tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24.12.2009

BakınıZ


sabah sabah, üstelik "fili bile uyutabilecek" alerji hapımın etkisinde gözlerimi açamazken ve o gözlerin açılması gerektiğini de feci şekilde bilirken; ayılmak için okumayı sevdiğim bi siteden bahsedeceğim..


bilmem siz sinema sever misiniz?
bilmem sinemaya gitme kararını vermeden önce, filmler hakkında yazılanları okur musunuz?
bilmem aslında sinemaya gidesiniz bile yokken, okuduğunuz bir yazı ile gitmeye yeltenir misiniz?
ben yapıyorum..

ben bu adamların yazdıkları yazıları çok severek okuyorum.. izleyeceğim filmleri, burda anlatılanlardan etkilenerek seçiyorum.
okuduklarımın arasında beni etkileyenleri seçiyorum ve şimdiye kadar hiç yanılmadım..
çok şey öğreniyorum bu siteden, sinemaya dair..

diziler hakkında da yazıyorlar, özel röpörtajlar yapıyorlar.. sadece türk oyuncularla da değil üstelik.. yabancı oyuncu ve yönetmenlerle, çok keyifli söyleşileri oluyor..

bu adamlar bu işi ciddiye alıyorlar..
ihtiyaç halinde bakınız :)


paylaşayım istedim :)



Yine tiyatro, yine sanat..
Sanata doymuyorum sayın seyirciler...
Bu kez de aksanat'ta izlediğim bir oyunu paylaşmak istiyorum sizlerle.
Efenim oyunumuzun adı “salvador dali göndermeleri içimi ısıtıyor”
İsminden bile belli değil mi, ne kadar sanatsal olduğu....
İsminin sezdirdiği kadar sanatsal ve sürrealist üstelik...
Allah korusun kefen gibi yapmışlar salonu..bi kere bence bu pek çirkin...ayrıca koltuklar yetmemiş, zemine de serdikleri beyaz beyaz örtüler yüzünden insanlar düştü basamaklara takılıp, yerlerde yuvarlandılar, daha da samimi oldular yer yer...
Önden bi gitarcı çocuk çıktı sahneye..daha insanlar yerlerden kalkamadan çalmaya başladı gitarını...(moulen rouge’daki -sitar player- geldi aklıma...kih kih)
Dekor mağduru zavallı insanlar “oyun başladı mı, geç mi kaldık, çok önemli sanatçı şahsiyetlere ayıp mı ettik düşerek” der gibi birbirlerine baktılar haliyle.Sonradan anlaşıldı gitarcının yersiz olduğu.. herkes yerleşmeye devam etti. Ve oyun başladı.

Amanın çok saçmaydı yaw... incecik kıyafetler içinde güzel bi abla kıvrandı sahnede... yalnızlıktan kafayı yemek üzere olduğu sezdirilmeye çalışıldı seyirciye.. “ay” ı temsil etmesi için yaşlı bi amca oturtulmuştu bi köşeye.. beyaz ve uzun saçlarını tarayıp duruyordu. Bu yaşlı amca ve ince giysili güzel kızımız arasında fingirdeşmeler yaşandı. Ve kız o adamı (yani ay’ı) öptü!Evet efenim, öptü resmen!böğk...

Sonrasında “kedi”yi temsil etmesi için sahneye çıkarılmış olan bir genç kız ile “çakal”ı temsil etmesi için sahneye çıkarılmış bir delikanlı; hayvanların ikna yoluyla üreme çabaları üzerine, olmayan bişi sergilediler.çakal kediyi çiftleşmeye ikna etmeye çalıştı ama kedi bunu yemedi.

Sonrasında elinde temsili bir teleskopla “ergenlik çağındaki delikanlı”yı canlandırmak için bir adam geldi sahneye. Esas kızımıza ilanı aşk etti, ay ile yaşadıkları aşktan haberi olduğunu söyledi, tehdit etti vs. Tüm bunlar kadının kendisiyle yatması içindi. Ama kadın bu numaraları yemedi ve oyun kaldığı yerden devam etti. (oyunun ilerleyen bölümlerinde onu da öptü yaaa...)

Sonrasında sahneye kadının kocası rolünde “mehmet ali nuroğlu” çıktı ki, oyun o saatten sonra anlamlandı efenim. Hakikaten çok başarılı bir oyunculuk performansı ile günü, aksanatı, dali’yi ve dahi tiyatro sanatını kurtardı diyebilirim.

Asker olan esas oğlanımız; çok kötü anılarla, uzun süredir ayrı olduğu evine döner. Ve fekat karısını pek de bıraktığı gibi bulamaz. Kadın ay ile fingirdemiş, yeni yetme bir oğlan çocuğunu öpmüş felandir.Durumu içler acısıdır yane..
Buna rağmen aristokrat buhranlara kocasının başını şişirmeye, bir tatlı huzur vermemeye yeminlidir. Oyun esas bu raddeden sonra ayakları yere basan bir hal aldı ve o şekilde de bitti.

Kıssadan hisse: isminden kıllandığınız oyunlara gitmeden önce iyice araştırın.mehmet ali nuroğlu’nun baksırla göründüğü sahneler olduğuna yemin billah eden bi kaç şahit bulamazsanız, aman derim gitmeyin :)

bu kadar sinema ve tiyatro yazısı yazmışken, gittiğim bir diğer tiyatroyu atlamak haksızlık olur...

yumurtladığım hikmetlerden, o da faydalansın...

reytingi artsın :)

efendim büyük büyük tavsiyeler üzerine 18 aralıkta kadıköydeki oyun atölyesinin yolunu tuttuk, ben ve sevgili ofis arkadaşım. zaten kendisi peşimden ordan oraya sürüklenmekten, en az benim kadar kültür mantarı oldu...

oyunun ismi testosteron...

kadın erkek ilişkilerini, erkek gözünden değerlendiren bi oyun..

oyuncuların güzelliği ayrı bi yazı konusu :)

oyunun güzelliğinden bahsetmekle mükellefim ben..en azından bu platformda :)

kadın erkek ilişkilerini anlatan dedim ama, yüreğim sızladı, eksik anlatım oldu diye..

kadınları erkek gözünden anlatan bi oyun..

sahnede sadece erkekler var..hatta parmak hesabı saymak gerekirse tam tamınaaa 7 erkek.

oyun; düğün seromonisinde damada evet demeyen ve seyirciler arasından birini gösterip öpen gelin yüzünden çıkan kavga ertesinde, düğün sonrası kutlama yapmak için ayrılan mekana kan revan içinde dalmaları ile başlıyor. mekanın işgüzar garsonunun da muhabbete katılması ile, ortam şenleniyor...

yaklaşık iki saat süren oyun boyunca birbiri ile kah atışan, kah dövüşen bu erkeklerin; oyun sonunda suçlu ilan ettikleri ise "testosteron"

şahsi fikrimi merak eden olursa; erkeklerden ibaret oyunların küfürlü olması gerekmiyor derim.tamam elbet konuşmaları cinsel içerikli olur. elbet kadınlardan konuşurlar yorulmadan. ama gerçekçi olsun diye sürekli çirkin tabirler kullanırsa karekterler, bu kez "yok artık ya" tadı bırakıyor insanın ağzında.

bu tabii oyunun metni ile ilgili..oyuncuların konuda zerre suçu yok... zaten pek çoğu televizyondan aşina olduğumuz, rüştünü ispatlamış oyuncular. ama benim en beğendiğim performans, gelinin öptüğü bahtsız gazeteci rolünde izlediğimiz "mert fırat"

çok beğendim, takibe aldım kendisini.başarılarının devamını dilemek üzere kulise girmek istesem alırlar mıydı acaba?

efenim kıssadan hisse....

türk tiyatrosunda öyle güzel şeyler oluyor ki, ağzınız açık kalır..

doğru oyun seçimleri belki de benim şansım...

ama hakikaten çok güzel oyunlar izledim bu sezon.

daha bitmedi....

daha ne oyunlar, ne konserler var sırada...

beni bekleyin anacım..

byeee..
(testosteron-esra eron)
(ne bilim işte :*)





24.12.2008

KüLTüR MaNTaRı


tiyatroya gittim efem bu akşam..

hatta çıkar çıkmaz da, bu yazıyı yazmaktayım.

"bernarda alba'nın evi" isimli oyuna.,şehir tiyatrolarının oyunu ve kadıköy haldun taner sahnesinde izledim.

bu kadar önbilgiden sonra, biraz da alt bilgi vereyim.

kocası ölen despot kadın (ki kendisi bernarda alba oluyor), 5 kızını yas bahanesiyle eve kapatır ve değil insanlarla iletişmek; kapıdan bakmalarına bile izin vermez.

kadının ilk kocasından olan en büyük kızına, üvey babasının ölümü ile muazzam bir servet kalır. köyün en yakışıklı delikanlısı ise bu 39 yaşındaki dilbere evlenme teklif eder. fakat şöyle bir handikap vardır ki, 5 kardeşin 5 i de bu delikanlıya yangındır. en küçükleri ve en güzelleri olan dilber ise bu delikanlı ile ateşli bir ilişki yaşamaktadır. evde bir yandan düğün hazırlıkları yapılırken, bir yandan babalarının yası tutulmaktadır. ve 5 kızın 5 i de, için için ağlamaktadır.

neticede aşk, kardeşleri birbirine düşürür. en genç ve en güzel kızın, en büyük kızın nişanlısı olan en yakışıklı oğlan ile yaşadığı ilişkiyi despot annelerine ispiyonlarlar. anne eline tüfeğini alıp, oğlanın peşine düşer. dışardan duyulan silah sesi ile, evdeki itiş kakış bir an için durur. kardeşlerden birinin "bu iş bitti" demesi ile en güzel ve en genç kız kendini karavana benzeyen baştan beri neden sahnenin oratsında durduğunu anlayamadığım şeye girer. ev halkı onu ordan çıkarana kadar, kendini bir nayln poşet ile boğmuştur. ve fekat, esas oğlan sadece kaçmıştır..sapasağlamdır yane..

neticede oğlan kimseye yar olmaz, güzelim kız öldüğü ile kalır..

esas oğlanın adı kalmış aklımda bak. "pepe"

kızlardan hiçbirinin adı kalmadı aklımda..

nedense :p


ps: oyunda 10 (on) adet kadın oynamakta.. o kadar bahsedilen esas oğlanın neye benzediği, sizin hayal gücünüze bırakılmış...akıllıca :)


kıssadan hisse: 5 kadını bi eve tıkarsan, biri ölür !


 
MüTeveLLi HeYeTi © 2009. BaLıK GöZüNDeN İNeK!