde, dolabındaki en güsel kıyafetleri ona giydirip, saçlarını düzleştirip, makyajını yapmak; kendin de ayna karşısına bile geçmeden, saçlarını toplayıvermek gibi seviyorsun.. doğumgünü için hazırladığın kutuya, iki de orkid koymak gibi... cüzdanında tek kuruş, kredi kartında limit olmadığı halde; ona en güsel hediyeleri alabilmek için özel bi gününde, borç arayacak kadar...
telefonlarını uzun ve ısrarlı çaldırdığımda, endişelenecek arkadaşlarım var benim. sesimdeki dalgalanmaları hisseden arkadaşlarım.. üstünde görüp de beğendiğim pantalonu, anında çıkarıp hediye eden arkadaşlarım.. uzun zamandır istediğim pahalı bi şeye, gerekirse insanları organize edip bi şekilde sahip olmamı sağlayan arkadaşlarım..
benim paha biçilmez arkadaşlarım var.. hayatımı güzelleştiren kadınlarım.. yanlarında olduğum , arkadaşları olduğum için bile kıymetli hissettiğim.. hayatımızı tabu oyununa çevirdiğimiz.. "nası hissettim biliyo musun, telefon klübesindeki gibi.." dediğimde misal, gözleri dolan arkadaşlarım..
geçmişimden bugünüme başımın üstünde taşıdığım ve yorulmayacağım yegane mesainin de bu olduğunu bildiğim kadınlar.. hepinize teşekkür etmeyi ve yanımda kalmayı sürdürmeniz için tanrıya yalvarmayı borç bilirim..
eskiden, küçükken henüz; erkeklerle arkadaşlık etmenin daha kolay ve keyifli olduğu kanısındaydım ben de, pek çok genç kadın gibi.. onlarla sohbetin daha rahat ve açık seçik olduğunu düşünürdüm.. oysa kadınlarla ilişki kurmak her zaman daha zordu..
kadın dediğin tek olmak ister ya.. kıskançtır, pohpohlanmak ister, takıntılıdır.. üstelik çok kolay harcar karşısındakini.. kadınları en çok yaralayan, yine kadınların ağzından çıkanlardır.. zordur vesselam bi genç kadın için, bir diğer genç kadınla arkadaşlık etmek.. çünkü egolarını bırakmayı gerektirir bi köşede..
ama yaşı ilerledikçe insanın, şöle geçince yirmibeş sınırını; hemcinslerine bakışı da değişiyormuş.. tahammüllü olmayı öğrettiçe hayat.. yeterince özverili olma yetisi kazandırdıkça insana.. yanında kendinden daha gösterişli bir kadınla gezmeyi de, onun daha gösterişli olması için çabalamayı da sever oluyorsun işte.. çocukluğunun aynı yerde oturduğun ya da aynı sınıfı/sırayı paylaştığın için bir arada geçtiği kadınları, hayatın savurmasına izin vermezsen ya da hayat izin vermezse bi şekilde; o kadınlar hayatının zenginliği oluveriyor..
kadınlarla geçen uykusuz bir gecenin ardından; daha önce çok nadir hissettiğin muazzam hislerle uyanıyorsun misal.. katıksız ve çıkarsız sevildiğin hissine.. bu sevginin sen yaşlanıp çirkinleştiğinde de değişmeyeceğine.. kadınların kadınları sevmesinin; sabah uyandığında derli toplu bi eve kalksın diye gözleri yarı kapalı halde bulaşık yıkaması olduğunu öğreniyorsun.. oruç tutana sabahın dördünde omlet yapıp mükellef kahvaltılar hazırlamak olduğunu.. "çayları tazeliyorum" diyene hiç de misafir gibi bakmamak olduğunu..
"çok mutsuzum be" diye ağzından zoraki dökülenler karşılığında, soluğu havaalanında almak gibi seviyorsun kadınları... "yarın kürtaj olacağım" dediğinde, olduğun yere en yakın otobüs yazıhanesine giden yolu koşmak ve o saatten sonraki ilk otobüse binmek gibi seviyorsun.. "hadi dışarı çıkalım, daraldım ben" dediğinde, dolabındaki en güsel kıyafetleri ona giydirip, saçlarını düzleştirip, makyajını yapmak; kendin de ayna karşısına bile geçmeden, saçlarını toplayıvermek gibi seviyorsun.. doğumgünü için hazırladığın kutuya, iki de orkid koymak gibi... cüzdanında tek kuruş, kredi kartında limit olmadığı halde; ona en güsel hediyeleri alabilmek için özel bi gününde, borç arayacak kadar...
telefonlarını uzun ve ısrarlı çaldırdığımda, endişelenecek arkadaşlarım var benim. sesimdeki dalgalanmaları hisseden arkadaşlarım.. üstünde görüp de beğendiğim pantalonu, anında çıkarıp hediye eden arkadaşlarım.. uzun zamandır istediğim pahalı bi şeye, gerekirse insanları organize edip bi şekilde sahip olmamı sağlayan arkadaşlarım..
benim paha biçilmez arkadaşlarım var.. hayatımı güzelleştiren kadınlarım.. yanlarında olduğum , arkadaşları olduğum için bile kıymetli hissettiğim.. hayatımızı tabu oyununa çevirdiğimiz.. "nası hissettim biliyo musun, telefon klübesindeki gibi.." dediğimde misal, gözleri dolan arkadaşlarım..
geçmişimden bugünüme başımın üstünde taşıdığım ve yorulmayacağım yegane mesainin de bu olduğunu bildiğim kadınlar.. hepinize teşekkür etmeyi ve yanımda kalmayı sürdürmeniz için tanrıya yalvarmayı borç bilirim..
Bitti ya, bir hafta daha bitti. yarın Cumartesi, şaka gibi! sadece 4 saat çalışacağım... sonra eve gidecek, temizlik yapacak, vurup kafayı yatacağım.
akşama misafirlerim olacak. liseden iki arkadaşım kalmaya gelecek. onlara yemek yapacağım bi güsel... yemek, sohbet fln derken; harika bi cumartesi olacağını umuyorum. pazar günü ise misafir vesilesi ile evi cumartesiden temizlemiş olduğumdan, yapacak tek mecburiyetim yatmak olacak ki, öle mecburiyete can kurban..
kendime bakacam, bak bu sefer kararlıyım... elime ayağıma, kaşıma gözüme falan... yiter yaw, bakımsız bakımsız nereye kadar.
ben zaten yaz aylarında pek derbeder olurum.. terliyorum ya sıcakta; ne makyaj yapabiliorum, ne saçlarımı açabiliyorum.
ama gelsin şöle bi sonbahar... terlemeyeceğimi bildiğim her an, fondoten sürmekten keyif alıyorum arkadaş.. saçlarımı fönlü kullanmaktan, tırnaklarımı santim santim uzatmaktan.. hatta kırmızı ruj sürüp tüm gün taze kalmasını sağlamaktan bile..
hem benim kışlık ayakkabılarım yazlıklardan daha fazla.. hem daha da şıklar.. kışın topuklu giymek bile, yazınki kadar eziyet olmuyo..
tamam yağmur çamur sevmiyorum ama, yağışsız bir gökyüzüne sahip eylül-ekim ayları..
hastayım size...
hele bi de şu yorgunluk sorunumu bi rayına oturtabilirsem...
yanımdan geçerken tanırsınız bence D:
akşama misafirlerim olacak. liseden iki arkadaşım kalmaya gelecek. onlara yemek yapacağım bi güsel... yemek, sohbet fln derken; harika bi cumartesi olacağını umuyorum. pazar günü ise misafir vesilesi ile evi cumartesiden temizlemiş olduğumdan, yapacak tek mecburiyetim yatmak olacak ki, öle mecburiyete can kurban..
kendime bakacam, bak bu sefer kararlıyım... elime ayağıma, kaşıma gözüme falan... yiter yaw, bakımsız bakımsız nereye kadar.
ben zaten yaz aylarında pek derbeder olurum.. terliyorum ya sıcakta; ne makyaj yapabiliorum, ne saçlarımı açabiliyorum.
ama gelsin şöle bi sonbahar... terlemeyeceğimi bildiğim her an, fondoten sürmekten keyif alıyorum arkadaş.. saçlarımı fönlü kullanmaktan, tırnaklarımı santim santim uzatmaktan.. hatta kırmızı ruj sürüp tüm gün taze kalmasını sağlamaktan bile..
hem benim kışlık ayakkabılarım yazlıklardan daha fazla.. hem daha da şıklar.. kışın topuklu giymek bile, yazınki kadar eziyet olmuyo..
tamam yağmur çamur sevmiyorum ama, yağışsız bir gökyüzüne sahip eylül-ekim ayları..
hastayım size...
hele bi de şu yorgunluk sorunumu bi rayına oturtabilirsem...
yanımdan geçerken tanırsınız bence D:
ben bu milföy hamurundan yapılmış gibi olan, ya da hakkaten milföy hamurundan yapılan poğaçaları sevmiyorum arkadaş! pinçik pinçik dağılıyorlar ısırınca.. yarısını tüketebiliyorsun sadece..ona göre mi organize olmak lazım? "madem 2 poğaça yemem gerek , doymak için; o zaman 4 tane almalıyım" falan mı yane?
neyse; sabah sabah asap bozmaya gerek yok... değil mi ama.. hem insancıklar aç geziyorla şu ara... bu tarz dertler, ilgi alanları dışında. o zaman unutmayayım da, ramazan bitiminde bu konuyu bi daha gündeme taşıyayım :p
ay nası amaçsız bi gün yaleppim! ve nasıl işim var.. ve nasıl halim yok..
beşiktaştaki bahçeşehir üniversitesinde okuyan varsa, iki çift laf edecem kendisine.. ama böle genel yayın yapamam.. bana mail ile ulaşsın :p
çok uykum var ve kahve içmek istiyorum çok.. ayrıca sigara da içmek istiyorum ve ben uzun zamandır iş yerinde sigara içmiyorum.. gerçi arada bi kaç kaçamak yapıyodum ama ramazan başladığından ve bahçe boşaldığından beri bayaa sıklaştırdım.. misal bu sabah paketi yanıma alsam mı almasam mı diye küçük bi savaş verdim kendimle. ama almadım.. şimdi bahçeye çıkıp ondan bundan sigara istemek garip geliyo.. valla sırf yüzüm olmadığından çıkmıyorum :D
peki benim bu uyku sorunuma nası bi çözüm getirices arkadaşlar? iki gündür saati falan duymuyorum.. haftasonu gelsin artık, yoruldum... "zaten bugün cuma" diyecek olanlar varsa aranızda; bendeniz cumartesi günleri 12.30 a kadar çalışıyorum maalesef.. bana haftasonu cumartesi 13.00 suları demek..
hadi ya, çok işim var; sonra konuşuruz..
neyse; sabah sabah asap bozmaya gerek yok... değil mi ama.. hem insancıklar aç geziyorla şu ara... bu tarz dertler, ilgi alanları dışında. o zaman unutmayayım da, ramazan bitiminde bu konuyu bi daha gündeme taşıyayım :p
ay nası amaçsız bi gün yaleppim! ve nasıl işim var.. ve nasıl halim yok..
beşiktaştaki bahçeşehir üniversitesinde okuyan varsa, iki çift laf edecem kendisine.. ama böle genel yayın yapamam.. bana mail ile ulaşsın :p
çok uykum var ve kahve içmek istiyorum çok.. ayrıca sigara da içmek istiyorum ve ben uzun zamandır iş yerinde sigara içmiyorum.. gerçi arada bi kaç kaçamak yapıyodum ama ramazan başladığından ve bahçe boşaldığından beri bayaa sıklaştırdım.. misal bu sabah paketi yanıma alsam mı almasam mı diye küçük bi savaş verdim kendimle. ama almadım.. şimdi bahçeye çıkıp ondan bundan sigara istemek garip geliyo.. valla sırf yüzüm olmadığından çıkmıyorum :D
peki benim bu uyku sorunuma nası bi çözüm getirices arkadaşlar? iki gündür saati falan duymuyorum.. haftasonu gelsin artık, yoruldum... "zaten bugün cuma" diyecek olanlar varsa aranızda; bendeniz cumartesi günleri 12.30 a kadar çalışıyorum maalesef.. bana haftasonu cumartesi 13.00 suları demek..
hadi ya, çok işim var; sonra konuşuruz..
aklımda sürekli Kutsi'nin bi şarkısı..
oysa öyle de sevmem ..zevengi!
la havla inna binna sübhaneke!
"aynadaki yüzünün karşılığı benim" ne demektir yaw?
"gördün mü sevgilim" diye bi de onay istiyo manyak..
yani -sen baktığında beni görüyorsun aynada.. birbirimize ikiz kadar benziyoruz, bu ilişki de enseste gider burdan- falan mı yani? kim yazıyo bu sözleri? bu adamları denetleyen bi merci fln yok mu?
Bi de mesela Petek Dinçöz assolistimizin bi şarkısı vardı.. delirirdim duydukça..
"kurudum yeni gelin misali gibi"
"misali gibi" Buraya dikkat! Yeni gelinlerin kuruması gelenekmiş gibi yaklaşılmış olmasına sesimi bile çıkarmıyorum... "misali gibi" ne demektir ya?
Hadi ben sabahları sinirli oluyorum.. ama "hayaaaaaat, bunu neden yapıyosuuun?"
kjklwj hatta yani..
oysa öyle de sevmem ..zevengi!
la havla inna binna sübhaneke!
"aynadaki yüzünün karşılığı benim" ne demektir yaw?
"gördün mü sevgilim" diye bi de onay istiyo manyak..
yani -sen baktığında beni görüyorsun aynada.. birbirimize ikiz kadar benziyoruz, bu ilişki de enseste gider burdan- falan mı yani? kim yazıyo bu sözleri? bu adamları denetleyen bi merci fln yok mu?
Bi de mesela Petek Dinçöz assolistimizin bi şarkısı vardı.. delirirdim duydukça..
"kurudum yeni gelin misali gibi"
"misali gibi" Buraya dikkat! Yeni gelinlerin kuruması gelenekmiş gibi yaklaşılmış olmasına sesimi bile çıkarmıyorum... "misali gibi" ne demektir ya?
Hadi ben sabahları sinirli oluyorum.. ama "hayaaaaaat, bunu neden yapıyosuuun?"
kjklwj hatta yani..
Ne zamandır aklımı toplayıp da bişiler yazamamanın sıkıntısı içindeyim.. manevi bir zorunluluk olmuş adeta blog yazmak bende.. sürekli “eksiklik” hissi ile yaşamaktayım... arada oluyor ama böle. Bi bakıyorum günde 4 yazı girebilecek kadar üretken, bazen de günlerce sessiz kalacak kadar kısır...
Kendime yeni uğraşlar bulma çabasındayım şu aralar.. keşke diyorum, biraz daha param olsaymış.. dans kurslarından, spor salonlarına koştuğum aktif bi hayatın içinde, anlamasaymışım zamanın nasıl geçtiğini.. ama yok.. bu durumda ne yapmalı? Hayata küsüp oturmalı mı? Yooo dostum yooo... elimizdeki imkanlarla neler yapılabileceğine bakmalı.. mesela...
*Son zamanlarda epeyce sardığım moda bloglarının bazılarında gördüğüm şu DIY zımbırtıları aklımı çeliyor bayaaa.. neden olmasın be ya.. giymediğim bi dünya şey var valizlere tıkılmış duran.. keser biçerim.. hem elimden de gelir.. Dİ eskiden.. yani barbie bebeklere kıyafet dikerken.. denemek lazım..
*açtığım ama hala hayata geçiremediğim diğer bloguma yazılar girmek. Eskiden yazdığım yazıların kağıttan kurtulup kalıcı olması için düşünmüştüm bu proceyi... zihni sinir'den hallice proce üretirim.. dedim bunlar böle kaybolur.. sonsuz bilgi deposuna aktarmalı.. heh işte; onları aktarabilirim..
*ALES' e çalışmak.. evet! demeyin şimdi kazandın yüksek lisansı, daha ne ales'i diye.. lazım olabilermiş, akedemik kariyer için. Benim puanımın çok da parlak olduğu sölenemez.. boş oturacağına, otur çalış haspam..
*eskiden çokça vakit ayırdığım fakat şu aralar unutmaya yüz tuttuğum farmakoloji bilgilerimi yenilemek.. evet, oldukça zevk aldığım bi eylem bu.. oturur yine kendimce notlar alır, hatırladıkça özgüven tazelerim.. fena mı?
Tabi seçenekler çoğaltılabilir.. bakalım, bunlar ilk etapta aklıma gelenler..
NOT: Beni okuyan insanlardan herhangi birinin Mersin’de yaşıyor olma ihtimali var mıdır ya? Varsa lütfen bana mail atsın.. sormak/öğrenmek istediğim bi kaç bişi var da..
Kendime yeni uğraşlar bulma çabasındayım şu aralar.. keşke diyorum, biraz daha param olsaymış.. dans kurslarından, spor salonlarına koştuğum aktif bi hayatın içinde, anlamasaymışım zamanın nasıl geçtiğini.. ama yok.. bu durumda ne yapmalı? Hayata küsüp oturmalı mı? Yooo dostum yooo... elimizdeki imkanlarla neler yapılabileceğine bakmalı.. mesela...
*Son zamanlarda epeyce sardığım moda bloglarının bazılarında gördüğüm şu DIY zımbırtıları aklımı çeliyor bayaaa.. neden olmasın be ya.. giymediğim bi dünya şey var valizlere tıkılmış duran.. keser biçerim.. hem elimden de gelir.. Dİ eskiden.. yani barbie bebeklere kıyafet dikerken.. denemek lazım..
*açtığım ama hala hayata geçiremediğim diğer bloguma yazılar girmek. Eskiden yazdığım yazıların kağıttan kurtulup kalıcı olması için düşünmüştüm bu proceyi... zihni sinir'den hallice proce üretirim.. dedim bunlar böle kaybolur.. sonsuz bilgi deposuna aktarmalı.. heh işte; onları aktarabilirim..
*ALES' e çalışmak.. evet! demeyin şimdi kazandın yüksek lisansı, daha ne ales'i diye.. lazım olabilermiş, akedemik kariyer için. Benim puanımın çok da parlak olduğu sölenemez.. boş oturacağına, otur çalış haspam..
*eskiden çokça vakit ayırdığım fakat şu aralar unutmaya yüz tuttuğum farmakoloji bilgilerimi yenilemek.. evet, oldukça zevk aldığım bi eylem bu.. oturur yine kendimce notlar alır, hatırladıkça özgüven tazelerim.. fena mı?
Tabi seçenekler çoğaltılabilir.. bakalım, bunlar ilk etapta aklıma gelenler..
NOT: Beni okuyan insanlardan herhangi birinin Mersin’de yaşıyor olma ihtimali var mıdır ya? Varsa lütfen bana mail atsın.. sormak/öğrenmek istediğim bi kaç bişi var da..
gökyüzü, yeryüzüne mi yaklaştı?
güneş, eskisinden daha mı karamsar hakkımızda?
kış; soğuğundan önce, melankolisini mi gönderdi üstümüze?
daralıyorum!
her şey üstüme üstüme geliyor adeta...
beynimi durdurasım, bi kenarda nadasa bırakasım var.
aklıma sorunlardan başka bişi getiremiyorum..işime de odaklanamıyorum.
ellerim sadece mouse üzerinde, bloglara tıklıyor.. ya da arada gelen fw maillere..
ay sonu gelmek üzere, yapmam gereken çok şey var halbuki..
hayatta ne kadar çok düşünecek sorun olduğuna şaşırıyorum...
sorunlarıyla baş edemeyen, "düşünmeden duramıyorum" diyen insanlara; bir psikolog edası ile acırken; şimdi neden bahsettiklerini anlayabiliyorum.. beyin, insanın hükmedemediği bi organı aslında.. benimki asilikte ve çılgınlıkta sınır tanımıyor.. hükmedemiyorum, kendimi dinletemiyorum..
ne müzik dinleyesim var, ne elime kitap aldım aylardır...
kelimelerim bile amatörleşiyor günden güne...
değişiyorum, tersine evriliyorum...
çok üzülüyorum!
bir yerden suyun dibine çeken sorunlarıma inat; yüksek lisans gibi, minik tatil planları gibi, yeni kariyer hevesleri gibi can simitleri atarak kendimi hayatta tutuyorum.. ama benden daha iyi beynimin kapasitesi... yemiyor lanet.. herşeyin farkında ve artık ağzına çalınan birer kaşık baldan sıkıldı...
ben hayatın karşısında durma kararı alıyorum bundan sonra.. kimseyi memnun etmek zorunda olmadığımı, 28 yaşında idrak ediyorum.. ben ki; evde dolanırken, yan odada uyuyan ev arkadaşım rahatsız olmasın diye parmak uçlarımda yürüyen bi insanım... artık herkes gibi kapıları çarpan olacağım.. yaşadığım 28 yılın, kaçını iyi hatırladığımı sorguluyorum... üzüntülerimi anlatmadan, hüznümü sıçratmadan yaşadığımı farkediyorum...
benim canım herkesten çok yanar.. benim içim herkesten daha narin... kendimi yormaktan, kalkan etmekten vazgeçiyorum... 28 yıldır ilk defa, kendimi herkesten daha çok sevmem gerektiğini anlıyor ve saygı duyuyorum...
bu vesile ile; ilgili ilgisiz herkese, bundan sonra bende görecekleri değişimleri bu kararıma yormalarını ve geçmiş 28 yılın hatrına birazcık toleranslı davranmalarını rica ediyorum..
güneş, eskisinden daha mı karamsar hakkımızda?
kış; soğuğundan önce, melankolisini mi gönderdi üstümüze?
daralıyorum!
her şey üstüme üstüme geliyor adeta...
beynimi durdurasım, bi kenarda nadasa bırakasım var.
aklıma sorunlardan başka bişi getiremiyorum..işime de odaklanamıyorum.
ellerim sadece mouse üzerinde, bloglara tıklıyor.. ya da arada gelen fw maillere..
ay sonu gelmek üzere, yapmam gereken çok şey var halbuki..
hayatta ne kadar çok düşünecek sorun olduğuna şaşırıyorum...
sorunlarıyla baş edemeyen, "düşünmeden duramıyorum" diyen insanlara; bir psikolog edası ile acırken; şimdi neden bahsettiklerini anlayabiliyorum.. beyin, insanın hükmedemediği bi organı aslında.. benimki asilikte ve çılgınlıkta sınır tanımıyor.. hükmedemiyorum, kendimi dinletemiyorum..
ne müzik dinleyesim var, ne elime kitap aldım aylardır...
kelimelerim bile amatörleşiyor günden güne...
değişiyorum, tersine evriliyorum...
çok üzülüyorum!
bir yerden suyun dibine çeken sorunlarıma inat; yüksek lisans gibi, minik tatil planları gibi, yeni kariyer hevesleri gibi can simitleri atarak kendimi hayatta tutuyorum.. ama benden daha iyi beynimin kapasitesi... yemiyor lanet.. herşeyin farkında ve artık ağzına çalınan birer kaşık baldan sıkıldı...
ben hayatın karşısında durma kararı alıyorum bundan sonra.. kimseyi memnun etmek zorunda olmadığımı, 28 yaşında idrak ediyorum.. ben ki; evde dolanırken, yan odada uyuyan ev arkadaşım rahatsız olmasın diye parmak uçlarımda yürüyen bi insanım... artık herkes gibi kapıları çarpan olacağım.. yaşadığım 28 yılın, kaçını iyi hatırladığımı sorguluyorum... üzüntülerimi anlatmadan, hüznümü sıçratmadan yaşadığımı farkediyorum...
benim canım herkesten çok yanar.. benim içim herkesten daha narin... kendimi yormaktan, kalkan etmekten vazgeçiyorum... 28 yıldır ilk defa, kendimi herkesten daha çok sevmem gerektiğini anlıyor ve saygı duyuyorum...
bu vesile ile; ilgili ilgisiz herkese, bundan sonra bende görecekleri değişimleri bu kararıma yormalarını ve geçmiş 28 yılın hatrına birazcık toleranslı davranmalarını rica ediyorum..
çok sevdiğiniz insanlar olur.. yeni albüm yapsa da dinlesem dersiniz, yeni filmi çıksa da gitsem fln..
bense o çok sevdiğim insanlara bi gün bişi olursa korkusuyla; nice acılara gark olurum yerli yersiz..
nitekim haksız da değilmişim, gitti dağ gibi Michael Jackson.. ki listemin en başlarında yer alırdı kendileri..
peki başka kimler varmış bakayım bu listede derseniz, buyrun burdan yakın...
*James Walsh : ben bu adama hayranlıktan başka bişi besliyorum sanırım.. gerek sesi, gerek müziğindeki piyano olsun keman olsun tınılar; beni benden alıp da başka diyarlara taşıyor vesselam.. bak starsailor dağılırsa da, yakarım kendimi..
* Nick Cave : daha önce zaten kendisi hakkındaki fikirlerimi açık eden bi yazı yazmıştım.. hatta faztaziye bile kaçmıştım sanırım.. uyurken başımda şarkı sölesin, uyanınca ilk duyduğum ses olsun kabilinden.. o arızalansın, ben yangına körükle gideyim.. ama nolur nolur nolur, ona bişi olmasın.. en azından ben sahnede kanlı canlı izleyene kadar..
* Leonard Cohen : kendisinin yaşını başını hallice almış olması, içimdeki endişe topçuklarını hareketlendirse de, hiç bi zaman onun hakkında kötü bi haber almaya hazırlıklı olmayacağım.. valla perişan olurum ağlamaktan, bu adama bişi olursa..
* Goran Bregovic : bu adam, ben kendisini izlemeden ölür giderse; ikim elim yakanda kader.. çocukluğumdan beri bu kadar isteyip de elde edemediğim başka bişi olmadı.. hiç bi şeyin orucunu tutmadım senin kadar.. ah goran ah...
* Thom Yorke : evet ben manyak severim! histerik severim, arıza manyağıyım.. bu herifin olayı, beni benden almakta.. sahneye çıkmadan ne veriyolarsa buna, aynından ben de istiyorum! bi gün sahnede fln düşüp kalırsa, çok üzülürüm yeminlen..
* Seal : neden dersen, bilmiyorum.. ama adama bayılmaktayım ben.. belki santana ile yaptığı düetteki kadifeden hallice sesi sebep olmuş olabilir.. belki gözümüze her fırsatta sokulan muhteşem evliliği fln da sevimli geliyor olabilir.. bence çok karizmatik bi şahıs kendisi..
* DMX : ben bu adamın müziğine bile tahammül edemiyorum aslında. sadece -ain no sunshine-ı bence herkesten daha güsel sölemiş.hepsi bu.. ama adam çok güsel ya.. dünyaya böle güsellikler lasım kanımca.. bunu üretsinler bence. DNA larını fln satsınlar.. valla bak..
* Teoman : adını sölese dinlerim dediğim, arızalı grubundan birisi daha.. çok seviyorum teomanı ya, öle böle değil.. başına bişi gelmesinden de çok tırsıyorum ama.. daha o çatlak sesten, ne şarkılar dinlemek lazım, di mi ama..
* Nicholas Anelka : bu adama hayran olduğumu, bilmeyen kaldı mı acaba? bi gün maç esnasında fln kalpten gidiverirse, atarım kendimi yukarı, vurgun yerim şerefsizim.. benim olmasa da, varolduğunu bilmek güsel.. bi yerlerde gülüyo mudur o şimdi? hıımm?
* Tayfun Korkut : dünya bir yana, Tayfun bir yana.. odamdan ısrarla kaldırmadığım, hatta annemin müstehcen sıfatında değerlendirdiği, el emeği sonucu şahsi makinamla çekilmiş fotoğrafı bile her sabah aşkımı tazelemem için yeterli.. bence o hayal ürünü sayılan adamlar gibi kusursuz değil.. o kadar güsel kusurlu, o kadar kendi halinde, o kadar beyefendi ki; ondan çocuğum olsun istiyorum.. valla bak..
* Johnny Depp : gerekçe belirtmeme gerek var mı ki? bu adama bişi olursa, kendini asacak çok kadın olacaktır.. özel korumaya alınmalı, pamuklara sarılıp sarmalanmalı..
* Joachim Phoenix : benim için River Phoenix'in kardeşinden başka bişi değilken, artık bambaşka bişi. dev bi oyuncu.. hayranıyım, hastasıyım.. çok çirkin de değil hem.. di mi ama?
* Ville Vallo : bu ses, görüntüsü olmadan bile bu kadar muhteşemken, ne gerek vardı bu kadar harika bi görüntüye? çok yaşayasın...
* Ferzan Özpetek : daha yapacak çok işi, çekecek çok filmi var bu adamın.. benim de izleyecek ve dört köşe olacak çok zamanlarım. nolur bişi olmasın sana...
* Zeki Demirkubuz : al sana çekecek çok filmi olan bi adam daha... kaderden sonrasını hele nası merakla bekliyorum.. lütfen iyi koru kendini, zeki!
* Vildan Atasever : listeye aldığım ilk kadın ismi sanırsam.. hayranım ben bu kadına, ya da kız çocuğuna.. otursun, mel mel baksın; ben yine de izlerim.. o derece severim..
* Ufuk Bayraktar : sadece potansiyelini merak ettiğimden.. kaderde izleyip de, daha ne mucizeler çıkar bu oğlandan acaba demeyen var mıdır ki?
* Hülya Avşar : noldu, şaşırdın di me? "iki genç kız"ı izledim ben.. "berlin in berlin"i izledim. "fatmagül'ün suçu ne"yi izledim. kimse beni hülya avşar'ın magazin bebeği olduğuna inandıramaz..hatta belki bu kadar magazin malzemesi olduğu için, kimse ihtimal vermedi bu kadar iyi oyuncu olabileceğine.. vesaire.. ben seviyorum arkadaşım..
* Madonna : seveni var, sevmeyeni var. ben hangi grupta bile olduğumdan emin değilken; böğüre böğüre ağlarım, bu kadına bişi olursa..
* Sevtap Parman : kim olduğunu bilmeyenler vardır eminim... ben ucuz kadın severim, o benim gözbebeğim...
* Ahmet Altan: adını yazsa okurum dediğim, karakteri ile de zerre kadar ilgilenmediğim güzel insan, muhteşem yazar.. hakkında çeşitli spekülasyonlar olsa da, ben yazdığını okurum arkadaş. katılırım katılmam, ayrı!
* Ece Temelkuran: kadın olduğu için çok mutlu olduğum, kadın olduğum için çok mutlu olduğum... çok sevdiğim, her yazısını içtenlikle okuduğum, çoğu yazısından sıkıldığım, çoğu düşüncesini paylaşmadığım ama yine de ısrarla okuduğum... ece çok seviyorum seni ben!
* Yankı Yazgan : Bir kitabını okumamla hayatımın değiştiği, pozisyonundan beklenmeyecek yakışıklılıkta olan Prof.Dr.Yankı Yazgan.. Psikiyatri, anlaşılması zor bi bilim mi? "labirent yolculukları"nı deneyin..
* Stephen King : şu anda okumuyor olsam da, hayatımın neredeyse iki seneye yakın zamanı onu okuyarak geçti. hızlı okuma yetimi ve hayal gücümün büyük bölümünü de bu adama borçlu olsam gerek.. başına bişi gelmese bari..
* Burak Kut : çocukluk aşkım, bitanem... kendimi siper ederim sana ben.. sana gelen bana gelsin, bebetom benim! annene selamlar ;)
* Cem Adrian : bak buna da yeni sardım.. daha tam keşfedemeden neyin nesi olduğunu, başına bişi gelirse, yoksunluk üzüntüsü basar dört bi yanımı..
* Sezen Aksu : bu konuda tek değilim sanırsam..
* İlhan İrem : nerde olduğunu bile bilmediğimiz, hakkında çeşitli spekülasyonlar olsa da; orda bi yerde nefes almayı sürdüren insan.. aynen devam, hiç bozma..
aslında ben bu listeyi uzatırım. ama şimdi aklıma daha başka bişi gelmiyo. sabahtan beri rapordu, kaşeydi, imzaydı ambale olmuşken, anca bu kadar.. hatta belki bunu bi seri haline bile getirebilirim.. mim bile olur bundan ha :)
o zaman şöle yapalım; konuyu beğenen , yazsın.. ben de aklıma geldikçe yazmayı sürdüreyim.
Nasılım?
bense o çok sevdiğim insanlara bi gün bişi olursa korkusuyla; nice acılara gark olurum yerli yersiz..
nitekim haksız da değilmişim, gitti dağ gibi Michael Jackson.. ki listemin en başlarında yer alırdı kendileri..
peki başka kimler varmış bakayım bu listede derseniz, buyrun burdan yakın...
*James Walsh : ben bu adama hayranlıktan başka bişi besliyorum sanırım.. gerek sesi, gerek müziğindeki piyano olsun keman olsun tınılar; beni benden alıp da başka diyarlara taşıyor vesselam.. bak starsailor dağılırsa da, yakarım kendimi..
* Nick Cave : daha önce zaten kendisi hakkındaki fikirlerimi açık eden bi yazı yazmıştım.. hatta faztaziye bile kaçmıştım sanırım.. uyurken başımda şarkı sölesin, uyanınca ilk duyduğum ses olsun kabilinden.. o arızalansın, ben yangına körükle gideyim.. ama nolur nolur nolur, ona bişi olmasın.. en azından ben sahnede kanlı canlı izleyene kadar..
* Leonard Cohen : kendisinin yaşını başını hallice almış olması, içimdeki endişe topçuklarını hareketlendirse de, hiç bi zaman onun hakkında kötü bi haber almaya hazırlıklı olmayacağım.. valla perişan olurum ağlamaktan, bu adama bişi olursa..
* Goran Bregovic : bu adam, ben kendisini izlemeden ölür giderse; ikim elim yakanda kader.. çocukluğumdan beri bu kadar isteyip de elde edemediğim başka bişi olmadı.. hiç bi şeyin orucunu tutmadım senin kadar.. ah goran ah...
* Thom Yorke : evet ben manyak severim! histerik severim, arıza manyağıyım.. bu herifin olayı, beni benden almakta.. sahneye çıkmadan ne veriyolarsa buna, aynından ben de istiyorum! bi gün sahnede fln düşüp kalırsa, çok üzülürüm yeminlen..
* Seal : neden dersen, bilmiyorum.. ama adama bayılmaktayım ben.. belki santana ile yaptığı düetteki kadifeden hallice sesi sebep olmuş olabilir.. belki gözümüze her fırsatta sokulan muhteşem evliliği fln da sevimli geliyor olabilir.. bence çok karizmatik bi şahıs kendisi..
* DMX : ben bu adamın müziğine bile tahammül edemiyorum aslında. sadece -ain no sunshine-ı bence herkesten daha güsel sölemiş.hepsi bu.. ama adam çok güsel ya.. dünyaya böle güsellikler lasım kanımca.. bunu üretsinler bence. DNA larını fln satsınlar.. valla bak..
* Teoman : adını sölese dinlerim dediğim, arızalı grubundan birisi daha.. çok seviyorum teomanı ya, öle böle değil.. başına bişi gelmesinden de çok tırsıyorum ama.. daha o çatlak sesten, ne şarkılar dinlemek lazım, di mi ama..
* Nicholas Anelka : bu adama hayran olduğumu, bilmeyen kaldı mı acaba? bi gün maç esnasında fln kalpten gidiverirse, atarım kendimi yukarı, vurgun yerim şerefsizim.. benim olmasa da, varolduğunu bilmek güsel.. bi yerlerde gülüyo mudur o şimdi? hıımm?
* Tayfun Korkut : dünya bir yana, Tayfun bir yana.. odamdan ısrarla kaldırmadığım, hatta annemin müstehcen sıfatında değerlendirdiği, el emeği sonucu şahsi makinamla çekilmiş fotoğrafı bile her sabah aşkımı tazelemem için yeterli.. bence o hayal ürünü sayılan adamlar gibi kusursuz değil.. o kadar güsel kusurlu, o kadar kendi halinde, o kadar beyefendi ki; ondan çocuğum olsun istiyorum.. valla bak..
* Johnny Depp : gerekçe belirtmeme gerek var mı ki? bu adama bişi olursa, kendini asacak çok kadın olacaktır.. özel korumaya alınmalı, pamuklara sarılıp sarmalanmalı..
* Joachim Phoenix : benim için River Phoenix'in kardeşinden başka bişi değilken, artık bambaşka bişi. dev bi oyuncu.. hayranıyım, hastasıyım.. çok çirkin de değil hem.. di mi ama?
* Ville Vallo : bu ses, görüntüsü olmadan bile bu kadar muhteşemken, ne gerek vardı bu kadar harika bi görüntüye? çok yaşayasın...
* Ferzan Özpetek : daha yapacak çok işi, çekecek çok filmi var bu adamın.. benim de izleyecek ve dört köşe olacak çok zamanlarım. nolur bişi olmasın sana...
* Zeki Demirkubuz : al sana çekecek çok filmi olan bi adam daha... kaderden sonrasını hele nası merakla bekliyorum.. lütfen iyi koru kendini, zeki!
* Vildan Atasever : listeye aldığım ilk kadın ismi sanırsam.. hayranım ben bu kadına, ya da kız çocuğuna.. otursun, mel mel baksın; ben yine de izlerim.. o derece severim..
* Ufuk Bayraktar : sadece potansiyelini merak ettiğimden.. kaderde izleyip de, daha ne mucizeler çıkar bu oğlandan acaba demeyen var mıdır ki?
* Hülya Avşar : noldu, şaşırdın di me? "iki genç kız"ı izledim ben.. "berlin in berlin"i izledim. "fatmagül'ün suçu ne"yi izledim. kimse beni hülya avşar'ın magazin bebeği olduğuna inandıramaz..hatta belki bu kadar magazin malzemesi olduğu için, kimse ihtimal vermedi bu kadar iyi oyuncu olabileceğine.. vesaire.. ben seviyorum arkadaşım..
* Madonna : seveni var, sevmeyeni var. ben hangi grupta bile olduğumdan emin değilken; böğüre böğüre ağlarım, bu kadına bişi olursa..
* Sevtap Parman : kim olduğunu bilmeyenler vardır eminim... ben ucuz kadın severim, o benim gözbebeğim...
* Ahmet Altan: adını yazsa okurum dediğim, karakteri ile de zerre kadar ilgilenmediğim güzel insan, muhteşem yazar.. hakkında çeşitli spekülasyonlar olsa da, ben yazdığını okurum arkadaş. katılırım katılmam, ayrı!
* Ece Temelkuran: kadın olduğu için çok mutlu olduğum, kadın olduğum için çok mutlu olduğum... çok sevdiğim, her yazısını içtenlikle okuduğum, çoğu yazısından sıkıldığım, çoğu düşüncesini paylaşmadığım ama yine de ısrarla okuduğum... ece çok seviyorum seni ben!
* Yankı Yazgan : Bir kitabını okumamla hayatımın değiştiği, pozisyonundan beklenmeyecek yakışıklılıkta olan Prof.Dr.Yankı Yazgan.. Psikiyatri, anlaşılması zor bi bilim mi? "labirent yolculukları"nı deneyin..
* Stephen King : şu anda okumuyor olsam da, hayatımın neredeyse iki seneye yakın zamanı onu okuyarak geçti. hızlı okuma yetimi ve hayal gücümün büyük bölümünü de bu adama borçlu olsam gerek.. başına bişi gelmese bari..
* Burak Kut : çocukluk aşkım, bitanem... kendimi siper ederim sana ben.. sana gelen bana gelsin, bebetom benim! annene selamlar ;)
* Cem Adrian : bak buna da yeni sardım.. daha tam keşfedemeden neyin nesi olduğunu, başına bişi gelirse, yoksunluk üzüntüsü basar dört bi yanımı..
* Sezen Aksu : bu konuda tek değilim sanırsam..
* İlhan İrem : nerde olduğunu bile bilmediğimiz, hakkında çeşitli spekülasyonlar olsa da; orda bi yerde nefes almayı sürdüren insan.. aynen devam, hiç bozma..
aslında ben bu listeyi uzatırım. ama şimdi aklıma daha başka bişi gelmiyo. sabahtan beri rapordu, kaşeydi, imzaydı ambale olmuşken, anca bu kadar.. hatta belki bunu bi seri haline bile getirebilirim.. mim bile olur bundan ha :)
o zaman şöle yapalım; konuyu beğenen , yazsın.. ben de aklıma geldikçe yazmayı sürdüreyim.
Nasılım?
sevgili godsy beni mimlemiş.. e ben de mimlenince, önce mimi yazmak zorunda hissediyorum kendimi.. başka bişi yazamıyorum... şimdi de bu mimi yazcam da bitircem diye; kendimi adadım... valla başka bişi düşünemez oldum.. kendimi anlatmalara kıyamadım :) sabırlar diliyorum.. buyrun, yüz göz olun benle :D
1- Kendimi anlatmaktan hoşlanmam.
2- yapacaksam yani mecbursam, maddeler halinde yapmayı tercih ederim.
3- ben anlatmasam ama beni öğrensinler isterim.
4- kendim hakkında oldukça talepkarımdır.
5- hakkımdaki en ufacık ayrıntı bile hatırlansın isterim.
6- ikili konuşmalar esnasında; ben anlatacağımı anlattıktan sonra, karşı tarafı dinlerken uykum gelir, dikkatim dağılır.
7- kendimi çok beğenirim (bu iyi bişi değil, biliyorum)
8- en çok da ben hırpalarım kendimi ama..
9- başıma gelen herşeyin, olasılıkların en kötüsü olduğuna inanır, kendime pek üzülürüm. Secret gerçekse, yıllarca başım beladan kurtulmayacak demektir.
10- çok büyük bir yetenekmişim de harcanmışım gibi hissederim.
11- beni bana bıraksalar; harika bir müzisyen, rakipsiz bir sporcu, ödüllü bir oyuncu, emsalsiz bir modacı ve umarsız bir psikiyatrist olacağımı düşünüyorum hala..
12- bazı konularda kendimle çelişmekten acayip zevk alırım. Mesela istanbulda yaşamak istemediğimi söyler dururum ama benim kadar aşık olan var mıdır bu şehre, meraktayım..
13- izmiri bi türlü sevemedim. Gerçekçi olmadığının farkındayım ama o şehir bana hep karanlık ve kasvetli geldi..
14- mersinde yaşamak istiyorum ama neden bilmiyorum..
15- aslında biliyorum ama siz bilmediğimi sanın istiyorum.
16- bunları hakkaten sıkılmadan okuyan var mıdır acaba; hem de sonuna kadar..
17- benim için ideal erkek diye bişi yoktur.. en ufak sebepten arıza çıkarabilirim. Zaman geçtikçe tahammülsüzleşirim.. yeri gelse johnny depp’ten bile tiksinebilirim.. evlerden ırak olasıyım..
18- evililik kurumuna da inanamıyorum açıkçası.. bence geni düzgün bi adam bulmalı.. çocuk yapılıp, beklentiler sonlandırılmalı..
19- rahatıma düşkünüm sanırım.. çalışmayı sevmiyorum.. aslında seviyorum da, mecburiyetlerden hazetmiyorum.. aman, kafam karışık bu konu hakkında..
20- hayatıma sponsor arıyorum, duyurulur..
21- kedileri çok seviyorum. Onların birer aerodinamik harikası oldukları kanısındayım. Görsellikleri de beni benden almakta..
22- lakin kediye alerjim var, acı çekiyorum bu konuda...
23- köpeklere de hastayım şu hayatta.. kendi kararımla ve sorumluluk alma cesaretimle evlat edindiğim ilk köpeği gençlik hastalığından kaybetmiş olmam; talihsizlik değil de ne..
24- aslında ben hayvanların topunu seviyorum arkadaş.. bi uçanı bi de kaçanı sevmiyorum ama..(uçan: kuş ve türevleri / kaçan: böcek ve türevleri)
25- bir su kaplumbağam vardı, kendini köpek sanıyodu.. gel deyince geliyodu bi de bizim köpeği ısırıp kaçıyodu....
26- bi de bi köpeğimiz vardı eskiden, “haşt” tı adı, karpuzdan başka bişi yemiyodu...
27- ilk kedimiz “efe” yarım ekmek döneri tabağına koyduğumuzda, tek sap maydanoz bırakıyodu geriye..
28- “firdevs” diye bi kedimiz vardı, burnunu duvara vurmuştu da şişmişti kafası kadar burnu. Bi daha da inmemişti o şişlik hiç..iki burnu varmış gibi gezmişti...
29- “pinçik” vardı bi başka kedimiz.. koştururken dolabın arkasına düşüp sıkışmıştı da, bir kol çantasına ip bağlayıp sarkıtmıştık. içine atlayıp çekin beni diye ipi çekip işaret vermişti..
32- herbiri için kullandığım ilaçlar bende bi uyku yapıyo ki, sorma gitsin.. bıraksalar günde 20 saat uyur, kalanını da yatakta geçiririm. bi gün de, dışarı çıkayım demem.
33- bütün insanların salak olduğunu düşünüyor, her gün bu tezime kanıtlar ediniyorum. bi gün sinirden kalp krizi geçirmek en büyük korkum..
34- çarşı pazarda bana sürtünerek geçen insanlardan tiksiniyorum. bildiğin kusmuğa bakar gibi bakıyorum onlara..
35- yürüyen merdivenden inmesi gereken noktada mal gibi durup, herkesin arkasında sıkışmasına sebep olan hıyarların idam edilmesini talep ediyorum..
36- daracık yollarda kaplumbağadan hallice bi hızda yürüyerek arkasından gelenlere yol vermemeyi kendie düstur edinmiş olanların; ibreti alem için taksim meydanında sallandırılması gerektiği kanısındayım..
37- hakettiğini alamayan insanlardanım evet, ama sanki en büyük haksızlık bana yapılmış kadar mutsuzum..
38- aslında beni bıraksan, nası tadını çıkarırım şu hayatın!
39- her gördüğünü isteyen çocuk gibiyim.. istediğimi elde edemeyince çok üzülüyorum bi de. bu ayakkabı da olur, sakız şeker bile olur.
40- hayatta yapmam gereken şeylerin hep daha fazla olduğuna kanaat getirdim ben. sıradan bi üniversite mezunu olarak kalmamalıyım dedim durdum. sonunda yüksek lisansa başlamayı başardım ama bakalım önümüzdeki bölümlerde kahramanımızın başına neler gelecek..
41- şişik egolu insanların, egolarına iğne saplamak istiyorum...
42- gencecik öğrencilerin kaderlerini, tek bi insanın ağzından çıkacak kelimelere emanet etmemeliyiz bence. nası yalakalık yapıyorladı dün, midem kalktı..
43- ne yaşanırsa yaşansın; okula dönmek çok "eskisi gibi" idi.. sanki iki ay önce de oturdum o bahçede ben..
44- erkeklerin çok garip yaratıklar olduğu kanısındayım.. karışık değil ama, ilk kez karşılaşılan bi böcek türü gibi. ilgi ile incelenmeli ama, incelemezsek dünya patlamaz hani..
45- erkeklere düşman değilim, yanlış anlaşılmasın. sadece merak etmeden, ilgilenmeden kanıksamışım varkılarını.. varlar işte, napalım..
46- erkek demişken; bi erkeğin en sevdiğim yeri leğen kemikleridir. fonetiği çok iç açıcı olmasa da, kendisi bi fena eder beni..
47- beni sevmeyen ölsün bence..
48- "ahlaksızlık, insanın kendi ahlakına ters gelen bişeyi yapmasıdır.." bayılırım bu söze, düsturumdur..
49- bi arkadaşım saatini garip şekilde ayarlıyor. sadece yanlama bakınca okuyabiliyorsun saati. yani anlamak için 3'ü 12 gibi görmelisin... gerekçesi de "parasını ben verdim, neden başkaları da kullansın"
50- size kendimle ilgili daha fazla şey anlatsam mı, anlatmasam mı tereddütteyim. neden beni bu kadar yakından tanıyasınız ki..
51- eskiden televizyon izlerdik çok, şimdi sıkılıyorum.. aslında ben düzenli olarak hayatımdaki herşeyden sıkılıyorum. yakında yeni gözdem internetin de pabucu dam piyasasına düşer..
52- dizilere bayılırdım bi ara.. özellikle de cnbc-e dizilerine.. aslında bak şimdi düşündüm de, izlesem belki hala bayılıyorumdur.. ne bilim, izleyemiyorum..
53- big bang theory yayınlanıyo mu ya?
54- her türlü teknolojik aletin, en pembesini seviyorum; bu da benim zaafım..
55- benim için pembe alternatifler üretin, yetkililer..
56- kahveyi çok seviyordum.. şimdi hayatımın anlamı..
57- kendimi iyi hissedersem, konuşmak için karşımdakinin eşliğine ihtiyaç duymam hiç.. kendi kendime hem söler, hem dinlerim..
58- kedilerle akrabalığım olduğuna inanan ve bunu kanıtlamak için gece gündüz çalışan o kadar arkadaşım var ki..
59- suyu sevmiyorum, denize girmiyorum diye, uykuya bayılıyorum diye, boynumun altı kaşınınca sakinleşip uyukluyorum diye, aniden bi yerim acırsa "hykk" tarzında bi sesi istemsiz çıkarıyorum diye düşünüyorlar kedi olduğumu bi de.. ne alakağğ..
60- çok değişkenim bi de ben.. bazen iş kadını olasım geliyo böle; yüksek topuklar, beyaz gömlekler fln.. bazen eski looser günlerime dönmek, kaldırımlarda şarap içip sağda solda sızmak istiyorum... bazen mesela kariyer kadını olmak istiyorum, başarıdan başarıya koşmak, terfi manyağı olmak fln..bazen de küçük bi memuriyete girip, azıcık aşım dertsiz başım şeklinde takılmak.. ne bilim ya...
61- kendim dışında herkesin bi kusuru olduğunun farkındayım ama nedense kendime iltimas geçiyorum mütemadiyen.. ben bi hata yaptıysam, mutlaka bi sebebi vardır, hem de en geçerlisinden.. yoksa ben yapar mıydım onu..mesela kendim uykuya bayıldığım ve top patlasa uyanmayacağım halde, sabahları uyanmayan ve uykusu ağır olan insanlara bi uyuz olurum ki; sorma gitsin. ama tabii ki benim geçerli bi sebebim var; alerji ilaçlarım.
62- her türlü zaaf ve yetersizlik beni çılgına çevirir..
63- nedense bana bişi olmayacakmış gibi gelir hep.. sigara içerim ama kanser olmam mesela.. ya da alkol benim bünyemde kalıcı sonuçlar bırakmaz.. başıma gelirse de, bana olmaz dediğim herhangi bi şey, uzaylı görmüş masum köylü gibi şaşkına dönerim. ver elini kendine acımalar ondan sonra..
64- tatlıya ve çikolataya tuhaf bi zaafım var.. engel olamıyorum, durduramıyorum...
65- ya hep ya hiç mantığı güderim genelde.. mesela "yemeyeceğim tatlı fln artık, yeter" deyip ağzıma tek lokma şekerli bişi sürmem günlerce.. ama tabii kan şekerim düşer birden, bi parça çikolatanın çözeceği şeyi; 3 adet blok çikolata, çikolata sosuna batırılmış dondurma, bisküviler, tartiniler eşliğinde bastırırım.. sonra da pişman olurum tabi..
66- aç olmadığım sürece, akşama ne yesek diye düşünemem hiç. toksam ben, bi daha hiç acıkmayacakmışım gibi gelir... örnek: "yemek çok güsel olmuş, ellerine sağlık" "afiyet olsun canım.. peki akşama ne yiyelim?" "bence yemesek de olur artık" "olur mu yahu, saat daha 12" "bence acıkmayız bi daha"
67- migros gibi tansaş gibi marketleri gezmeye bayılırım ya.. o rafların arasında kaybolmak, saatlerce her bir ürünü incelemek terapi gibi gelir bana...
68- peynir benim için kutsaldır.. her türlü peyniri taparcasına sever, ayin yapar gibi yerim.. en sevdiğim menü: 7-8 çeşit peynir, yeşil ekşi elma, diet kola... film izlerken mesela.. allaaaam, olsa da yesek..
69- bi ara benimle evlenip bi kız çocuğu sahibi olmak isteyen biri vardı.. beraber gidip wendy's de curly fries yerdik. waffle'lar fln da cabası..yegane amacı bana kilo aldırıp, erkeklerin ilgi alanından çıkarmak ve kendine muhtaç etmekti sanırım. doğacak kızımızın adını mayonez koymak gibi bi niyeti vardı.. o zaman gülerdim de bak şimdi tuhaf geldi..
70- evde yalnızsam mesela, hayatta yemek yapmam.. kuru pasta olur, bisküvi fln olur. ne bulursam yerim, hiç ayırmam. sabahları da aynı şekilde beslenme yetim vardır. dünyanın en pratik insanıyımdır..
71- günün birinde şişmanlıktan öleceğim kanısındayım.. o gün, bugün değil ama; belki yarın, belki yarından da yakın..
72- neyi hayal ettiysem elde edemedim şu hayatta.. hayalimdeki araba bile artık ikinci el piyasasında yer almazken, ben hala sahip olacak maddi güce erişemedim.. belki de hayalleri güncelleme vaktim gelmiştir..
73- buzdolabında görmeyi en sevdiğim şey, koladır ya.. diet kola! bana kalsa dolabım içecekle dolu olur zaten.. düşünsene diet kola, soda, şarap, bira, rakı, su, meyve suyu,icetea felan dolu bi dolap..
74- yemekler içinse küçük bi parça yeter heralde dolapta.. zaten bi gün yediğim yemeği, ertesi gün yemem ki ben.. atayım daha iyi..
75- mercimek yemeği, şu hayatta uğruna takla atabileceğim tek şeydir. sıcak da yerim, soğuk da.. hatta annem bi kazan yapar da, kazanı kucağıma alıp yerim.. sabah yerim, akşam yerim.. günlerce bıkmadan usanmadan yerim. tencerenin dibini parmaklarımla sıyırıp, yenisini yapması için annemin ayaklarına sarılırım..
76- annemi özledim sanırım ya..
77- bi de patatese zaafım var bak.. fırında, ocakta, kızgın yağda, suda... salçalı, sade, limonlu, tuzlu fln.. allammm, olsa da yesem şuracıkta.. hatta bi ara kumpirin, doğru hazırlanırsa, bi insanın tüm besin ihtiyaçlarını karşılayan bi mucize olduğuna dair tezimi kanıtlamak için dünyaya açılmaya karar vermişim de, şimdi sakinleştim..
78- istanbuldan sıkılmış olmam sebebiyle, küçük şehirlerde yaşama hayali kursam da; kasaba köy kültürünü pek de sevmeyen hatta içten içe küçük gören bi tarafım var.. hatta ayvalığa tatile gittiğimde, ordaki akrabaları görmeye bile gitmiyorum bu yüzden. orda olduklarını bilip seviyorum onları ama görüp de haklarında sevimsiz fikirler edinmek istemiyorum.. ay, pek fenayım hakkaten...
79- iyi şeyler yapmak istiyorum, faydalı şeyler.. ama herşeyin kazandığım paranın az olmasından kaynaklandığı kanısındayım.. en son kot pantolonumu alalı nerdeyse bi sene oldu ya.. daha kendime bakamazken, dünya neden benden bu kadar iyilik bekliyor.. çok içerliyorum yeminlen..
80- bana bakmak zorunda olan, masraflarımı karşılayan ya da işsiz kalma lüksüne sahip olmamı sağlayan bi ailem olmasını çok isterdim bi de.. mesela yüksek lisans yaparken çalışmak zorunda kalmasaydım. akademik kariyer için, okulda daha fazla zaman geçirebilecek olsaydım.. bana harçlık verebilselerdi fln..
81- herşeyin sonunun paraya bağlanıyor olmasını birazcık irdelediğimde, aslında başlangıçların da paraya dayandığını idrak etmiş olmam; zaman zaman hırslanmama zaman zaman da herşeyi boşvermeme sebep oluyor.. yapmadığın yanlışların bedelini ödemek, yorucu olabiliyor ve içinden yorulduğun için seni suçlayanların ağzını burnunu kırmak gelebiliyor..
82- evde koyun beslemek istiyorum ve doğru şekilde bakılırsa o hayvanın kokmayacağı konusunda iddialıyım..
83- acı sos, ne güsel bişidir ya.. hot chili olur, tabasco olur... bak barbeque de olur.. evet evet, soslar çok güsel icatlardır ve hayata böle lezzetler lazım kanımca.. (salata soslarına da ayrıca hayranlığım vardır, gizleyemediğim)
84- ben sanırım mim konusunun biraz dışına çıkıyorum giderek.. ama bence bölesi daha güsel...
85- aslında erkek olarak doğmuş olmalıydım diye düşündüğüm zamanlar oluyor.. güzel kadınları izlemeyi çok severim mesela.. elimde buz gibi bi bira, ağzımda sigara ile ayaklarımı uzatıp giselle bundchen in soyunmasını izlemek, hangi erkeği benim kadar heyecanlandırır ki acaba...
86- öte yandan kadın olmanın harika bişi olduğu kanısındayım.. sonuna kadar keyfini çıkarıyorum mütemadiyen.. kadın olmak, bana yakışıyor..
87- kız çocukları ile kadınlar arasındaki farkı, erkeklerden öğrendim ben.. kadın olmanın keyifli taraflarını da onlar anlattılar hep.. erkeklerin kadınlar hakkında, kadınlardan çok şey biliyor olmaları acayip di me..
88- bi ara biseksüel olmaktan tırsmıştım ama değilmişim, eminim...
89- yemek yapma konusunda sorunlarım olduğu bi gerçek ama yaptım mı da güsel oluyo genelde.. özellikle deneysel çalışmalarda iyiyim ben.. misal: beyaz şarapta kızartılmış peynir ile marine edilmiş, fırın makarna.. uvvv beybi...
90- huysuzumdur, agresifimdir, kontrolsüz bi öfkem vardır.. ama uzun zamandır dizginleyebiliyorum. içimde yaşıyorum sadece. keskin sirke de küpüne zarar, farkındayım.. ülser olcam bu gidişle, yazık bana..
91- küçücük çocuklara bile, saygıda kusur edemiyorum. ne isterlerse yapmalılar gibi geliyo,.. ya da benim yap dediğim şeyi yapacaklarsa, buna ikna olmuş olmaları gerektiğini düşünüyorum. çocuk yetiştirmek konusunda endişeliyim..
92- erkekler kadınlara neye göre evlenme teklif eder, çok merak ediyorum.. eğer doğru insan bi taneyse, yanlış kadınlarla evlenmiş onlarca erkek var sokaklarda.. ya da beni doğru kişi sanarken akılları başka yerdeydi..
93- okuduğum şeyleri zamanla unutuyor olmak kadar uyuz olduğum bişi yok.. o kadar emek harca, ezberle, öğren... sonra uçup gitsin aklından.. ayıp ya..
94- bir mim'in daha sonuna geldik geliyoruz ha.. aslında kassam bi bu kadar daha yazar mıyım acaba yav..
95- tüm bu yazdıklarımı okuyacak kadar sabırlı biri çıkarsa; ya çok sevecektir beni, ya tiksinecektir ölümüne.. ara dere insanı değilim.. sınırlardayım.. ya hepim ya hiç...
96- nicholas anelkayı çok beğendiğimi sölemiştim di me..
97- ben bu kadarda bıraksam olmaz mı ya...
98- bayağı bi zorlandım aslında yazarken.. ne kadar bahsetmem gerektiğini bilemedim kendimden.. bunlardan bile pişman olabilirim zamanla..
99- doksandokuzu da nası severim... derin nefes alıp da, birden bırakıvermek gibi.. yüksek bi yerden atlamak gibi.. heyecan dolu, uuuvvv...
100- yeter hadi...
1- Kendimi anlatmaktan hoşlanmam.
2- yapacaksam yani mecbursam, maddeler halinde yapmayı tercih ederim.
3- ben anlatmasam ama beni öğrensinler isterim.
4- kendim hakkında oldukça talepkarımdır.
5- hakkımdaki en ufacık ayrıntı bile hatırlansın isterim.
6- ikili konuşmalar esnasında; ben anlatacağımı anlattıktan sonra, karşı tarafı dinlerken uykum gelir, dikkatim dağılır.
7- kendimi çok beğenirim (bu iyi bişi değil, biliyorum)
8- en çok da ben hırpalarım kendimi ama..
9- başıma gelen herşeyin, olasılıkların en kötüsü olduğuna inanır, kendime pek üzülürüm. Secret gerçekse, yıllarca başım beladan kurtulmayacak demektir.
10- çok büyük bir yetenekmişim de harcanmışım gibi hissederim.
11- beni bana bıraksalar; harika bir müzisyen, rakipsiz bir sporcu, ödüllü bir oyuncu, emsalsiz bir modacı ve umarsız bir psikiyatrist olacağımı düşünüyorum hala..
12- bazı konularda kendimle çelişmekten acayip zevk alırım. Mesela istanbulda yaşamak istemediğimi söyler dururum ama benim kadar aşık olan var mıdır bu şehre, meraktayım..
13- izmiri bi türlü sevemedim. Gerçekçi olmadığının farkındayım ama o şehir bana hep karanlık ve kasvetli geldi..
14- mersinde yaşamak istiyorum ama neden bilmiyorum..
15- aslında biliyorum ama siz bilmediğimi sanın istiyorum.
16- bunları hakkaten sıkılmadan okuyan var mıdır acaba; hem de sonuna kadar..
17- benim için ideal erkek diye bişi yoktur.. en ufak sebepten arıza çıkarabilirim. Zaman geçtikçe tahammülsüzleşirim.. yeri gelse johnny depp’ten bile tiksinebilirim.. evlerden ırak olasıyım..
18- evililik kurumuna da inanamıyorum açıkçası.. bence geni düzgün bi adam bulmalı.. çocuk yapılıp, beklentiler sonlandırılmalı..
19- rahatıma düşkünüm sanırım.. çalışmayı sevmiyorum.. aslında seviyorum da, mecburiyetlerden hazetmiyorum.. aman, kafam karışık bu konu hakkında..
20- hayatıma sponsor arıyorum, duyurulur..
21- kedileri çok seviyorum. Onların birer aerodinamik harikası oldukları kanısındayım. Görsellikleri de beni benden almakta..
22- lakin kediye alerjim var, acı çekiyorum bu konuda...
23- köpeklere de hastayım şu hayatta.. kendi kararımla ve sorumluluk alma cesaretimle evlat edindiğim ilk köpeği gençlik hastalığından kaybetmiş olmam; talihsizlik değil de ne..
24- aslında ben hayvanların topunu seviyorum arkadaş.. bi uçanı bi de kaçanı sevmiyorum ama..(uçan: kuş ve türevleri / kaçan: böcek ve türevleri)
25- bir su kaplumbağam vardı, kendini köpek sanıyodu.. gel deyince geliyodu bi de bizim köpeği ısırıp kaçıyodu....
26- bi de bi köpeğimiz vardı eskiden, “haşt” tı adı, karpuzdan başka bişi yemiyodu...
27- ilk kedimiz “efe” yarım ekmek döneri tabağına koyduğumuzda, tek sap maydanoz bırakıyodu geriye..
28- “firdevs” diye bi kedimiz vardı, burnunu duvara vurmuştu da şişmişti kafası kadar burnu. Bi daha da inmemişti o şişlik hiç..iki burnu varmış gibi gezmişti...
29- “pinçik” vardı bi başka kedimiz.. koştururken dolabın arkasına düşüp sıkışmıştı da, bir kol çantasına ip bağlayıp sarkıtmıştık. içine atlayıp çekin beni diye ipi çekip işaret vermişti..
30- ne çok kedi köpek anısı yazmışım ya... gerçi bende daha hikaye bol ama, bunlarla doldurmamak lazım listeyi. Sanki kendim hakkında yazacak çok şey varmış gibi..
31- "alerjik rinit" "alerjik astım" "nazal polip" "sinüzit" "hipotiroid" den muzdaribim..32- herbiri için kullandığım ilaçlar bende bi uyku yapıyo ki, sorma gitsin.. bıraksalar günde 20 saat uyur, kalanını da yatakta geçiririm. bi gün de, dışarı çıkayım demem.
33- bütün insanların salak olduğunu düşünüyor, her gün bu tezime kanıtlar ediniyorum. bi gün sinirden kalp krizi geçirmek en büyük korkum..
34- çarşı pazarda bana sürtünerek geçen insanlardan tiksiniyorum. bildiğin kusmuğa bakar gibi bakıyorum onlara..
35- yürüyen merdivenden inmesi gereken noktada mal gibi durup, herkesin arkasında sıkışmasına sebep olan hıyarların idam edilmesini talep ediyorum..
36- daracık yollarda kaplumbağadan hallice bi hızda yürüyerek arkasından gelenlere yol vermemeyi kendie düstur edinmiş olanların; ibreti alem için taksim meydanında sallandırılması gerektiği kanısındayım..
37- hakettiğini alamayan insanlardanım evet, ama sanki en büyük haksızlık bana yapılmış kadar mutsuzum..
38- aslında beni bıraksan, nası tadını çıkarırım şu hayatın!
39- her gördüğünü isteyen çocuk gibiyim.. istediğimi elde edemeyince çok üzülüyorum bi de. bu ayakkabı da olur, sakız şeker bile olur.
40- hayatta yapmam gereken şeylerin hep daha fazla olduğuna kanaat getirdim ben. sıradan bi üniversite mezunu olarak kalmamalıyım dedim durdum. sonunda yüksek lisansa başlamayı başardım ama bakalım önümüzdeki bölümlerde kahramanımızın başına neler gelecek..
41- şişik egolu insanların, egolarına iğne saplamak istiyorum...
42- gencecik öğrencilerin kaderlerini, tek bi insanın ağzından çıkacak kelimelere emanet etmemeliyiz bence. nası yalakalık yapıyorladı dün, midem kalktı..
43- ne yaşanırsa yaşansın; okula dönmek çok "eskisi gibi" idi.. sanki iki ay önce de oturdum o bahçede ben..
44- erkeklerin çok garip yaratıklar olduğu kanısındayım.. karışık değil ama, ilk kez karşılaşılan bi böcek türü gibi. ilgi ile incelenmeli ama, incelemezsek dünya patlamaz hani..
45- erkeklere düşman değilim, yanlış anlaşılmasın. sadece merak etmeden, ilgilenmeden kanıksamışım varkılarını.. varlar işte, napalım..
46- erkek demişken; bi erkeğin en sevdiğim yeri leğen kemikleridir. fonetiği çok iç açıcı olmasa da, kendisi bi fena eder beni..
47- beni sevmeyen ölsün bence..
48- "ahlaksızlık, insanın kendi ahlakına ters gelen bişeyi yapmasıdır.." bayılırım bu söze, düsturumdur..
49- bi arkadaşım saatini garip şekilde ayarlıyor. sadece yanlama bakınca okuyabiliyorsun saati. yani anlamak için 3'ü 12 gibi görmelisin... gerekçesi de "parasını ben verdim, neden başkaları da kullansın"
50- size kendimle ilgili daha fazla şey anlatsam mı, anlatmasam mı tereddütteyim. neden beni bu kadar yakından tanıyasınız ki..
51- eskiden televizyon izlerdik çok, şimdi sıkılıyorum.. aslında ben düzenli olarak hayatımdaki herşeyden sıkılıyorum. yakında yeni gözdem internetin de pabucu dam piyasasına düşer..
52- dizilere bayılırdım bi ara.. özellikle de cnbc-e dizilerine.. aslında bak şimdi düşündüm de, izlesem belki hala bayılıyorumdur.. ne bilim, izleyemiyorum..
53- big bang theory yayınlanıyo mu ya?
54- her türlü teknolojik aletin, en pembesini seviyorum; bu da benim zaafım..
55- benim için pembe alternatifler üretin, yetkililer..
56- kahveyi çok seviyordum.. şimdi hayatımın anlamı..
57- kendimi iyi hissedersem, konuşmak için karşımdakinin eşliğine ihtiyaç duymam hiç.. kendi kendime hem söler, hem dinlerim..
58- kedilerle akrabalığım olduğuna inanan ve bunu kanıtlamak için gece gündüz çalışan o kadar arkadaşım var ki..
59- suyu sevmiyorum, denize girmiyorum diye, uykuya bayılıyorum diye, boynumun altı kaşınınca sakinleşip uyukluyorum diye, aniden bi yerim acırsa "hykk" tarzında bi sesi istemsiz çıkarıyorum diye düşünüyorlar kedi olduğumu bi de.. ne alakağğ..
60- çok değişkenim bi de ben.. bazen iş kadını olasım geliyo böle; yüksek topuklar, beyaz gömlekler fln.. bazen eski looser günlerime dönmek, kaldırımlarda şarap içip sağda solda sızmak istiyorum... bazen mesela kariyer kadını olmak istiyorum, başarıdan başarıya koşmak, terfi manyağı olmak fln..bazen de küçük bi memuriyete girip, azıcık aşım dertsiz başım şeklinde takılmak.. ne bilim ya...
61- kendim dışında herkesin bi kusuru olduğunun farkındayım ama nedense kendime iltimas geçiyorum mütemadiyen.. ben bi hata yaptıysam, mutlaka bi sebebi vardır, hem de en geçerlisinden.. yoksa ben yapar mıydım onu..mesela kendim uykuya bayıldığım ve top patlasa uyanmayacağım halde, sabahları uyanmayan ve uykusu ağır olan insanlara bi uyuz olurum ki; sorma gitsin. ama tabii ki benim geçerli bi sebebim var; alerji ilaçlarım.
62- her türlü zaaf ve yetersizlik beni çılgına çevirir..
63- nedense bana bişi olmayacakmış gibi gelir hep.. sigara içerim ama kanser olmam mesela.. ya da alkol benim bünyemde kalıcı sonuçlar bırakmaz.. başıma gelirse de, bana olmaz dediğim herhangi bi şey, uzaylı görmüş masum köylü gibi şaşkına dönerim. ver elini kendine acımalar ondan sonra..
64- tatlıya ve çikolataya tuhaf bi zaafım var.. engel olamıyorum, durduramıyorum...
65- ya hep ya hiç mantığı güderim genelde.. mesela "yemeyeceğim tatlı fln artık, yeter" deyip ağzıma tek lokma şekerli bişi sürmem günlerce.. ama tabii kan şekerim düşer birden, bi parça çikolatanın çözeceği şeyi; 3 adet blok çikolata, çikolata sosuna batırılmış dondurma, bisküviler, tartiniler eşliğinde bastırırım.. sonra da pişman olurum tabi..
66- aç olmadığım sürece, akşama ne yesek diye düşünemem hiç. toksam ben, bi daha hiç acıkmayacakmışım gibi gelir... örnek: "yemek çok güsel olmuş, ellerine sağlık" "afiyet olsun canım.. peki akşama ne yiyelim?" "bence yemesek de olur artık" "olur mu yahu, saat daha 12" "bence acıkmayız bi daha"
67- migros gibi tansaş gibi marketleri gezmeye bayılırım ya.. o rafların arasında kaybolmak, saatlerce her bir ürünü incelemek terapi gibi gelir bana...
68- peynir benim için kutsaldır.. her türlü peyniri taparcasına sever, ayin yapar gibi yerim.. en sevdiğim menü: 7-8 çeşit peynir, yeşil ekşi elma, diet kola... film izlerken mesela.. allaaaam, olsa da yesek..
69- bi ara benimle evlenip bi kız çocuğu sahibi olmak isteyen biri vardı.. beraber gidip wendy's de curly fries yerdik. waffle'lar fln da cabası..yegane amacı bana kilo aldırıp, erkeklerin ilgi alanından çıkarmak ve kendine muhtaç etmekti sanırım. doğacak kızımızın adını mayonez koymak gibi bi niyeti vardı.. o zaman gülerdim de bak şimdi tuhaf geldi..
70- evde yalnızsam mesela, hayatta yemek yapmam.. kuru pasta olur, bisküvi fln olur. ne bulursam yerim, hiç ayırmam. sabahları da aynı şekilde beslenme yetim vardır. dünyanın en pratik insanıyımdır..
71- günün birinde şişmanlıktan öleceğim kanısındayım.. o gün, bugün değil ama; belki yarın, belki yarından da yakın..
72- neyi hayal ettiysem elde edemedim şu hayatta.. hayalimdeki araba bile artık ikinci el piyasasında yer almazken, ben hala sahip olacak maddi güce erişemedim.. belki de hayalleri güncelleme vaktim gelmiştir..
73- buzdolabında görmeyi en sevdiğim şey, koladır ya.. diet kola! bana kalsa dolabım içecekle dolu olur zaten.. düşünsene diet kola, soda, şarap, bira, rakı, su, meyve suyu,icetea felan dolu bi dolap..
74- yemekler içinse küçük bi parça yeter heralde dolapta.. zaten bi gün yediğim yemeği, ertesi gün yemem ki ben.. atayım daha iyi..
75- mercimek yemeği, şu hayatta uğruna takla atabileceğim tek şeydir. sıcak da yerim, soğuk da.. hatta annem bi kazan yapar da, kazanı kucağıma alıp yerim.. sabah yerim, akşam yerim.. günlerce bıkmadan usanmadan yerim. tencerenin dibini parmaklarımla sıyırıp, yenisini yapması için annemin ayaklarına sarılırım..
76- annemi özledim sanırım ya..
77- bi de patatese zaafım var bak.. fırında, ocakta, kızgın yağda, suda... salçalı, sade, limonlu, tuzlu fln.. allammm, olsa da yesem şuracıkta.. hatta bi ara kumpirin, doğru hazırlanırsa, bi insanın tüm besin ihtiyaçlarını karşılayan bi mucize olduğuna dair tezimi kanıtlamak için dünyaya açılmaya karar vermişim de, şimdi sakinleştim..
78- istanbuldan sıkılmış olmam sebebiyle, küçük şehirlerde yaşama hayali kursam da; kasaba köy kültürünü pek de sevmeyen hatta içten içe küçük gören bi tarafım var.. hatta ayvalığa tatile gittiğimde, ordaki akrabaları görmeye bile gitmiyorum bu yüzden. orda olduklarını bilip seviyorum onları ama görüp de haklarında sevimsiz fikirler edinmek istemiyorum.. ay, pek fenayım hakkaten...
79- iyi şeyler yapmak istiyorum, faydalı şeyler.. ama herşeyin kazandığım paranın az olmasından kaynaklandığı kanısındayım.. en son kot pantolonumu alalı nerdeyse bi sene oldu ya.. daha kendime bakamazken, dünya neden benden bu kadar iyilik bekliyor.. çok içerliyorum yeminlen..
80- bana bakmak zorunda olan, masraflarımı karşılayan ya da işsiz kalma lüksüne sahip olmamı sağlayan bi ailem olmasını çok isterdim bi de.. mesela yüksek lisans yaparken çalışmak zorunda kalmasaydım. akademik kariyer için, okulda daha fazla zaman geçirebilecek olsaydım.. bana harçlık verebilselerdi fln..
81- herşeyin sonunun paraya bağlanıyor olmasını birazcık irdelediğimde, aslında başlangıçların da paraya dayandığını idrak etmiş olmam; zaman zaman hırslanmama zaman zaman da herşeyi boşvermeme sebep oluyor.. yapmadığın yanlışların bedelini ödemek, yorucu olabiliyor ve içinden yorulduğun için seni suçlayanların ağzını burnunu kırmak gelebiliyor..
82- evde koyun beslemek istiyorum ve doğru şekilde bakılırsa o hayvanın kokmayacağı konusunda iddialıyım..
83- acı sos, ne güsel bişidir ya.. hot chili olur, tabasco olur... bak barbeque de olur.. evet evet, soslar çok güsel icatlardır ve hayata böle lezzetler lazım kanımca.. (salata soslarına da ayrıca hayranlığım vardır, gizleyemediğim)
84- ben sanırım mim konusunun biraz dışına çıkıyorum giderek.. ama bence bölesi daha güsel...
85- aslında erkek olarak doğmuş olmalıydım diye düşündüğüm zamanlar oluyor.. güzel kadınları izlemeyi çok severim mesela.. elimde buz gibi bi bira, ağzımda sigara ile ayaklarımı uzatıp giselle bundchen in soyunmasını izlemek, hangi erkeği benim kadar heyecanlandırır ki acaba...
86- öte yandan kadın olmanın harika bişi olduğu kanısındayım.. sonuna kadar keyfini çıkarıyorum mütemadiyen.. kadın olmak, bana yakışıyor..
87- kız çocukları ile kadınlar arasındaki farkı, erkeklerden öğrendim ben.. kadın olmanın keyifli taraflarını da onlar anlattılar hep.. erkeklerin kadınlar hakkında, kadınlardan çok şey biliyor olmaları acayip di me..
88- bi ara biseksüel olmaktan tırsmıştım ama değilmişim, eminim...
89- yemek yapma konusunda sorunlarım olduğu bi gerçek ama yaptım mı da güsel oluyo genelde.. özellikle deneysel çalışmalarda iyiyim ben.. misal: beyaz şarapta kızartılmış peynir ile marine edilmiş, fırın makarna.. uvvv beybi...
90- huysuzumdur, agresifimdir, kontrolsüz bi öfkem vardır.. ama uzun zamandır dizginleyebiliyorum. içimde yaşıyorum sadece. keskin sirke de küpüne zarar, farkındayım.. ülser olcam bu gidişle, yazık bana..
91- küçücük çocuklara bile, saygıda kusur edemiyorum. ne isterlerse yapmalılar gibi geliyo,.. ya da benim yap dediğim şeyi yapacaklarsa, buna ikna olmuş olmaları gerektiğini düşünüyorum. çocuk yetiştirmek konusunda endişeliyim..
92- erkekler kadınlara neye göre evlenme teklif eder, çok merak ediyorum.. eğer doğru insan bi taneyse, yanlış kadınlarla evlenmiş onlarca erkek var sokaklarda.. ya da beni doğru kişi sanarken akılları başka yerdeydi..
93- okuduğum şeyleri zamanla unutuyor olmak kadar uyuz olduğum bişi yok.. o kadar emek harca, ezberle, öğren... sonra uçup gitsin aklından.. ayıp ya..
94- bir mim'in daha sonuna geldik geliyoruz ha.. aslında kassam bi bu kadar daha yazar mıyım acaba yav..
95- tüm bu yazdıklarımı okuyacak kadar sabırlı biri çıkarsa; ya çok sevecektir beni, ya tiksinecektir ölümüne.. ara dere insanı değilim.. sınırlardayım.. ya hepim ya hiç...
96- nicholas anelkayı çok beğendiğimi sölemiştim di me..
97- ben bu kadarda bıraksam olmaz mı ya...
98- bayağı bi zorlandım aslında yazarken.. ne kadar bahsetmem gerektiğini bilemedim kendimden.. bunlardan bile pişman olabilirim zamanla..
99- doksandokuzu da nası severim... derin nefes alıp da, birden bırakıvermek gibi.. yüksek bi yerden atlamak gibi.. heyecan dolu, uuuvvv...
100- yeter hadi...
sevgili ces yazmış, "kadının adı yok"
Duygu Asena'nın, edebiyat tarihinin kilometre taşlarından biri ve türk feminizminin ilk yazılı eserlerinden olan bu güzide kitabı ve Atıf Yılmaz tarafından filme aktarılmış hali..
bu kitabı okuduğumda sanırım 14 yaşında ya vardım ya yoktum.. etkilendiğimi, kafamda ampuller yandığını ve hakikaten de o saatten sonra en hafif tabirle pozitif ayrımcılık yanlısı olduğumu hatırlıyorum.
neyse, zaten konumuz bu değil..
artık kadının adı yok diyemez kimse bence.. kadının adı heryerde çünkü.. başörtüsünden haşemaya, bikiniden g-stringlere kadar her yerde ve her şekilde konuşuluyor.. üstelik konuşanlar da en çok, dış kapının mandalları.. erkekler, kadınları kadınlardan daha çok konuşur oldular.. kafalarını kapatsınlar mı, kapatırlarsa ne renk bir örtü ile kapatsınlar, kız çocukları hangi oyuncak ile oynasınlar ki çevre illerden erkekler tahrik olmasın gibi saçma sapan konularda; dur durak bilmeden konuşuyorlar.. "bedenimden elini çek" diye haykıran bir avuç kadının çığlığı ise, beyoğlunun ara sokaklarında yitip gidiyor nicedir..
şimdi düşünüyorum da; Duygu Asena bu günleri görmüş olsaydı, kitabının adı "Kadının Tadı Yok" olurdu heralde..
Duygu Asena'nın, edebiyat tarihinin kilometre taşlarından biri ve türk feminizminin ilk yazılı eserlerinden olan bu güzide kitabı ve Atıf Yılmaz tarafından filme aktarılmış hali..
bu kitabı okuduğumda sanırım 14 yaşında ya vardım ya yoktum.. etkilendiğimi, kafamda ampuller yandığını ve hakikaten de o saatten sonra en hafif tabirle pozitif ayrımcılık yanlısı olduğumu hatırlıyorum.
neyse, zaten konumuz bu değil..
artık kadının adı yok diyemez kimse bence.. kadının adı heryerde çünkü.. başörtüsünden haşemaya, bikiniden g-stringlere kadar her yerde ve her şekilde konuşuluyor.. üstelik konuşanlar da en çok, dış kapının mandalları.. erkekler, kadınları kadınlardan daha çok konuşur oldular.. kafalarını kapatsınlar mı, kapatırlarsa ne renk bir örtü ile kapatsınlar, kız çocukları hangi oyuncak ile oynasınlar ki çevre illerden erkekler tahrik olmasın gibi saçma sapan konularda; dur durak bilmeden konuşuyorlar.. "bedenimden elini çek" diye haykıran bir avuç kadının çığlığı ise, beyoğlunun ara sokaklarında yitip gidiyor nicedir..
şimdi düşünüyorum da; Duygu Asena bu günleri görmüş olsaydı, kitabının adı "Kadının Tadı Yok" olurdu heralde..
Bugün; her zamankinden daha mı kasvetli, bana mı öle geliyor? Acaba dışarda güneş var mıdır? Hava nasıldır ki? Sabah pek güsel esiyodu misal, hırka alasım gelmişti. Şimdi ne halde ki?
Bu yer altındaki ofise tıkılmış olmak, gün geçtikçe daha çok sıkıyor canımı. Eskiden sigara ayağına çıkar da hava alırdım. Şimdi iş yerinde sigara içmeme gibi bi prensip edindim kendime, havadan da habersiz kalıyorum..
Genelde sabahları gudubet uyanırım ben, bu alışılagelmiş bi huydur. Ama bazı sabahlar var ki, bildiğin sinirli uyanıyorum.. etrafımdaki herkese ve herşeye kızgın ve hatta hiddetli buluyorum kendimi. Bu sabah da öyleydi işte, nefret ettim herşeyden..
Şu anda gözümü açma mesaisine, tüm enerjimi harcamaktayım. Pazar Pazar yan gelip yattığım, yeri gelmişken yatıp yuvarlandığımdan olsa gerek; gece uyuyamadım.. saat 3 falandı heralde, uykuya niyetlendiğimde.. her niyet de hemen sonuç vermiyor elbet..
Yarın sabah erkenden yüksek lisans kaydımı yaptırmaya gideceğim.. heyecan arıyorum bünyede, yok.. sanırım hala gerçek gibi gelmiyor.. ya da hayal ettiğim kadar muhteşem bi olgu olmadığını mı kavramaya yelteniyorum, nedir?
Tırnaklarımı çok sevdiğimi sölemiştim daha önce de; uzasınlar istiyorum. Bülent ersoydan hallice kullanıyorum genelde. Fakat kırılıyo namussuzlar.. ben de kısa kesmek zorunda kalıyorum. Misal; şu anda klavyeye değen parmaklarımdan zerre ses çıkmıyor.. ben bunu hakedecek kadın mıydım?
Elimde termos özellikli, kırmızı bir kazan var.. hani şu dev muglardan. Ben kazan kategorisinde değerlendiriyorum kendilerini.. içi de kahve dolu.. soğumaması için özel tertibatla donatılmış olan kazanımız, ağzı da kapalı tutulduğu sürece, içindeki kahveyi 1 saatten uzun süre sıcak- ılık arası muhafaza edebiliyor.. ben bu duruma hastayım.. kahvelerimin bir biter, biri gelir.. burda gelmezse, evde gelir.. sanırım ciddi bi kafein bağımlısıyım..
Bu ay bitsin artık, di mi ama.. ben sıkıldım parasızlıktan.. bu kadar borcun arasına, bi de harç ödedim.. o harcı ödeyebilmek için, zaten kredi kartımdan avans çektim.. bundan sonra ben de böle yapcam ha.. birine borç verme karşılığında hem faiz işletcem hem de “nakit avans çekim ücreti” alcam.. hayvan banka, 8.5 lira, çekim ücreti mi olur be.. ocağın batsın!
Pek sevgili müdürümün yıllık izinde olması sebebiyle “in charge” olmuşam ben! Şefim şefsin şeferler!
Bi de bugün, büyük depremin 10. yıldönümü.. zaman ne çabuk geçiyo, di mi? Daha korkusu hafiflemedi içimizde.. bi de farklı bi konuda sinir bozuyorum şu ara.. ces yazmış, deprem zamanı ortaokuldaymış.. yaw! Ben o zaman lise sona geçtiydim ya..bildiğin kazık kadardım, hatta hayvandım.. neden ben burdaki herkesten yaşlıyım!
goran bregovic geliyomuş yine. ve ben yine gidemiyomuşum! bıktım ben bu hayattan, sanırım adam da bana ikinci bi şans tanımaktan sıkılmıştır.. ben ilk bregovic konserine gidemedim diye ağladığımda; "erkek arkadaşım most productionda çalışıyo, biz beleşe gitces" diye bana nispet yapan arkadaşım, o sevgilisi ile 4 sene daha çıktıktan sonra, arada iki sevgili daha eskitti bi de gitti başka birisiyle evlendi.. ben hala bregovic konserine gidemiyorum... konserleri hala most production mı düzenliyo bu arada?
cumartesi günü cadde tarafına gittik, nişan-söz-isteme gecesi içn elbise bakmaya; güsel kardeşime.. o kadar mağaza gezdik de, aradığımız şeyi atalarda bulduk iyi mi? bu çılgın fikri bulan "yeter ulan" kıvamına gelmiş beynime teşekkürü borç bilir; "atalar ağır olmas mı" diye burun kıvıran kardeş-kuzenime kapak olduğunu bildirmekten gurur duyarım.. bu arada benim ne kadar güsel bi kardeşim var ve fuşya bi insana bu kadar mı yakışır yaw? (elbiseyi de ben seçtim bu arada)
bu post uzar gider ha, durmayı bilmek lazım..
bi de farkediyorum ki; kendimle çok barışık bi insanım ben ya.. derya denizim her konuda.. maşallahım var.. birazcık şişkoyum ama, olur o kadar di mi?
Bu yer altındaki ofise tıkılmış olmak, gün geçtikçe daha çok sıkıyor canımı. Eskiden sigara ayağına çıkar da hava alırdım. Şimdi iş yerinde sigara içmeme gibi bi prensip edindim kendime, havadan da habersiz kalıyorum..
Genelde sabahları gudubet uyanırım ben, bu alışılagelmiş bi huydur. Ama bazı sabahlar var ki, bildiğin sinirli uyanıyorum.. etrafımdaki herkese ve herşeye kızgın ve hatta hiddetli buluyorum kendimi. Bu sabah da öyleydi işte, nefret ettim herşeyden..
Şu anda gözümü açma mesaisine, tüm enerjimi harcamaktayım. Pazar Pazar yan gelip yattığım, yeri gelmişken yatıp yuvarlandığımdan olsa gerek; gece uyuyamadım.. saat 3 falandı heralde, uykuya niyetlendiğimde.. her niyet de hemen sonuç vermiyor elbet..
Yarın sabah erkenden yüksek lisans kaydımı yaptırmaya gideceğim.. heyecan arıyorum bünyede, yok.. sanırım hala gerçek gibi gelmiyor.. ya da hayal ettiğim kadar muhteşem bi olgu olmadığını mı kavramaya yelteniyorum, nedir?
Tırnaklarımı çok sevdiğimi sölemiştim daha önce de; uzasınlar istiyorum. Bülent ersoydan hallice kullanıyorum genelde. Fakat kırılıyo namussuzlar.. ben de kısa kesmek zorunda kalıyorum. Misal; şu anda klavyeye değen parmaklarımdan zerre ses çıkmıyor.. ben bunu hakedecek kadın mıydım?
Elimde termos özellikli, kırmızı bir kazan var.. hani şu dev muglardan. Ben kazan kategorisinde değerlendiriyorum kendilerini.. içi de kahve dolu.. soğumaması için özel tertibatla donatılmış olan kazanımız, ağzı da kapalı tutulduğu sürece, içindeki kahveyi 1 saatten uzun süre sıcak- ılık arası muhafaza edebiliyor.. ben bu duruma hastayım.. kahvelerimin bir biter, biri gelir.. burda gelmezse, evde gelir.. sanırım ciddi bi kafein bağımlısıyım..
Bu ay bitsin artık, di mi ama.. ben sıkıldım parasızlıktan.. bu kadar borcun arasına, bi de harç ödedim.. o harcı ödeyebilmek için, zaten kredi kartımdan avans çektim.. bundan sonra ben de böle yapcam ha.. birine borç verme karşılığında hem faiz işletcem hem de “nakit avans çekim ücreti” alcam.. hayvan banka, 8.5 lira, çekim ücreti mi olur be.. ocağın batsın!
Pek sevgili müdürümün yıllık izinde olması sebebiyle “in charge” olmuşam ben! Şefim şefsin şeferler!
Bi de bugün, büyük depremin 10. yıldönümü.. zaman ne çabuk geçiyo, di mi? Daha korkusu hafiflemedi içimizde.. bi de farklı bi konuda sinir bozuyorum şu ara.. ces yazmış, deprem zamanı ortaokuldaymış.. yaw! Ben o zaman lise sona geçtiydim ya..bildiğin kazık kadardım, hatta hayvandım.. neden ben burdaki herkesten yaşlıyım!
goran bregovic geliyomuş yine. ve ben yine gidemiyomuşum! bıktım ben bu hayattan, sanırım adam da bana ikinci bi şans tanımaktan sıkılmıştır.. ben ilk bregovic konserine gidemedim diye ağladığımda; "erkek arkadaşım most productionda çalışıyo, biz beleşe gitces" diye bana nispet yapan arkadaşım, o sevgilisi ile 4 sene daha çıktıktan sonra, arada iki sevgili daha eskitti bi de gitti başka birisiyle evlendi.. ben hala bregovic konserine gidemiyorum... konserleri hala most production mı düzenliyo bu arada?
cumartesi günü cadde tarafına gittik, nişan-söz-isteme gecesi içn elbise bakmaya; güsel kardeşime.. o kadar mağaza gezdik de, aradığımız şeyi atalarda bulduk iyi mi? bu çılgın fikri bulan "yeter ulan" kıvamına gelmiş beynime teşekkürü borç bilir; "atalar ağır olmas mı" diye burun kıvıran kardeş-kuzenime kapak olduğunu bildirmekten gurur duyarım.. bu arada benim ne kadar güsel bi kardeşim var ve fuşya bi insana bu kadar mı yakışır yaw? (elbiseyi de ben seçtim bu arada)
bu post uzar gider ha, durmayı bilmek lazım..
bi de farkediyorum ki; kendimle çok barışık bi insanım ben ya.. derya denizim her konuda.. maşallahım var.. birazcık şişkoyum ama, olur o kadar di mi?
dün gece kedili evde kalmak suretiyle tabiri-i caiz ise kaşındım ve gecenin bi köründe apar topar acile götürüldüm! hayatımda ilk defa acil servis gördü bu gözler...
nefes alamıyorum, aldığım nefes parçasından da hayır gelmiyor.. hırıl hırıl ötüyorum, kızgın köpüşler gibi.. dedim heralde buraya kadarmış, ölümüm bi kedinin elinden olacakmış...
bi kızcağız ilgilendi önce benle.. hakkımda öğrenmesi gereken şeyleri sordu, sonra da elinde boyumdan büyük bi iğne ile geri geldi. (şimdi okuyacağınız kısım hiç bir şekilde abartı değildir) iğneyi görünce şöle bi dialog gelişti -hemşiranım- ile aramızda..
P: aaaaaaa! ay ama çok kocaman o iğne! şaka yapıyosun heralde...
H: sağ koluna yapacağım..
P: şakayı mı?
kız gülmedi ama... astım krizi geçirmekte olan biri için, iyiydi bence.. :D
yüzüme; hep filmlerde gördüğüm havalandırma pıçıklarından taktılar.. suratıma sıvı bişiler püskürttü.. ayrıca da alerjimi azdırdı, bi sürü burnum aktı..
üff neyse, sefillikti kısacası. sonra paşa paşa eve döndüm, bugün de işe geldim işte :(
acilen bi çözüme ihtiyacım var yaw.. astım hastasıymışım resmen! hani şu meşhur fısfıslardan yazdı doktor.. şimdi gidip onlardan alıcam..
pfff, kendine acımak da pek kötü bişi ama, zavallı ben ya :(
nefes alamıyorum, aldığım nefes parçasından da hayır gelmiyor.. hırıl hırıl ötüyorum, kızgın köpüşler gibi.. dedim heralde buraya kadarmış, ölümüm bi kedinin elinden olacakmış...
bi kızcağız ilgilendi önce benle.. hakkımda öğrenmesi gereken şeyleri sordu, sonra da elinde boyumdan büyük bi iğne ile geri geldi. (şimdi okuyacağınız kısım hiç bir şekilde abartı değildir) iğneyi görünce şöle bi dialog gelişti -hemşiranım- ile aramızda..
P: aaaaaaa! ay ama çok kocaman o iğne! şaka yapıyosun heralde...
H: sağ koluna yapacağım..
P: şakayı mı?
kız gülmedi ama... astım krizi geçirmekte olan biri için, iyiydi bence.. :D
yüzüme; hep filmlerde gördüğüm havalandırma pıçıklarından taktılar.. suratıma sıvı bişiler püskürttü.. ayrıca da alerjimi azdırdı, bi sürü burnum aktı..
üff neyse, sefillikti kısacası. sonra paşa paşa eve döndüm, bugün de işe geldim işte :(
acilen bi çözüme ihtiyacım var yaw.. astım hastasıymışım resmen! hani şu meşhur fısfıslardan yazdı doktor.. şimdi gidip onlardan alıcam..
pfff, kendine acımak da pek kötü bişi ama, zavallı ben ya :(
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
