hayat; insana aynı anda hem iyiyi, hem kötüyü verebiliyor.. bir gözün ağlarken, diğerinin içi gülebiliyor..
velhasıl; acayip bir şey şu hayat..
bakalım daha neler göreceğiz?
bu saat oldu (02.03), hala uykum yok! nefret ediyorum böle olmasından!
oysa ben sabahları; erken olmasa bile, makul bir saatte uyanmak istiyorum.. ama tabii bunun için; erken olmasa da, makul bir saatte yatmak gerekiyor zannımca :))
belki de bilgisayar başında oturmaktan gelmiyordur uykum.. belki de yatağa yatsam, bebek gibi uyurum bi anda.. ama uyuyamazsam, fena.. çünkü yatakta dönüp durmak kadar tiksindiğim çok az şey var şu hayatta..
kendime bisiklet almaya karar verdim bu arada.. yazın; sabahları erken olmasa bile makul bir saatte uyanabilirsem, deniz kenarında zevk-ü sefa etmek için :))
oysa ben sabahları; erken olmasa bile, makul bir saatte uyanmak istiyorum.. ama tabii bunun için; erken olmasa da, makul bir saatte yatmak gerekiyor zannımca :))
belki de bilgisayar başında oturmaktan gelmiyordur uykum.. belki de yatağa yatsam, bebek gibi uyurum bi anda.. ama uyuyamazsam, fena.. çünkü yatakta dönüp durmak kadar tiksindiğim çok az şey var şu hayatta..
kendime bisiklet almaya karar verdim bu arada.. yazın; sabahları erken olmasa bile makul bir saatte uyanabilirsem, deniz kenarında zevk-ü sefa etmek için :))
eskiden "yapacak bi sürü işim var ama canım sadece dizi izlemek istiyor delicesine" derdim.
şimdi ise "yapacak bi sürü işim var ama canım hiç bir şey yapmak istemiyor umarsızca" diyebilirim ancak..
dizi izlemek de, aptal facebook oyunları oynamak da istemiyor canım.. iyice loosera bağladım zannımca..
çok yalnızım be atom!
şimdi ise "yapacak bi sürü işim var ama canım hiç bir şey yapmak istemiyor umarsızca" diyebilirim ancak..
dizi izlemek de, aptal facebook oyunları oynamak da istemiyor canım.. iyice loosera bağladım zannımca..
çok yalnızım be atom!
kimsenin yazası yok ha.. farkediyorum ki, bloglara yazılan yazılar iyiice azaldı.. eskiden her gün yazanlar, şimdi ancak ayda bir felan.. ben de farklı sayılmam, eleştirmiyorum bu sebeple.. olmayınca olmuyor, bilirim :p insanın içinden gelmiyor, yaşadıklarını yazmaya değer bulmuyor vesaire.. ama yazmasam da, her sabah gazete okur gibi blog okurdum, onu yapamıyorum artık.. günlük rutinimi bozdunuz :)
bir de herşey aynı oluyor ya bir süre sonra.. "bugün kalktım, kahvaltı yaptım, işe gittim, çok çalıştım, eve geldim, yemek yedim, yattım, uyudum" eee, peki ertesi gün? (copy, paste) dolayısıyla, yazma hevesi felan yok bünyede.. yine de okumak iyi oluyordu :)
aaa bak farklı bişi oldu dün, elektrikler kesildi :)) ama çok fena kesildi, tüm batı antalya'nın kesikmiş.. acayip fırtına vardı, ben bile bu cüsseme rağmen uçucam diye korktum.. o fırtına işte, elektrik şeysine zarar vermiş. dün akşam medeniyetten uzak bi gece geçirdik bu vesile ile.. akşam 20.30 sularında uyudum misal.. sabahın 7'sinde de uyandım haliyle... sonra da gün geçmek bilmiyo.. ama bi sürü dizim birikmiş onları izledim, güzeldi..
neleri izledim bak anlatayım (yazacak konu bulamayan bloggerın umutsuz çırpınışları)
* being human
* bones
* fringe
* grey's anatomy
* person of interest
evet evet, hepsinin yeni bölümlerini bu sabah izledim..çok güzeldi valla.. gerçi kendime yeni diziler edinmem lazım. çünkü böyle dizilerin yeni bölümlerini beklemekle hayat mı geçer? "dollhouse" izledim hunharca.. o da iki sezoncukmuş, bitiverdi hemen.. güzel diziydi ama.. "numbers" izledim bayaa bi, o da 5 sezondu.. aslında daha sezonu var ama çevrilmemiş. o kadar matematik terimli dizi de, orjinal izlenmez.. şahsen benim ingilizce seviyem yetmez yane :))
neyse işte, bak yine bi dünya şey yazdım.. aslında yazmaya üşenmese insan, bi dünya şey bulur yine de..
benim şimdi biraz ödev fln okumam lazım efendim.. bence siz de şu bahsettiğim dizilerden izlemedikleriniz varsa, başlayın bi tanesine.. ;)
hadi bakalım..
bir de herşey aynı oluyor ya bir süre sonra.. "bugün kalktım, kahvaltı yaptım, işe gittim, çok çalıştım, eve geldim, yemek yedim, yattım, uyudum" eee, peki ertesi gün? (copy, paste) dolayısıyla, yazma hevesi felan yok bünyede.. yine de okumak iyi oluyordu :)
aaa bak farklı bişi oldu dün, elektrikler kesildi :)) ama çok fena kesildi, tüm batı antalya'nın kesikmiş.. acayip fırtına vardı, ben bile bu cüsseme rağmen uçucam diye korktum.. o fırtına işte, elektrik şeysine zarar vermiş. dün akşam medeniyetten uzak bi gece geçirdik bu vesile ile.. akşam 20.30 sularında uyudum misal.. sabahın 7'sinde de uyandım haliyle... sonra da gün geçmek bilmiyo.. ama bi sürü dizim birikmiş onları izledim, güzeldi..
neleri izledim bak anlatayım (yazacak konu bulamayan bloggerın umutsuz çırpınışları)
* being human
* bones
* fringe
* grey's anatomy
* person of interest
evet evet, hepsinin yeni bölümlerini bu sabah izledim..çok güzeldi valla.. gerçi kendime yeni diziler edinmem lazım. çünkü böyle dizilerin yeni bölümlerini beklemekle hayat mı geçer? "dollhouse" izledim hunharca.. o da iki sezoncukmuş, bitiverdi hemen.. güzel diziydi ama.. "numbers" izledim bayaa bi, o da 5 sezondu.. aslında daha sezonu var ama çevrilmemiş. o kadar matematik terimli dizi de, orjinal izlenmez.. şahsen benim ingilizce seviyem yetmez yane :))
neyse işte, bak yine bi dünya şey yazdım.. aslında yazmaya üşenmese insan, bi dünya şey bulur yine de..
benim şimdi biraz ödev fln okumam lazım efendim.. bence siz de şu bahsettiğim dizilerden izlemedikleriniz varsa, başlayın bi tanesine.. ;)
hadi bakalım..
şu hayatta en çok annelerimiz karşısında çaresiziz...
ne acılarına yüreğimiz dayanır, ne hatalarını söylemeye dilimiz yanaşır..
tek bir gözyaşına dünyayı yakabileceğimiz tek insandır belki..
onu ağlatan birine beslediğimiz öfke ve nefret bizi şaşırtır..
insan annesine hata yaptığını nasıl söyler ki?
söylemezsen şayet, devam edilen hatanın doğuracağı sonuçlar?
söylersen; kırılan kalbi?
bir de ağlarsa karşında?
onun gözünden tek damla yaş akıtana ettiğin beddualar dönüp dolaşıp seni bulmaz mı?
durduğun yerde erir gidersin böyle işte..
kendini yer durursun...
sussan, vicdan azabı..
konuştun da, ölümden beter..
bir gıdım akla ihtiyacım var şu anda..
ne yapmalıyım, üstelik bin kilometre mesafeden, elimden ne gelir?
annem hasta..
akciğer kanseri, hem de son evre..
kemoterapiye iyi yanıt veriyor, iyileşme şansı yok ama uzun ve kaliteli bir hayat şansı var..
sigara içmeye devam ediyor!
içmiyorum diyerek, herkese yalanlar söyleyerek..
gizli saklı gidip sigara alarak, pencerelerden sarkarak sigara içiyor..
leş gibi sigara kokarak içeri girdiğindeyse, içmedim diyor..
tükeniyoruz! parça parça eziliyor içimiz..
tüm o kemoterapi seansları.. sonrasında yataktan kalkamadığı acı dolu günler..
ağzına tek lokma koyamadığı, mide bulantısından uyuyamadığı geceler..
hepsi boşa gidiyor..
çünkü sigara, kemoterapinin etkisini yok ediyor..
anlatıyoruz, uzun uzun anlatıyoruz..
karşımızda çocuk gibi ağlıyor..
sadece susuyor..
biz de sadece susuyoruz..
biz sustukça, o sigara içmeye devam ediyor..
biz konuşunca çocuk gibi ağlıyor..
bu ne menem bi kısır döngüdür!
bir çıkar yolu, bir çaresi yok mudur?
annemizi kaybetmek demek, içimizden bir parçanın ölmesi demek..
bu düşünceye bizi yaklaştıran her eylem, içimizi kavuruyor!
insan çok sevdiği birinin iyiliği için, ona acı çektirmeyi göze alır mı?
almalı mı?
insan annesini ağlatmayı göze almalı mı?
ne acılarına yüreğimiz dayanır, ne hatalarını söylemeye dilimiz yanaşır..
tek bir gözyaşına dünyayı yakabileceğimiz tek insandır belki..
onu ağlatan birine beslediğimiz öfke ve nefret bizi şaşırtır..
insan annesine hata yaptığını nasıl söyler ki?
söylemezsen şayet, devam edilen hatanın doğuracağı sonuçlar?
söylersen; kırılan kalbi?
bir de ağlarsa karşında?
onun gözünden tek damla yaş akıtana ettiğin beddualar dönüp dolaşıp seni bulmaz mı?
durduğun yerde erir gidersin böyle işte..
kendini yer durursun...
sussan, vicdan azabı..
konuştun da, ölümden beter..
bir gıdım akla ihtiyacım var şu anda..
ne yapmalıyım, üstelik bin kilometre mesafeden, elimden ne gelir?
annem hasta..
akciğer kanseri, hem de son evre..
kemoterapiye iyi yanıt veriyor, iyileşme şansı yok ama uzun ve kaliteli bir hayat şansı var..
sigara içmeye devam ediyor!
içmiyorum diyerek, herkese yalanlar söyleyerek..
gizli saklı gidip sigara alarak, pencerelerden sarkarak sigara içiyor..
leş gibi sigara kokarak içeri girdiğindeyse, içmedim diyor..
tükeniyoruz! parça parça eziliyor içimiz..
tüm o kemoterapi seansları.. sonrasında yataktan kalkamadığı acı dolu günler..
ağzına tek lokma koyamadığı, mide bulantısından uyuyamadığı geceler..
hepsi boşa gidiyor..
çünkü sigara, kemoterapinin etkisini yok ediyor..
anlatıyoruz, uzun uzun anlatıyoruz..
karşımızda çocuk gibi ağlıyor..
sadece susuyor..
biz de sadece susuyoruz..
biz sustukça, o sigara içmeye devam ediyor..
biz konuşunca çocuk gibi ağlıyor..
bu ne menem bi kısır döngüdür!
bir çıkar yolu, bir çaresi yok mudur?
annemizi kaybetmek demek, içimizden bir parçanın ölmesi demek..
bu düşünceye bizi yaklaştıran her eylem, içimizi kavuruyor!
insan çok sevdiği birinin iyiliği için, ona acı çektirmeyi göze alır mı?
almalı mı?
insan annesini ağlatmayı göze almalı mı?
olurum bazen ben böyle, sebepli sebepsiz..
her günkü gibiyken herşeyler..
her gün yaptıklarımı yapar dururken..
havam kararır, yağmur tıpırdar içimin damlarına..
içimin derinliklerine alkol sızdırmam gerekir..
böle zamanlarda; konuşmadan içebileceğim, anlatmadan durabileceğim, ıslak ıslak oturabileceğim yerler lazım gelir..
kendimi kapında bulurum...
paspasın bile yeter aslında, yüzsüzlük eder kapını çalarım..
masraflı da değilimdir, nevalemi yanımda taşırım..
hazırlıklıyımdır vesselam..
insan önce kendini bilmeli..
ben bir kanepenin ucunda, en az yeri kaplamaya gayret ederken, karşımda otur isterim..
içkime meze, hayatıma fon müziği ol diye..
konuşma lütfen.. lütfet sessizliğini diye yüzüne bakarım..
beni zaten tanırsın sen..
gözümden bazen yaş süzülür, silme diye beklerim..
gözümden akan yaşlar göğsümü ıslatmazsa rahatlayamam; bilirsin..
ne bir peçete uzat, ne de ağladığımı farket isterim..
sen bi otur önce, gerisini ben hallederim..
içince rezalet de çıkarmam, huyumdur..
sakince sızar kalırım, azıcık yer kapladığım kanepenin ucunda..
kaldırma, gözünü seveyim..
rahatlık değil derdim..
kaldırsan da muhtemelen kusarım, kendine iş çıkarma..
uyanınca giderim ben, bilirsin beni..
bırak içeyim, otur izleyeyim, sus dinleyeyim..
nasılsa geçer, tecrübeyle sabit..
evini değiştirme yeter..
orda kal...
bir sonraki gelişime kadar burda olduğunu bileyim.. zaten normalken çıkmam karşına..
arada beni idare ediver böyle; olmaz mı?
her günkü gibiyken herşeyler..
her gün yaptıklarımı yapar dururken..
havam kararır, yağmur tıpırdar içimin damlarına..
içimin derinliklerine alkol sızdırmam gerekir..
böle zamanlarda; konuşmadan içebileceğim, anlatmadan durabileceğim, ıslak ıslak oturabileceğim yerler lazım gelir..
kendimi kapında bulurum...
paspasın bile yeter aslında, yüzsüzlük eder kapını çalarım..
masraflı da değilimdir, nevalemi yanımda taşırım..
hazırlıklıyımdır vesselam..
insan önce kendini bilmeli..
ben bir kanepenin ucunda, en az yeri kaplamaya gayret ederken, karşımda otur isterim..
içkime meze, hayatıma fon müziği ol diye..
konuşma lütfen.. lütfet sessizliğini diye yüzüne bakarım..
beni zaten tanırsın sen..
gözümden bazen yaş süzülür, silme diye beklerim..
gözümden akan yaşlar göğsümü ıslatmazsa rahatlayamam; bilirsin..
ne bir peçete uzat, ne de ağladığımı farket isterim..
sen bi otur önce, gerisini ben hallederim..
içince rezalet de çıkarmam, huyumdur..
sakince sızar kalırım, azıcık yer kapladığım kanepenin ucunda..
kaldırma, gözünü seveyim..
rahatlık değil derdim..
kaldırsan da muhtemelen kusarım, kendine iş çıkarma..
uyanınca giderim ben, bilirsin beni..
bırak içeyim, otur izleyeyim, sus dinleyeyim..
nasılsa geçer, tecrübeyle sabit..
evini değiştirme yeter..
orda kal...
bir sonraki gelişime kadar burda olduğunu bileyim.. zaten normalken çıkmam karşına..
arada beni idare ediver böyle; olmaz mı?
bu ne kadar garip bir hismiş!
kuzenimin ve "kardeşim" dediğim arkadaşımın bebekleri oldu daha önce.. ama bu duygu daha garip, daha tuhaf, çok yabancı...
çok çok heyecanlı...
onlarda da sevindim, içim içime sığmadı ama..
bu sefer gerçek değil gibi..
bu sefer çok çok farklı!!!
ilk üç ay, düşük tehlikesi varmış bu işin doğasında.. o yüzden şimdiden hayal kurmayın diyor kardeşim.. ama insan düşünmeden edemiyor.. hayal kurmadan duramıyor!!
allahım!
sağlıklı sıhhatli olsun..
ne olur, herşey yolunda gitsin..
kasım ayında inşallah, yeğenimi kucağıma alabileyim!!
neden facebook aracılığı ile aforizmalar yumurtlarlar ki?
öylesine sinir oluyorum!
sanki arkadaş listendeki insanlar senin ne yüce bir insan olduğunu anlayacak! ne kadar derin düşünen, ne kadar da da içli, hisli.. entel!!
bunlar bir de kısımlara ayrılıyorlar..
kendi mabadlarından aforizma uyduranlar; bir de film replikleri olur, şarkı sözleri olur, bu tip kaynakları emirlerine amade kullananlar..
" Bir sırrın sorumluluğunu,arkadaşıma vermeden önce,iyi düşünürüm!!!
Belki sandığın kadar ukala,belki de tahmin edemiyeceğin kadar mütevazıyım...
Biraz saklıyım,bazen yasaklıyım,kimseyi örnek almam,kimseye örnek olmam,arkama bakma.
"ASLA"demem.
KEşKELERİ SEVMEM...!!
Ben buyum MAZİMİ SİLEMEM GÖMERİM...!
YAŞANMIŞLIKLARI İNKAR ETMEM GÜLERİM..! "
bu örnekte olduğu gibi..
madem böyle laflar edeceksin, bari türkçen düzgün olsun!
bu ne ya...
belki de ben hatayı, öğrencilerimi facebook hesabıma kaydederek yaptım..
20'li yaşlarının başında, aklı yarım, fikri yamuk çoluk çocuğun aforizmaları ile kirleniyor hafızam! sinirim bozuluyor, içim sıkılıyor... ülkemin geleceğine olan inancımı yitiriyorum yahu! bu kadın da çocuk yetiştirecek, memlekete faydalı!!!
öylesine sinir oluyorum!
sanki arkadaş listendeki insanlar senin ne yüce bir insan olduğunu anlayacak! ne kadar derin düşünen, ne kadar da da içli, hisli.. entel!!
bunlar bir de kısımlara ayrılıyorlar..
kendi mabadlarından aforizma uyduranlar; bir de film replikleri olur, şarkı sözleri olur, bu tip kaynakları emirlerine amade kullananlar..
" Bir sırrın sorumluluğunu,arkadaşıma vermeden önce,iyi düşünürüm!!!
Belki sandığın kadar ukala,belki de tahmin edemiyeceğin kadar mütevazıyım...
Biraz saklıyım,bazen yasaklıyım,kimseyi örnek almam,kimseye örnek olmam,arkama bakma.
"ASLA"demem.
KEşKELERİ SEVMEM...!!
Ben buyum MAZİMİ SİLEMEM GÖMERİM...!
YAŞANMIŞLIKLARI İNKAR ETMEM GÜLERİM..! "
bu örnekte olduğu gibi..
madem böyle laflar edeceksin, bari türkçen düzgün olsun!
bu ne ya...
belki de ben hatayı, öğrencilerimi facebook hesabıma kaydederek yaptım..
20'li yaşlarının başında, aklı yarım, fikri yamuk çoluk çocuğun aforizmaları ile kirleniyor hafızam! sinirim bozuluyor, içim sıkılıyor... ülkemin geleceğine olan inancımı yitiriyorum yahu! bu kadın da çocuk yetiştirecek, memlekete faydalı!!!
ölmeden önce görmek istediğim bi kaç yer var..
bunlardan biri de grand canyon..
bunlardan biri de grand canyon..
çünkü insan bazen, şu evrende ne kadar küçük olduğunu hatırlamalı.. böyle bir görüntü karşısında, sadece eziklik hissedebiliriz sanırım!!
MuaZZaM!!!!!
hani böle yapman gereken çok çok fazla iş vardır, gözünde büyür..
nereden başlaman gerektiğini bile bulamadığın için, elin kolun bağlanır..
işler birikip zaman daralırken, sen öööle oturursun..
işte ben, tam o noktadayım :(((
nereden başlaman gerektiğini bile bulamadığın için, elin kolun bağlanır..
işler birikip zaman daralırken, sen öööle oturursun..
işte ben, tam o noktadayım :(((
istanbul karmış kışmış, çok şükür ki atmışız kendimizi sıcak memlekete.. burda yağsa yağsa yağmur yağar.. ama ne yağmak... ceviz büyüklüğünde taneli, baraj kenarında yaşar gibi gürültülü..
çok çok güzel geçen bir sevgililer gününün ardından, güsel başlayan bir sabahta; köpüşlerimi de alıp dışarı çıktım. normalde huyum değil köpek gezdirmek ama rica etti kocam, "kırayım mı yani" dedim kendime ve tüm üşengeçliğimden silkinip aldım elime tasmaları.. iyi ki de çıkmışım...
yüzünü çekingence de olsa gösteren bir güneş, bir taraftan da yavaştan sinsice yağan yağmur.. yumuşak bir hava.. içim temizlendi sanki...
okula geldim sonra, yolda yağmadı neyse ki... başımı sokmamı bekler gibi, bir başladı gözünü sevdiğimin yağmuru... açtım pencereyi, bana karşı üfleyen sıcak klimanın karşısından gürül gürül yağan yağmuru izledim.. yaşama sevinci doldum!
herkese kolay gelsin efenim; özellikle de, karla sınanan bir memlekette yaşamak zorunda kalanlara...
bu aralara hayatım öylesine boş, öylesine boş... hiçbir şey yapmadan yaşıyorum resmen.. içimden de başka türlüsü gelmiyor zaten.. ne evle ilgilenesim var, ne tezimi yazasım... ne okula gidesim var, ne çalışasım.. öyle, ortada takılıp salınasım var sadece..
manyak gibi dizi izliyorum.. sanki yapacak hiçbişi kalmamış gibi, vakit öldürmenin binbir çeşidini deniyorum.. sonra da yapmam gereken şeyler birikti diyip, nasıl olsa yetişmez havasında; daha da salıyorum..
aptal facebook oyunları oynuyorum ve işin ilginci, hayatta sorumluluk hissettiğim tek şey de onlar anasını satayım.. mesai yapar gibi, düzenli olarak kontrol ediyorum onları..
bana bir amaç lazım sanırım.. heveslenecek ve emek sarfetmemi sağlayacak bir amaç.. kaybettiğim şeyleri geri kazanmam lazım.. zira; hayat böle geçmez..
manyak gibi dizi izliyorum.. sanki yapacak hiçbişi kalmamış gibi, vakit öldürmenin binbir çeşidini deniyorum.. sonra da yapmam gereken şeyler birikti diyip, nasıl olsa yetişmez havasında; daha da salıyorum..
aptal facebook oyunları oynuyorum ve işin ilginci, hayatta sorumluluk hissettiğim tek şey de onlar anasını satayım.. mesai yapar gibi, düzenli olarak kontrol ediyorum onları..
bana bir amaç lazım sanırım.. heveslenecek ve emek sarfetmemi sağlayacak bir amaç.. kaybettiğim şeyleri geri kazanmam lazım.. zira; hayat böle geçmez..
en manyak kadınlara aşık olursunuz..
en sıradanlarıyla evlenirsiniz.
en çok manyaklarla güler, en rahat onların yanında ağlarsınız..
yanında en ciddi durmanız gerekenlerle evlenirsiniz.
içip içip rezalet çıkarabilir, yataklarına kusabilir, sokaklarda naralar atabilirsiniz.
ağzına arpa suyu süremediklerinizle evlenirsiniz
bugün simsiyah giyinip, yarın pembelere bürünme ihtimali olanları seversiniz.
her daim kahverengi giyenlerle evlenirsiniz.
gelecek kaygısı olmayan, günlük endişeler taşıyanları seversiniz.
omzunuza kocaman bir gelecek yükü bindirenlerle evlenirsiniz.
sonra da; ayna karşısında uzamış sakallı silüetinize, mutsuzluğunuzun hesabını vermeye çalışırsınız.
hikayenizin emsalsiz olduğunu, hayatın size bi yerde madik attığını, lakin farkedemediğinizi anlatır durursunuz aynalara; olmaz ama, olursa soranlara..
yıllar sonra 'dış ses' in biri, hikayenizi başlıkta yazan cümleyle bitirir; ruhunuz duymaz.. Duysa da umrunuzda olmaz, "yazık iyi adamdı" sınızdır artık.........................
en sıradanlarıyla evlenirsiniz.
en çok manyaklarla güler, en rahat onların yanında ağlarsınız..
yanında en ciddi durmanız gerekenlerle evlenirsiniz.
içip içip rezalet çıkarabilir, yataklarına kusabilir, sokaklarda naralar atabilirsiniz.
ağzına arpa suyu süremediklerinizle evlenirsiniz
bugün simsiyah giyinip, yarın pembelere bürünme ihtimali olanları seversiniz.
her daim kahverengi giyenlerle evlenirsiniz.
gelecek kaygısı olmayan, günlük endişeler taşıyanları seversiniz.
omzunuza kocaman bir gelecek yükü bindirenlerle evlenirsiniz.
sonra da; ayna karşısında uzamış sakallı silüetinize, mutsuzluğunuzun hesabını vermeye çalışırsınız.
hikayenizin emsalsiz olduğunu, hayatın size bi yerde madik attığını, lakin farkedemediğinizi anlatır durursunuz aynalara; olmaz ama, olursa soranlara..
yıllar sonra 'dış ses' in biri, hikayenizi başlıkta yazan cümleyle bitirir; ruhunuz duymaz.. Duysa da umrunuzda olmaz, "yazık iyi adamdı" sınızdır artık.........................
kardeşi olmalı insanın.. hiçbişi olmasa, hayatına tanıklık etmiş biri olsun diye, kardeşi olmalı.. çocukluğunu, ergenliğini, gençliğini, düğününü, çocuğunu, yaşlılığını görecek biri olmalı yanında herkesin. hiçbir arkadaş ya da yakın akraba yaşatmaz bunu..
kardeş farklıdır.. aynı dili konuştuğun, dünyaya karşı birlik olduğun, herkeslere kumpas kurduğun, iki olmanın bir olmaktan fazla olduğunu ilk öğrendiğin kişidir.. bir şişe su alıp, yarısından çoğunu ona bırakmaktır kavurucu sıcaklarda.. tek simit alabilip "ben zaten acıkmadım daha" demektir...
paran bittiğinde sıkılmadan isteyebilmek ve geri ödemek zorunda kalmayacağını bilmektir... "bugünlük" giydiğin kazağın artık zimmetine geçmesidir. özel günlerde saçını başını yapmak, kıyafetini düzeltmek, yanına kimseleri yakıştıramamaktır. insanın nasıl olup da katil olabileceğine inandığın anlar, birilerinin onu ağlattığı zamanlara denk gelmesi de tesadüf değildir.
30 yaşına da gelse, karşıdan karşıya geçerken elini tutmaktır.. giydiği herşeyi yakıştırmak, sürdüğü her kokuya hayran kalmak, onun dünya üzerinde yaşayan en muhteşem yaratık olduğuna canı gönülden inanmaktır. senden daha -iyi- olan tek kişinin o olduğunu sanmaktır. onun senden -iyi- olmasıyla gurur duymaktır.
bazen gölgesinde dinlenmek, bazen dinlenebileceği bir gölge sunabilmek için saatlerce güneş altında kolların açık beklemeyi göze almaktır..
canın sıkıldığında yüzüne küfredebildiğin, ertesi gün kahvaltıda yumurtasını soyduğun kişiye kardeş denir!
kardeş farklıdır.. aynı dili konuştuğun, dünyaya karşı birlik olduğun, herkeslere kumpas kurduğun, iki olmanın bir olmaktan fazla olduğunu ilk öğrendiğin kişidir.. bir şişe su alıp, yarısından çoğunu ona bırakmaktır kavurucu sıcaklarda.. tek simit alabilip "ben zaten acıkmadım daha" demektir...
paran bittiğinde sıkılmadan isteyebilmek ve geri ödemek zorunda kalmayacağını bilmektir... "bugünlük" giydiğin kazağın artık zimmetine geçmesidir. özel günlerde saçını başını yapmak, kıyafetini düzeltmek, yanına kimseleri yakıştıramamaktır. insanın nasıl olup da katil olabileceğine inandığın anlar, birilerinin onu ağlattığı zamanlara denk gelmesi de tesadüf değildir.
30 yaşına da gelse, karşıdan karşıya geçerken elini tutmaktır.. giydiği herşeyi yakıştırmak, sürdüğü her kokuya hayran kalmak, onun dünya üzerinde yaşayan en muhteşem yaratık olduğuna canı gönülden inanmaktır. senden daha -iyi- olan tek kişinin o olduğunu sanmaktır. onun senden -iyi- olmasıyla gurur duymaktır.
bazen gölgesinde dinlenmek, bazen dinlenebileceği bir gölge sunabilmek için saatlerce güneş altında kolların açık beklemeyi göze almaktır..
canın sıkıldığında yüzüne küfredebildiğin, ertesi gün kahvaltıda yumurtasını soyduğun kişiye kardeş denir!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


