Keşke diyorum, bu kadar körleşmemiş olsaydım.. bu kadar duyarsızlaşmamış... eskisi gibi rahat ifade edebilseydim kendimi.. keşke eskisi gibi, herşeyi ifade etmeye değer bulsaydım aslında...
Hemen her konuda yazabilenlere özendiğim kadar, çok az şeye özeniyorum şu aralar.. oysa kompozisyon derslerinin en iyisiydim... en iyi yazan, en iyi tamamlayandım hep.. şimdi üşeniyorum.. hiçbirşey yazmak için uygun gelmiyor. Kimini yazmaya kıyamıyorum, kimini yazmaya değer bulmuyorum..
Bir konudaki fikrimi belirtmek için yazı yazmak, yorucu geliyor bana. Kimselere kendimi anlatacak kadar heyecan taşımıyorum, bi süredir içimde.. yaşadıklarımı anlatmaya üşeniyorum... o kadar çok anlattım ki; kah kendime, kah başkalarına.. o kadar güsel hikayelerim vardı ki benim, anlatıla anlatıla eskiyen.. en azından benim için, sıradan oluveren...
Beni eskiten, yaşlandıran tüm yaşanmışlıklar, sadece benimle kalmaya mahkum sanırım... Aklımdan geçenler de, aklımdan geçmekle mükellef işte..
Bazen susmak, unutmak için.. bazense, uyumak...
Unutmak tek gerçek..
İnsan, unutmasa yaşayamazdı...
Ne güseldik bir zamanlar.. ne özeldik... hakkımızda söylenenler, bizi tanımaz şimdi.. gitsek o şehirlere; bize bizi anlatırlar muhtemelen, kim olduğumuzu bilmeden.. ama ben anlatamam kimselere, üşenirim..
Biliyorum eskidim, biliyorum değiştim.. üşendim çok, çok bekledim.. gocunmuyorum da..
Şehir efsanesiyim..
kadıköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadıköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

bu kadar sinema ve tiyatro yazısı yazmışken, gittiğim bir diğer tiyatroyu atlamak haksızlık olur...
yumurtladığım hikmetlerden, o da faydalansın...
reytingi artsın :)
efendim büyük büyük tavsiyeler üzerine 18 aralıkta kadıköydeki oyun atölyesinin yolunu tuttuk, ben ve sevgili ofis arkadaşım. zaten kendisi peşimden ordan oraya sürüklenmekten, en az benim kadar kültür mantarı oldu...
oyunun ismi testosteron...
kadın erkek ilişkilerini, erkek gözünden değerlendiren bi oyun..
oyuncuların güzelliği ayrı bi yazı konusu :)
oyunun güzelliğinden bahsetmekle mükellefim ben..en azından bu platformda :)
kadın erkek ilişkilerini anlatan dedim ama, yüreğim sızladı, eksik anlatım oldu diye..
kadınları erkek gözünden anlatan bi oyun..
sahnede sadece erkekler var..hatta parmak hesabı saymak gerekirse tam tamınaaa 7 erkek.
oyun; düğün seromonisinde damada evet demeyen ve seyirciler arasından birini gösterip öpen gelin yüzünden çıkan kavga ertesinde, düğün sonrası kutlama yapmak için ayrılan mekana kan revan içinde dalmaları ile başlıyor. mekanın işgüzar garsonunun da muhabbete katılması ile, ortam şenleniyor...
yaklaşık iki saat süren oyun boyunca birbiri ile kah atışan, kah dövüşen bu erkeklerin; oyun sonunda suçlu ilan ettikleri ise "testosteron"
şahsi fikrimi merak eden olursa; erkeklerden ibaret oyunların küfürlü olması gerekmiyor derim.tamam elbet konuşmaları cinsel içerikli olur. elbet kadınlardan konuşurlar yorulmadan. ama gerçekçi olsun diye sürekli çirkin tabirler kullanırsa karekterler, bu kez "yok artık ya" tadı bırakıyor insanın ağzında.
bu tabii oyunun metni ile ilgili..oyuncuların konuda zerre suçu yok... zaten pek çoğu televizyondan aşina olduğumuz, rüştünü ispatlamış oyuncular. ama benim en beğendiğim performans, gelinin öptüğü bahtsız gazeteci rolünde izlediğimiz "mert fırat"
çok beğendim, takibe aldım kendisini.başarılarının devamını dilemek üzere kulise girmek istesem alırlar mıydı acaba?
efenim kıssadan hisse....
türk tiyatrosunda öyle güzel şeyler oluyor ki, ağzınız açık kalır..
doğru oyun seçimleri belki de benim şansım...
ama hakikaten çok güzel oyunlar izledim bu sezon.
daha bitmedi....
daha ne oyunlar, ne konserler var sırada...
beni bekleyin anacım..
byeee..
(testosteron-esra eron)
(ne bilim işte :*)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
