Keşke diyorum, bu kadar körleşmemiş olsaydım.. bu kadar duyarsızlaşmamış... eskisi gibi rahat ifade edebilseydim kendimi.. keşke eskisi gibi, herşeyi ifade etmeye değer bulsaydım aslında...
Hemen her konuda yazabilenlere özendiğim kadar, çok az şeye özeniyorum şu aralar.. oysa kompozisyon derslerinin en iyisiydim... en iyi yazan, en iyi tamamlayandım hep.. şimdi üşeniyorum.. hiçbirşey yazmak için uygun gelmiyor. Kimini yazmaya kıyamıyorum, kimini yazmaya değer bulmuyorum..
Bir konudaki fikrimi belirtmek için yazı yazmak, yorucu geliyor bana. Kimselere kendimi anlatacak kadar heyecan taşımıyorum, bi süredir içimde.. yaşadıklarımı anlatmaya üşeniyorum... o kadar çok anlattım ki; kah kendime, kah başkalarına.. o kadar güsel hikayelerim vardı ki benim, anlatıla anlatıla eskiyen.. en azından benim için, sıradan oluveren...
Beni eskiten, yaşlandıran tüm yaşanmışlıklar, sadece benimle kalmaya mahkum sanırım... Aklımdan geçenler de, aklımdan geçmekle mükellef işte..
Bazen susmak, unutmak için.. bazense, uyumak...
Unutmak tek gerçek..
İnsan, unutmasa yaşayamazdı...
Ne güseldik bir zamanlar.. ne özeldik... hakkımızda söylenenler, bizi tanımaz şimdi.. gitsek o şehirlere; bize bizi anlatırlar muhtemelen, kim olduğumuzu bilmeden.. ama ben anlatamam kimselere, üşenirim..
Biliyorum eskidim, biliyorum değiştim.. üşendim çok, çok bekledim.. gocunmuyorum da..
Şehir efsanesiyim..
sürrealist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sürrealist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Koskoca Dali gelmiş Şehr-i İstanbula, gitmem mi ben?İki elim kanda olsa giderim.
Bkz: tecrübe ile sabit...Rodin geldiğinde imkansızı imkanlamış da gitmiştim.. yorgun, argın, itiş, kakış, uçuş, kaçış..amaaan ne zor zamanlardı...
Gittim de nitekim..ama farkettim ki, yalnız değilmişim..aman efenim ne çok kişi varmış, iki eli kanda olsa gelecek...bi görseniz, ortalık kan revan :p
Velhasıl kelam, ne gördüm?neredeyse hiç..her resmin önünde bir mahşeri kalabalık...bir -sıra ile resimlere bakma- hali...eller çenede, düşünce ile çatılmış kaşlar...herkes bir entel bir entel...ben vallahi kabak kemane kaldım yanlarında..resimlere de yanaşamadım zaten. ilgiden nasibini nispeten az almış, tabiri caiz ise kıyıda köşede kalmış resimlere bakarak gezdim sergiyi. Zaten küçüklüğümden beri “sevilmeyeni sevme, istenmeyeni isteme, dışlananı içselleştirme” gibi bi huyum vardır. Burda da geçmişten gelen tecrübelerimi kullandım. O bakılmayan resimlere pek baktım..pek sevdim onları :) nitekim bi kaç da foto çektim.onlardan birini de yazının başında sizinle paylaştım.
Sözkonusu sergide beni en çok etkileyen şey, adamın yaşayan bi dahi olması. Mesela Ara Güler tarafından çekilmiş fotoları vardı sergide.. o kadar gerçekti ki adam.. sanki biz o resimlere bakarken, o evinin balkonunda martı besliyor gibi hissettim. İstesem konuşabilecekmişm gibi geldi. Ama aklımdan şöle geçti, saklamayayım. Bi kaç soru sormaya kalksam, nasıl tersler, kafamdaki imajını nası yıkardı, allah bilir.. çok burnu havada bi tip sanki..burnundan kıl aldırmaz sanki..ve daha burunla ilgili ne kadar kötü deyim varsa, hepsi..
Ben de kendimle çelişseydim.önce pek sevdim, sonra bi tiksindim adamdan..
Aaaaa ben de bi yola gelsem ya..
Neyse, şu ahir ömrümde bir sürrealist de gördüm efendim..
Ölsem de gam yemem; sorana da çat diye sölerim, nedir sürrealizm...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
