30.06.2009

SoN DaKiKa

hayırlara vesile olsun işalla...
bu gecede bişi var ama; du bakalım...
çıtır aradı az önce! hani şu benim eski sevgili...
ayrıldığımızdan beri, iki üç mailden başkası yaşanmamıştı aramızda.. ki geçen süreyi göz önüne alacak olursak bu devede kulak hakkaten...
önce msg attı, terslendim ben de.. bizim buralardaymış da, göresi gelmişmiş. uygun muymuşum..
"uykum var" dedim, "moralim de iyi değil" dedim... "kapının önüne çıksana" dedi!... biçimsiz emrivakiler konusunda hep iyiydi zaten.. pijama converse şekliyle çıktım kapı önüne.. benim şekilsizliğme inat, grantuvaletti... işten daha yeni dönüyormuş da, burda bi arkadaşına uğraması gerekmiş.. beni de görmeden gitmek istememiş..
sözün özü; görüşelim dedi. kaç kere demiş kendine, git polly' e diye.. ama kapıda onu sopayla karşılamamdan korkmuş.. eh, tanımış bi yerde beni.. neticede dedim ki; "ben o defteri kapatalı çok oldu. görüşürüm de senle, bana komaz. ama giderken beni üzdüğünün farkına var. bedelini ödemeye hazır olarak gel..ancak bu şekilde hayatımda yer alabilirsin"... " eyvallah" dedi :)
ne bilim.. hayat garip, bu gece garip... hakkımda hayırlısı...
eski arkadaş iyidir ya.. zaten kaç tane arkadaşı yıllandırabilir ki insan hayatında... insanlar gelir, insanlar geçer.. yıllardır tanıdığın insanlar, yıllardır tanıdığın insanlardır aslında; arkadaşın değil.. arkadaşlık kolay edinilen bişi değildir ki zaten... oturup kendini anlatman gerekir en baştan.. "ben aslında bundan nefret ederim" diye açıklamanı gerektirir. arkadaşın olacak kişi, bir dahaki sefere nefret ettiğin o şeyle muhattab olmamanı sağlayan kişidir işte.. hatırlayandır çünkü, senin o şeyden nefret ettiğini.. senin de hatırlamandır..
mesela bir arkadaşım var benim.. liseye yeni başladığım sene tanışmıştık kendisiyle. aynı yerde oturmamız münasebetiyle başlayan tanışıklığımız, zaman içinde arkadaşlığa dönüşmüştür.. ve ben aradan geçen bunca seneye rağmen, her dokuz ekimde "armağan'ın doğum günü" diye kalkarım yataktan..
liseden beri hayatımda kalan bir başka arkadaşımla, uzun zaman aralıkları ile görüşebilsek de; birbirimizin hayatını o kadar ince ayrıntısına kadar biliriz ki, o daha bi isim söyler söylemez neler yaşamış olabileceğini tahmin etmiş olurum ben..
bir başka arkadaşım; ki kardeşim derim ben kendisine; öyle bi parçamdır ki benim, canının sıkıntısı malum olur bana.. izmitte okudu o misal.. sakaryada okulumda, yurdumda iken ben; bir gece içime kapanan kapaklar ile sabah ilk iş kendimi izmite attığımı ve kapıyı çaldığımda bütün gece uyumadığını ele veren göz altı torbalarıyla karşılaştığımı bilirim.. şehirde sakin sessiz gezerken "benim gitmem lazım" diyip yanımdaki herkesi o an bırakıp arkadaşıma gittiğimde, erkek arkadaşıyla ayrıldığını ve ben kapıdan girdiğim anda cama attığı yumruğun bileğini kestiğini gördüğümü bilirim.. onun bileklerine dikiş atılırken ondan daha çok ağladığımı.. "canım sıkkın" dediğimde izmitten kalkıp, istanbula geldiğini, beni kolumdan yakalayıp, üstelik kedimle birlikte izmite götürdüğünü de...
az önce bir arkadaşım burdaydı misal.. üniversiteden bir arkadaşım.. evine beş parasız gidip "canım içmek istiyor" dediğimde bana kral içki sofraları kuran, sarhoş olduğumda sızdığım yerden yatağa taşıyan, salya sümük ağlayıp da masa altlarına saklandığımda, beni çıkarmaya çalışmayıp, gelip yanıma kıvrılan... ne çok ağladığım yanında, ne çok omzumda ağlattığım.. yıllar çok şey götürdü ondan da benden de.. evlendi o misal.. zamanında çok yalvardım yapmasın diye, dinlemedi.. şimdi boşanma arefesinde.. çok mutsuz ve benim de içimi acıttı mutsuzluğu.. konuştuk saatlerce ama insanın basiretinin bağlandığı anlardan biri bu da.. "ne diyebilirim ki" dedim hep içimden. ne bildiğim bir konu bu; ne de hak verdiğim.. keza ben seni uyarmıştım be adam.. ama diyemedim tüm bunları.. "yakınındayım be adam; kaç gel canın sıkıldıkça.. benim evim, her zaman senin evin.. eskiden senin evini paylaştık kriz zamanlarında, şimdi sıra benimkinde" diyebildim sadece. o anladı..
eski dostlar hep anlar.. ne buruşukluk görmüşlerdir yüzünde.. ne kocaman kahkahalar, ne salya sümükler.. içini acıta acıta kurduğun cümlelerin kıymetini; paylaşmayı vaad ettiğin iki göz odanın kıymetini bilirler.. beraber içilen kahvenin de tadı ayrı olur işte bu insanlarla..
hayatıma değer katan, anlatmaya layık bulduğum; anlatabildiğim için kendimi kıymetli hissettiğim tüm arkadaşlarım.. iyi ki varsınız be ya.. hakkaten bak...
ne kadar susar ki insan.. ne kadar;hiç birşey olmamış gibi davranabilir..
aptalca şeyler yüzünden ben; çok önemli bişeyi yitirdim hayatımdaki.. zaten tüm yitirişlerim aptalca şeyler yüzünden oldu, şimdiye kadar.. çoğunda benim hiç bi suçum yoktu.. ama şimdi şimdi idrak ediyorum ki,benim suçum da vardı elbet. suç der miyim? eskiden demezdim.. şimdi hiç bir şeyin tek tarafı yapılamayacağını idrak etme yaşındayım.. tahammülsüzlük bir eylemdir.. eylemsizlik bile bir eylemdir... susarak bitmesini, susarak gitmesini sağlamak; kesinlikle bir eylemdir..
bu kez susmadım ama.. bu kez konuştum deli gibi.. ağzıma geleni söyledim.. "ben sana tahammül etmek zorunda değilim hayat" dedim. yanlış muhattab seçtim :(
bu kez ben, git diyendim. tavrını net şekilde ortaya koyan.. öfkeyle kalkıp da, yalnız oturan.. pire için yorgan yakan..
keşke yapmasaydım demiyorum; buraya dikkat.. bazı şeyler gerçekten sınırları zorlamak, kişinin eline kredi sunmaktır.. sadece keşke böyle bir şey yaşanmasaydı diyebiliyorum.. keşke... ama yaşandı, ama ben konuştum, ama o yorgan yandı...
şimdi ilacımı içmeyi unutmadan yatmam lazım.. bi de ufak pinçiği yarın sabah içmem... artık kendi ilaçlarımı takip edebilecek kadar büyüdüm ne de olsa...
odam da büyük aslında.. bilgisayarım çok ısınıyor ve çarşaflarım da mor eflatun kırması desenli.. canım sıkkın, moralim bozuk..
üzgünüm ama bu olması gerekendi...
beni affet hayat, sadece "çarpa çarpa kendisi öğrenen" lerdenim..
29.06.2009

BeN ŞiMDi

27.06.2009

YeNiLiK iYiDiR

valla iyidir ya...
bak yenilendik, temizlendik.. genişledik hem, yazılarımız daha güsel görünür oldu... orta uzunlukta yazılar bile, upuzun görünmekten kurtuldu. emeği geçen herkese teşekkür ediyorum burdan.. keza ben yeni tema, header fln yapabilecek kadar anlamıyorum bu işten.. hatta header meader, daha dün öğrendim :)
zormuş ama ya.. web tasarımcısıyım diyenlere "oturduğu yerden para kazanıyo, pis herif" demekten vazgeçmeye karar verdim. saatlerce minçik minçik kodlar arandı... deneme yanılmalar ile, yazı tipleri ve temalarla oynandı. bi sürü deneme blogları oluşturuldu. tema önce orda denendi fln.. yazarken bile yorgun düşüyo insan.
neyse; ellerinen öper, gözlerinden sıkarım; tüm yardımı dokunanların..
26.06.2009

incendio forestais

cam kırıkları saçıyorum yine ağzımdan.. bir kere yırtıldı mı ucundan, giderek büyüyor o yırtık.. kontrolden çıkıyor.. sivri sivri cam kırıkları, paslı çiviler, küçük jilet parçaları..

içimde nefessiz kalmış gibi acı çeken, ilgili merci önünde kendini ateşe veren bi yer var.. bir de durduk yere, öyle bir yakıyor ki canımı; acı boşaltıyorum ağzımdan... o sırada dokunan olursa tenime, en çok ona... ben aslında, kendi acımla başa çıkamıyorum...

söylediğim her bir kesici kelimenin muhattabına, nemli gözlerle bakıyorum. ben aslında en baştan sizi uyarıyorum. ama siz ısrarla tenime bir dokunma mesafesinde kalmayı seçiyorsunuz. sonra canınız yandığında, ilk çaldığınız kapı Hamurabi'ninki oluyor. yine, en çok benim canım acıyor..

iyisi mi; bırakın beni.. çekin gidin, yanımdan yakınımdan. benim; kendim dahil kimseye sunacak "iyi" kabilinden bi şeyim yok.. gözlerimde akmaya hazır yaşlarla, deniz suyu içmiş kadar susuzum... üstelik çare olmadığınızı göremeyecek kadar büyük egolarınız.. beni bırakın; yıkılan eski meyhanelere çıkan, bu harap caddelerde..

bir çizgi daha aşılmadan, ben uysal bir kız çocuğu olamayacağımı üç milyonuncu defa keşfedip yeni buhranlara gark olmadan..
ve lütfen, talepkar olmayın bana.. lütfen..

Michael Jackson Ölmüş....
sabah sabah, aldığım ilk haber... bütün günüm ve belki daha da uzun sürem karardı işte.. çok mu severdim; son zamanlarda olmasa bile, evet bayılırdım kendisine.. o benim çocukluğumun popstarı... "Dangerous" albümü, edindiğim ilk yabancı albüm... "In the Closet" şarkısı, bir kadının ne kadar güsel olabileceğini keşfettiğim ilk şarkı ve daha neler neler... sesi, şarkıları, dansları ile; o benim hayatımda çok özel bir yere sahipti.. bir kere türkiyeye konsere gelmişti, onda da izmirde kalmıştı diye hatırlıyorum;izmir hiltonda.. bilmem doğru mu hatırlıyorum...

sadece benim için değil, benim gibi pek çok kişi için çok kara bir an; onun öldüğünü öğrendikleri an.. çünkü o facebook'ta fln dolaşıp duran "80'lerde çocuk olmak" videoları, yazıları fln var ya; işte onun olmazsa olmazı, michael jackson idi. onun şarkılarını öğrendik, onun gibi dans etmeye çalıştık... gerçi o bizden bir büyük nesili de ihya etmişti.. nesillerce çocuğun, gencin kahramanı oldu. sonrasında; gerçektir ya da yalandır, ben bilmem; çocuk pornosu iddiaları ile kirlenen ünü, onu evine kapattı. cildinin durumunun kötüleşmesi, artık sesini de kaybediyor olması onu hem sahnelerden hem de insanların gözünün değdiği her yerden uzaklaştırdı. oysa; elvis presley'in kızı lisa mary presley ile bir evlilik yapmış, bu evliliğinden bir kızı olmuş ve "bu kız çocuğu elvis ile michael'ın genlerinin buluşması, mucize çocuk" diye ne umutlar bağlanmıştı.. şimdi ne yapıyor acaba o kız çocuğu? ya lisa mary? kardeşleri ne durumdalar acaba? peki ya milyarlarca hayranı? ben milyarlarca hayranından biriyim işte. istanbulun bir köşesinde, mecburiyet prangalarıyla bağlı olduğumdan mütevellit, hiçbişi yapamıyorum onun için. ama imkanı olanların, evine, cenazesine, mezarına fln gitmelerini; bir kere de benim için "heal the world" diye bağırmalarını istiyorum.

bu hayat herkese herşeyi unutturuyor. ama ben seni unutmak istemiyorum.. huzur içinde yat..
Edit: şimdi iş yerinden dailymotion' a giremiyorum. eve gidince unutturmayın, klip eklicem bu yazıya..


25.06.2009

BaK Ya...

yaw, niye kimse bişi yazmıyo?
ben bugün iş yerimde sıkılıyorum ya...
bişiler okumaya, yorumlar yazmaya ihtiyacım var ya..
aman, sakın yazmayın bişiler; olur mu?
ben burda kendi kendime sıkılayım, hatta kuruyup kalayım...
te allam ya, kızdım bak şimdi..
Ben bu toplumun belli tabakaları arasındaki ayrımcılığa hiç anlam veremiyorum..
Kast sistemi mi var bu ülkede arkadaşım? Nedir yani?
Misal: çalıştığım company’de normal çalışanlar ile müdürler arasında ciddi bi kayrılma farkı var..
Bendeniz işe girdiğimin ilk yılında terfi edip süpervisor olmuş olmama rağmen, müdür kategorisinde sayılmıyorum. Bu nedenle ne normal çalışanların yararlandığı maddi desteklerden faydalanabiliyorum, ne de müdürler gibi kayrılıyorum. Aslında bu yılan bana dokunmasa, ne kadar yaşadığında bana ne idi; değil mi? Ama bana bu naniği yapmayacaktın yılan!
Ne gibi kayrılıyorlar, hemen aktarayım.. sadece müdürlere, özel sağlık sigortası yapılıyor mesela... pek kıymetli bünyelerini, ssk hastanelerine emanet etmek istemiyor yönetim kadromuz. Aman onların totolarına yanlış yerden iğne vurulmasın, o totolar çok kıymetli.. ya da mesela; müdürlerden otopark ücreti alınmıyor. Hoş gerçi personelinden otopark ücreti alan, verdiği üç kuruş maaşa da göz diken bir işletmecilik anlayışını ben bilmemnaaaapıyım da..neyse.. yaw sen zaten personeline verdiğinin iki katı para veriyosun müdürlerine. Bi de neden attıkları adım bedava bunların? Ya da soruyu tersten sorayım.. sen zaten 2 kuruş para veriyosun personeline.. niye attıkları adım paralı bı insanların? Hastaneye gider, para öder; arabasını parkeder, para öder.. günahtır yaw...ondan sonra, çalışan memnuniyet anketi yaptır insan kaynaklarına; çıkan olumsuz sonuçlar gözünü öle bi korkutsun ki, sonuçları yayınlamaktan çekin de, anket başarısız oldu, istediğimiz veri range’ini yakalayamadık gibi saçma bahaneler uydur.. hadi bari ders al... personelinin ne kadar mutsuz olduğunu gör de, üstünde biraz çalış di mi? Yook, “bu adamlar bizden memnun değil,o zaman gitsinler!” diyip, personelin bi kısmına zam yaparken, bi kısmına yapma.. istifaya zorla, maksat tazminat vermemek... valla ben derim ki; eğer adalet diye bişi sözlükte yer işgal eden 6 harflik bir sarfiyat malzemesi değil ise, bunu yapanların ödeyeceği çok ah var daha..
Tamam bunlar ölümcül haksızlıklar değil.. daha ne haksızlıklar yapılıyor dediğinizi duyar gibiyim.. ama bu bahsettiğim, olmaz denilen yerlerde yaşananların bir örneği.. çalıştığım yere dışardan bakan birinin “orda çalışanlar en az 5 milyar alıyodur, bizi oranın kapısından sokmazlar” dediğini işitmişliği vardır, iş arkadaşlarımdan birinin.. bu şartlar içinde, bunlara maruz bırakılmak insanın gücüne gidiyor.. yine de kuyruğu dik tutmak adına, sağda solda iyi şeyler söylüyoruz.. kol kırılıyor, yen içinde kalıyor..
Günün birinde devran dönüyor.. terfiler alıyor, müdürler oluyorsun.. sana sunulan imkanlar arttıkça; aynı imkanlardan senden başka kimlerin faydalandığını düşünmez oluyorsun.. yükseldikçe kartvizit yazıların, hayatın kolaylaşıyor.. daha rahat, daha geniş, daha mutlu ve daha kolay çalışmaya başlıyorsun.. toton kıymetleniyor da, kendini ssk hastanelerine emanet edemiyorsun.. öğlen arasında iki dakka hastaneye gidip, dişine baktırıp işine dönebiliyorsun, sıra beklemeden, insan gibi muamele görüp.. sonra altında çalışan personelin senden hastaneye gitmek için izin istediğinde, bütün gün işe geri dönmemesini iznini suistimal ettiğine yoruyorsun.. çünkü ne de olsa, hastanede muayene olmak en fazla yarım saat sürüyor senin dünyanda.. zaten hastanede insan muamelesi görmemiş, canı sıkılmış, saatlerce sıra beklemiş, azarlanmış, tartışmış personelinin bir de sen kalbini kırıyorsun.
Günün birinde masana bırakılan istifa dilekçesine anlam veremiyorsun sonra. “Neden ayrılmak istiyorsun” soruna “kendimi kıymetli hissetmiyorum burda. Sürekli işten kaytarmakla itham ediyorsunuz beni.. oysa benim ciddi ciddi tedavi görmem gereken bir hastalığım var. Ve maalesef ssk hastanelerinde bir muayene bir tam gün sürüyor. Siz beni işten kaçmaya çalışmakla suçladıkça, ben sizden de işimden de soğudum. Artık burda, sizinle çalışmak istemiyorum” cavebı da sana fransızca gibi geliyor.
Bak yazdıkça coştum, sinirlerim tepeme çıktı. Yeter!
24.06.2009

DıZzZzZzzTTTT..


bi Murat Kekilli vardı..
noldu ona?
"döndüm yedi kere kendi üzerime, sekizi de dön dönebilirsen" adlı şarkısının mana ve ehemmiyetini açıklaması için, kendisine ihtiyacı var bu toplumun...
ya da sadece benim...
biri açıklasın bari, madem adam kayıp..
aloowww... ışıkları kim söndürdü?

bu aralar farkediyorum ki, ne çok insanın ayvalık ile yakınlığı var yahu... kimisi bu yaz için orda olacağını yazıyor (üfürükten prenses), kimisi benim kafamdaki ayvalığa benzer hayaller kuruyor (otobüs maceraları)
sevgili blog yazarları.. benzer yaşanmışlıklar mıdır, benzer ilham kaynakları; ya da benzer hayaller midir bilmiyorum ama; bu yaz ağustos ayında bir hafta ve eylül ayında 10 gün süreli olarak ben de orda olacağım.. beni görür de el sallamadan geçerseniz kırılırım. ben olur da yakalarsam sizi, kokunuzdan tanırım.. ona göre organize olun :)
döndüm evet...
aklım orda kaldı ama.. zaten oldum olası, oralarda olasım olmuştur hep... hep ayvalıklı gibi davranırım, ister istemez. eminim pek çoğunuz bunu bilmez. misal; deniz kenarına gidilir, ya da boğazda bi yere; manzara izlenecek, yemek yenecek vesairedir. gerçek bir ayvalıklı, denize arkasını dönerek oturur. denize değil, yola bakar, bunu da istemsiz yapar. bi dikkat kesilin bakalım, hiç bir ayvalıklı ekstra çaba sarfetmeden, denize bakan tarafa oturamaz. ancak kendine defalarca tekrar etmesi, kendini şartlaması lazım..
ayvalık merkezde, denizin dibinde pek tatlı çay bahçeleri vardır.. bütün sandalyeleri caddeye bakar şekilde konmuştur mesela.. yüzler yola, totolar denize bakar... denize doğru çevirip sandalyeyi oturunca da kendinizi pek isyankar, pek aykırı, pek asi sayarsınız.. gençliğiniz gelir bulur sizi adeta.. "ne kadar farklıyım, kimse beni anlamıyo" bile dersiniz yeri gelir :D
ayvalık ya...
eve gidince şimdi, bahçemizden topladığım kayısıları yıkayacak ve afiyetle yiyeceğim.. böle bi lüks var mı şu hayatta yahu? bahçendeki ağacın gölgesinde otururken, elini uzatıp hafifçe, daldan bi kayısı koparıp yemek.. elindeki kitabı bırakmana bile gerek kalmadan üstelik.. musluğundan akan suyu da içilir.. susarsan da, bahçe hortumundan içersin, ne güseel... ayaklarda sandaletler, çıp çıp su içinde, çocuk gibi...
of offff.. daha fazla yazarsam, herşeyden nefret etmeye başlayacağım ya.. bu yazımı burda kesiyorum efenim. sizler de kendinize iyi bakın.. bi gün benim gördüklerimi görebilmek ve dahi sahip olabilmek için bol bol çalışın, didinin.. hoyde bre..
19.06.2009

AYvalık


efendiiiim...

şu mübarek cuma günü itibari ile, bana ayrılan sürenin sonuna gelmiş bulunmaktayız...

bendeniz zaten bi süredir out of order idim.. şimdi devreleri temizlemeye gidiyorum...

ilk hedefimiz ayvalık, ileri!


haftasonu için ayvalıkta olacağımdır.. ayacıklarımı çıp çıp denize sokacak, kızgın kumlardan serin sulara atlayacak, sahilde kitap okuyup dalga sesi dinleyecek ve geceleri sahil boyunda dondurma yiyeceğim...

pazar günü döneceğim ama.. maalesef izin alamadım.. ben olmadan dönmediği için koskoca company :p batar maazallah, ben olmasam... bi koşu gidip gelicem yani..

ama ne koşu.. gerçi starsailor burda santralistanbul'u "way to fall" ile inletirkene burda olamayacağım için üzgünüm ama... yine de kendilerini ayvalıkta mehtaba karşı kulaklıktan dinleyip ayağına vuran dalgalarla şakalaşmak çok da beter olmaz sanki :)

ben gidiyorum kısacası. bi süre buralarda olamayacağım. gerçi bana pek de meraklı olduğunuzu sanmıyorum ama :) varsa oralardan bişi isteyen, tez elden bana mail atsın.. valla 14.00 itibari ile, arasan bulamazsın..

hadi bakayım, kalın sağlıcakla...


18.06.2009

GüNayDıN!

bütün akşam ve gece uyumuşum sevgili blog... hem nası uyumak.. şimdi ise çılgın gibi uyanıkım, mutluyum.. dinlenmişim, iyi gelmiş...
güzel bi gün olsun, bugün... bu yazıyı okuyan herkese iyi şeyler getirsin...
yarın akşam ayvalığa gidiyorum hem, daha nolsun...

gün içinde, ulaşırım ben sana yine; bu böle güsel bi günaydın olsun...
hadi bakalım..
17.06.2009

YoK ArTıK!

sen esirliğim ve hürriyetimsin,
çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin,
sen memleketimsin.

Sen ela gözlerinde yeşil hareler,
sen büyük, güzel ve muzaffer
ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin...

Nazım Hikmet Ran


(allam; neler oluyoooor bana, yine neler oluyor kuzum?)

ben isterim ki, her ettiğim kelam yerini bulsun...
okuyucu kitlem olağanüstü bir farkındalıkla çevrili olsun...
ben daha leb demeden çorumla ilgili bilgiler saysın döksün..
çok da uyanık olmasın ama, saklamak istediklerimi de saklayabileyim.
neyse yane..
bu bir göndermedir...
hşşttt!!!! hafiyelik yok!
 
MüTeveLLi HeYeTi © 2009. BaLıK GöZüNDeN İNeK!