Ben kelime cambazıyım!
Konu değiştirme ustasıyım...
Kızılcık şerbetinin hastasıyım!
Ağzımdan iyi olmadığıma dair herhangi bir şey duyamaz, yüzümden okuyamazsınız..
Beni göremezsiniz..
Benimle konuşamazsınız...
Az önce "dedemin insanları" nı izledim..
Bir kez daha sevdim, bir kez daha farkettim ne kadar özlediğimi; Ege'yi, bizim oraları..
İnsanlık tarihi kadar eski; savaşlar, kavgalar..
Ama ondan daha eski olan da var.. Sevgi...
İnsanların birbirini sevmesi, sahip çıkması...
Dili, dini ne olursa olsun; bir yolunu bulup anlaşması..
Geçen yaz başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum..
Bizim burda bir restaurant var, ismi petek..
Çok güzel, çok nezih bi yer.. Hatta burası için fazla bile.. Her fırsatta kaçar kaçar gideriz; fiyatları uygun, müziği güzel, çalışanları kibar.. Tadından yenmez.. Gelen az sayıda turist de orada yer yemeğini zaten.. Türkten çok turist olur çoğu zaman..
Velhasıl kelam; geçen sene sıkıntılı günlerimden birinde bi başıma demlenmek için gitmişim yine oraya.. Gündüz vakti daha, içerisi neredeyse boş.. Gözyaşlarım gözümde toplanmış, ağlamaya direnmekteyim.. O esnada bir turist grubu girdi içeriye, 3 bey, bir hanım.. Yaşları oldukça ileri, tam sevdiğimiz turistlerden yani.. Biralarını söylediler, başladılar sohbete.. Derken hanım, bir sigara çıkardı çantasından, garsondan çakmak istedi. Garson yaktı sigarasını lakin bırakmadı çakmağı masaya.. Bir turizmci olarak, derhal kınadım kendisini ama sesimi de çıkarmadım.. Benim derdim bana yetiyordu zaten.. Aradan biraz zaman geçti, hanım bir sigara daha çıkardı.. garsonu ara ki bulasın.. Elinde sigara kalakaldı hanım.. Çantamı araştırdım, bir tane fazla çakmak buldum.. Kalktım, masalarına gittim. Çakmağı verdim, "hediyem olsun" dedim.. Üstünde de "i love you" yazıyormuş meğer çakmağın.. Hanımın yanındaki bey "sen benim hanıma mı asılıyosun" diye takıldı bana, kahkahalarla döndüm masama.. Derken garson bana bi duble rakı getirdi, boş boş baktım suratına.. Tursitler göndermiş meğer.. Kabul ettim, kaldırdım kadehimi masalarına doğru, "şerefe" dedim. Onlar da kaldırdılar kadehlerini bana doğru.. karşılıklı içtik ilk yudumlarımızı.. Ardından hanım masama geldi kalkıp, "fotoğraf çektirebilir miyiz?" dedi.. Oturdu yanıma, bir kaç poz çektirdik sarmaş dolaş.. Ardından beylerden biri geldi.. "ben de çektirsem, gidince hava atsam, güzel bir hanımla içki içtik" diye dedi.. Güle güle kabul ettim.. Onunla da bir iki poz çektirdik.. sonra döndüler masalarına, az sonra da gittiler zaten. Giderken, hanım çakmak için tekrar teşekkür ederek, "çok güzel bir anı olarak hep saklayacağım" dedi..
O gün; tüm sıkıntıma rağmen yüzümü güldüren, taa Almanya'dan gelmiş o güleryüzlü dört yaşlı insanın neşesi, ilaç olmuştu bana.. Hala da gülümseyerek hatırlarım.. Kimbilir o fotoğrafı arkadaşlarına gösterip, güzel bayanla içki içtik dedi mi? İnşallah demiştir.. O güzel insanlarla karşılıklı kadeh kaldırıp, kahkaha atmak; benim için paha biçilemez bir anı oldu çünkü.. Hem de üstünde "i love you" yazan 1 liralık bir çakmak sayesinde :)
Bir kez daha sevdim, bir kez daha farkettim ne kadar özlediğimi; Ege'yi, bizim oraları..
İnsanlık tarihi kadar eski; savaşlar, kavgalar..
Ama ondan daha eski olan da var.. Sevgi...
İnsanların birbirini sevmesi, sahip çıkması...
Dili, dini ne olursa olsun; bir yolunu bulup anlaşması..
Geçen yaz başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum..
Bizim burda bir restaurant var, ismi petek..
Çok güzel, çok nezih bi yer.. Hatta burası için fazla bile.. Her fırsatta kaçar kaçar gideriz; fiyatları uygun, müziği güzel, çalışanları kibar.. Tadından yenmez.. Gelen az sayıda turist de orada yer yemeğini zaten.. Türkten çok turist olur çoğu zaman..
Velhasıl kelam; geçen sene sıkıntılı günlerimden birinde bi başıma demlenmek için gitmişim yine oraya.. Gündüz vakti daha, içerisi neredeyse boş.. Gözyaşlarım gözümde toplanmış, ağlamaya direnmekteyim.. O esnada bir turist grubu girdi içeriye, 3 bey, bir hanım.. Yaşları oldukça ileri, tam sevdiğimiz turistlerden yani.. Biralarını söylediler, başladılar sohbete.. Derken hanım, bir sigara çıkardı çantasından, garsondan çakmak istedi. Garson yaktı sigarasını lakin bırakmadı çakmağı masaya.. Bir turizmci olarak, derhal kınadım kendisini ama sesimi de çıkarmadım.. Benim derdim bana yetiyordu zaten.. Aradan biraz zaman geçti, hanım bir sigara daha çıkardı.. garsonu ara ki bulasın.. Elinde sigara kalakaldı hanım.. Çantamı araştırdım, bir tane fazla çakmak buldum.. Kalktım, masalarına gittim. Çakmağı verdim, "hediyem olsun" dedim.. Üstünde de "i love you" yazıyormuş meğer çakmağın.. Hanımın yanındaki bey "sen benim hanıma mı asılıyosun" diye takıldı bana, kahkahalarla döndüm masama.. Derken garson bana bi duble rakı getirdi, boş boş baktım suratına.. Tursitler göndermiş meğer.. Kabul ettim, kaldırdım kadehimi masalarına doğru, "şerefe" dedim. Onlar da kaldırdılar kadehlerini bana doğru.. karşılıklı içtik ilk yudumlarımızı.. Ardından hanım masama geldi kalkıp, "fotoğraf çektirebilir miyiz?" dedi.. Oturdu yanıma, bir kaç poz çektirdik sarmaş dolaş.. Ardından beylerden biri geldi.. "ben de çektirsem, gidince hava atsam, güzel bir hanımla içki içtik" diye dedi.. Güle güle kabul ettim.. Onunla da bir iki poz çektirdik.. sonra döndüler masalarına, az sonra da gittiler zaten. Giderken, hanım çakmak için tekrar teşekkür ederek, "çok güzel bir anı olarak hep saklayacağım" dedi..
O gün; tüm sıkıntıma rağmen yüzümü güldüren, taa Almanya'dan gelmiş o güleryüzlü dört yaşlı insanın neşesi, ilaç olmuştu bana.. Hala da gülümseyerek hatırlarım.. Kimbilir o fotoğrafı arkadaşlarına gösterip, güzel bayanla içki içtik dedi mi? İnşallah demiştir.. O güzel insanlarla karşılıklı kadeh kaldırıp, kahkaha atmak; benim için paha biçilemez bir anı oldu çünkü.. Hem de üstünde "i love you" yazan 1 liralık bir çakmak sayesinde :)
Aldığım nefes, kurduğum hayal, attığım adım.. Ölüyorum
diyeceğim, o bile yarım...
Kelimeler beklediğinde çürüyor, masallar yarımken hiç de
güzel görünmüyor aynada.. Sen "üç nokta" ol hayatta.. Sonun gelmesin!
"Canım" dediğin kişi gittiğinde anlarsın.. Kimseye
dokunamadığında, ellerin; kimseye bakamadığında, gözlerin; kimseyi sevemediğinde,
kalbin olduğunu.. Canın değil belki ama, en büyük parçası olduğunu.. Çünkü
hayatta kalırsın.. Anlamaya yetecek kadar uzun bir hayat..
Her şey sona erdiğinde; hayatımın jeneriğinden akan tek
isim, tek yüz olur musun Melek?
İyelik eki ile dolu cümleler yazıyorum.. Kalbin, ana diline
hakim değil.. Görmüyorsun.. Bir çift
güzel kafiyeden ibaret kalıyorlar!
Ne tamdı, ne yarım; artık görmüyorum.. Baştan başlıyorum..
Herşey tastamam.. Benimle baştan başlar mısın?
Veda etmeye kalkıyorsun, veda etmeler bitmiyor.. Derken, ölmekten
vazgeçiyorsun.. Yalnızlık uğruna vazgeçtiğin hayata, kalabalık yüzünden
dönüyorsun!
Altını çizmek istediğimiz tüm cümleleri, davullarla
vuralım.. Göremeyenler duysun diye.. Sanki istiyorlar da, yetmiyorlar gibi..
Ben imkanların ve fizik kanunlarının altını üstüne getirdim
de, sen o güzel ayaklarını şuraya getiremedin!
Tek bedeni olan çifte ruhlar taşımaktayız.. Azınlığız, göze
batmıyoruz...
Tüm geride bırakılışları ve beklemeleri deniz kenarında
yaşamış birinin, denizsiz memlekette yaşamayı seçmesi.. Daha doğal olamazdı..
Dünyanın binlerce farklı yerinde, binlerce küçük mucize
yaratılıyor.. Mesela ben seni düşünüyorum.. Mesela sana yazıyorum.. Mesela..
Aşk, terbiyesizlik cüretini kalbimizden almaktadır..
Şimdi kalbime bir olta salacağım, ya nasip diyerek.. En
büyük balık sensin, yine seni tutucağım...
Ak derim, kara dersin.. Uğruna kan dökersin.. Hep kendi kanın,
yandaşsız şovalyem..
Aklındaki her sorunun, içindeki her çıkmazın cevabı var
bende; hem de kafiyeli.. Bir gün duymak istersin diye, usul usul biriktiriyorum..
Sayfalarca yazdıran aşkı; unutsan bi dert, unutmasan ayrı! Unutcaksın
da ne olacak? Ne yazcaksın? Yazmasan ne olcak halin?
Herkes gider, her hikaye biter, her yıldız kayar.. Biz de
arkalarından şarkılar yaparız.. Biz işte, aşıklar..
Oysa yapılması gereken; gidecek olanlar ile, kalmaya niyeti
olanları ayırdedebilmek! Gitmek isteyeni tutmak yerine, kalmak isteyene yer
vermek..
Hiçbirşey, olması gerektiği gibi değil.. Çünkü hiçkimse,
olması gereken yerde değil..
Her gece; yıldızları kırpar, tozlarını başucundan uykularına
savururum.. Tüm o parlayanları senin sanırsın.. Aşk benimdir, sihir sanırsın..
Sana ait herşeyi, hazinem olarak sakladığımdan herkesten..
En derinime sakladım ellerini de.. Gözleri değsin istemedim..
Keyfin yerinde ve herşey çok güzelken, ansızın boğazına düğümlenen
o yumruyu anlayamıyorsun değil mi? Kurduğumuz bağın karşılıklı olduğunu kabul
et artık!
Aşkın doğası katil, defalarca da sorsan nedenini; alacağın
tek cevap sessizlik olacak.. Hangi cellat açıklayabilmiş, ellerindeki kanı?
İstediğin gibi yaşayamıyorsan, istediğin gibi de ölemiyorsan
bir taraftan.. Araf'tasın işte, hoşgeldin aramıza.. Çok fazla sorgulama!
"Az kalsın ölüyorduk" bazılarımız için bir bir
kurtuluş, bazılarımız için ise bir hayal kırıklığı cümlesidir..
O kadar yanlış şey var ki, hangisini düzelteyim? “Dahi”
anlamındaki -de' yi ayrı yazmıyor, yanlış şehirlerde yaşıyor, yanlış insanları
seviyorlar..
Ne uyuyabiliyor, ne yazabiliyorsun.. Saçma sapan bir
"hiç" liğin ortasında, saçma sapan kalakalıyorsun.. İşte bunlar hep
benden..
Bu gece ölmemiz gerektiğini biliyor, fakat yöntemi
yakıştıramıyorduk kendimize.. Destansı olmalıydı falan.. Kendimize kıyamıyorduk!
Bazı şeyler sizinle birlikte yaşar ve sizinle birlikte ölür..
Oysa bu, ne kadar kötüdür..
Mesela, İlber Ortaylı'ya bişi olsa (Allah Korusun) adamaın kafasındaki onca bilgi, onca birikim uçup gidecek.. Keşke bu tip muhteşem beyinleri koruma şansımız olsa.. Ölümler bize bunca şey kaybettirmese...
Kazım Koyuncu mesela..
Gittiği yere ne çok nota, ne çok melodi götürdü..
Amy Winehouse, Kurt Cobain, Freddy Mercury...
Keşke; akıllarındakiler ya da kalplerindekiler, saklanabilseydi bir yerlerde..
Bu aralar bir hayat gerçeği olarak ölümü düşünüyorum..
Karamsar bir bakış açısıyla değil, dediğim gibi sadece hayatın bir gerçeği olarak..
Herkes bir gün göçüp gidecek..
Arkamdan neler söyleyecekler diye merak ediyorum mesela bazen..
Ben gene şanslı azınlıktanım..
Yaptığım iş, pek çok insanın üstünde iz bırakmamı sağlıyor..
Ya hala otelde çalışıyor olsaydım mesela..
yer altında yaşayıp, yer altından işe gidip, yer altındaki ofisimde; birilerinin harcayacağı ve bu harcama sonunda birilerinin kazanacağı paranın hesabını tutuyor olsaydım...
Oysa benim içimde henüz söylenmemiş o kadar cümle, kulaklarımda henüz dinlenmemiş o kadar çok müzik var ki.. Yapmak istediğim çok şey, şimdiye kadar biriktirdiğim kıymetli anılar var..
Okumayı öğrendiğim andan itibaren, okuyarak geçirdiğim zamanları toplasanız; yıllar eder.. çok okudum..Ne hikayeler dönüyor kafamın içinde.. Neler gördüm, neler dinledim, neler yazdım, ne çok güldüm, nelere ağladım..
Tüm bunların benimle birlikte mezara girmesini istemiyorum.. Yıllar sonra, birileri benimle aynı duyguları hissettiğinde ya da benzer çıkmazlarda boğulduğunda; benim yaşadıklarımı görüp/duyup, kolay yoldan çıksın istiyorum..
Her insan şahsına münhasır ve fakat her olay öle değil..
Yüzyıllar önce insanlar neye ağladıysa, ne için pişmanlık duyduysa; biz de aynı şeyleri yaşıyoruz aslında.. sadece bilmiyoruz bunun böyle olduğunu.. çünkü saklayamadık duygularını, onlarla birlikte gömdük toprağın altına.. mecburen sıfırdan başladık sonra.. Herşeyi tekrar tekrar yaşadık, tekrar tekrar aynı sorunlara çözümler bulduk..
Ve maalesef bizden sonrakilere de olacak olan bu.. Benim yaşadığım her sorunu ve bu sorunlara bulduğum çözümleri benimle birlikte gömecekleri için; aynı sorunlarla karşılaştıklarında mecburen özüm bulmak için zaman kaybetmeleri ve acı çekmeleri gerekecek..
Amerika'yı tekrar keşfetmeye gerek yok aslında, burda keşfedilmişi var..
Oysa bu, ne kadar kötüdür..
Mesela, İlber Ortaylı'ya bişi olsa (Allah Korusun) adamaın kafasındaki onca bilgi, onca birikim uçup gidecek.. Keşke bu tip muhteşem beyinleri koruma şansımız olsa.. Ölümler bize bunca şey kaybettirmese...
Kazım Koyuncu mesela..
Gittiği yere ne çok nota, ne çok melodi götürdü..
Amy Winehouse, Kurt Cobain, Freddy Mercury...
Keşke; akıllarındakiler ya da kalplerindekiler, saklanabilseydi bir yerlerde..
Bu aralar bir hayat gerçeği olarak ölümü düşünüyorum..
Karamsar bir bakış açısıyla değil, dediğim gibi sadece hayatın bir gerçeği olarak..
Herkes bir gün göçüp gidecek..
Arkamdan neler söyleyecekler diye merak ediyorum mesela bazen..
Ben gene şanslı azınlıktanım..
Yaptığım iş, pek çok insanın üstünde iz bırakmamı sağlıyor..
Ya hala otelde çalışıyor olsaydım mesela..
yer altında yaşayıp, yer altından işe gidip, yer altındaki ofisimde; birilerinin harcayacağı ve bu harcama sonunda birilerinin kazanacağı paranın hesabını tutuyor olsaydım...
Oysa benim içimde henüz söylenmemiş o kadar cümle, kulaklarımda henüz dinlenmemiş o kadar çok müzik var ki.. Yapmak istediğim çok şey, şimdiye kadar biriktirdiğim kıymetli anılar var..
Okumayı öğrendiğim andan itibaren, okuyarak geçirdiğim zamanları toplasanız; yıllar eder.. çok okudum..Ne hikayeler dönüyor kafamın içinde.. Neler gördüm, neler dinledim, neler yazdım, ne çok güldüm, nelere ağladım..
Tüm bunların benimle birlikte mezara girmesini istemiyorum.. Yıllar sonra, birileri benimle aynı duyguları hissettiğinde ya da benzer çıkmazlarda boğulduğunda; benim yaşadıklarımı görüp/duyup, kolay yoldan çıksın istiyorum..
Her insan şahsına münhasır ve fakat her olay öle değil..
Yüzyıllar önce insanlar neye ağladıysa, ne için pişmanlık duyduysa; biz de aynı şeyleri yaşıyoruz aslında.. sadece bilmiyoruz bunun böyle olduğunu.. çünkü saklayamadık duygularını, onlarla birlikte gömdük toprağın altına.. mecburen sıfırdan başladık sonra.. Herşeyi tekrar tekrar yaşadık, tekrar tekrar aynı sorunlara çözümler bulduk..
Ve maalesef bizden sonrakilere de olacak olan bu.. Benim yaşadığım her sorunu ve bu sorunlara bulduğum çözümleri benimle birlikte gömecekleri için; aynı sorunlarla karşılaştıklarında mecburen özüm bulmak için zaman kaybetmeleri ve acı çekmeleri gerekecek..
Amerika'yı tekrar keşfetmeye gerek yok aslında, burda keşfedilmişi var..
Yeterince yükselebilirsem ve yenebilirsem uçma korkularını,
ana dilimizin ortak kelimeleri o kadar artacak; biliyorum.. Ama bunca ortaklık
da fedakarlık gerektirecek.. Ya sen, ya ben, ya da bizden biri işte.. Her yeni
kelime, aramızdan birini alacak! Aynı dili konuşabilmek için, içimizden birini
feda etmeye hazır olmamaktan korkuyorum! Her birinden alınan yeni kelimelere
tutunarak ayakta kaldığımızı bildiğimden.. Yoksa yalnızlıktan korkan kim? En
kötü iki kişiyiz, yalnız değiliz ki.. Farklı coğrafyalarda nefes alan, ama
birbirinin varlığından haberdar olan.. En fazla biraz daha siyah.. Hangimiz
esirgedi cüretini? Tarih ders almıyor...O almıyorsa, ben de almıyorum; o kadar!
Sebep mi lazım dünya; zemine oturtmak için? Gerçeklemek için, aczine müteakip?
Al o zaman!
3 önemli sayı, 3 mühim..
hiç üç defa dilemedim aynı şeyi, bu da benim batılım..
bir gün karşıma üç defa dileyeceğim bir şey çıkar umuduyla, lamba cinimi hep beklettim..
ve şu aralar, ikinci defa aynı şeyi dilemek üzereyim..
ilkini dileyeni oldu biraz..
olacağı yok gibi..
böyle giderse ikinci kez dileyeceğim aynı şeyi..
bu dilediğim şeyin hakkı, 3. defa dilenmek sanıyorum..
ve eminim ki, 3. defa dilersem olur..
ama isterim ki, 3. yü diletmeden gerçek olsun..
böylelikle totemimi, dileğimdekiyle birlikte kullanabileyim ;)
hiç üç defa dilemedim aynı şeyi, bu da benim batılım..
bir gün karşıma üç defa dileyeceğim bir şey çıkar umuduyla, lamba cinimi hep beklettim..
ve şu aralar, ikinci defa aynı şeyi dilemek üzereyim..
ilkini dileyeni oldu biraz..
olacağı yok gibi..
böyle giderse ikinci kez dileyeceğim aynı şeyi..
bu dilediğim şeyin hakkı, 3. defa dilenmek sanıyorum..
ve eminim ki, 3. defa dilersem olur..
ama isterim ki, 3. yü diletmeden gerçek olsun..
böylelikle totemimi, dileğimdekiyle birlikte kullanabileyim ;)
Dün muazzam bir iş teklifi aldım blog!
istanbul'dan..
Gerçekten çok büyük bir otel grubunun, iki yeni otelinin cost control sorumluluğu!
yani cost controllük değil, oradaki cost controllerin tepe yöneticiliği!
ağzım açık kaldı teklifi duyunca!
ben 3 senedir bu işi yapmıyorum, üç senedir piyasadan hatta istanbuldan uzağım..
ama demek nasıl bir imaj yaratmayı başarmışsam, böyle bir teklifte ilk akla gelen isim olabiliyorum..
teklif ettikleri paraya gelince, saklamayacağım 4500 lira...
benim verdiğim cevabı duymak ister misiniz?
"ben o paraya çalışmam!"
şu an pek çok kişinin bana küfür ettiğini sezer gibiyim, kulaklarım çınıl çınıl çınlamakta :))
peki onların bana karşılığında verdiği cevabı duymak ister misiniz?
"haklısınız, bütçemiz sizin için oldukça eksik ama en kısa zamanda düzenleme yapılacak"
yok dedim kardeş..
o işi yapacak birini arıyorsanız, kesinlikle çok tecrübeli bir olmalı..
o kadar tecrübeli biri de, bu paraya çalışmaz..
"belki istanbula dönmek istersiniz diye düşündük" dedi bi de :))
istanbula dönmeyi düşünecek olsam bile, bu paraya çalışmam kardeş..
sen onu bi katla bakalım 2 ye :))
küfür etmeyin ne olur! :))
ama bu işin ederi budur :))
neyse..
sözün özü, kendimi yeniden aranan kıymetli ve yetkin hissettim a dostlar..
yıllar yılı istanbulun tek kadın cost controlü olarak çalışmak ve işimi de hakkını vererek yapmanın, sonunda ise hiçbir çirkinliğe bulaşmadan ayrılıp üniversitede hoca olmanın ödülü bu sanırım..
evet burda bahsedilen kadar kazanmıyorum ama.. azıcık aşım dertsiz başım derler ya, aynen öyle..
ha özlemedim mi sektörü, hem deliler gibi özledim..
burda öğrencilerime bile ders olarak anlatıyorum cost işini..
o tabloları, raporları gördükçe içim cız ediyor..
ama yine de dönmek istemedim.. istemiyorum..
göğsüm kabardı, gurur duydum kendimle..
hala da duyuyorum..
bana bunu yaşatan, iş teklifi sahibine de gönülden teşekkür ediyorum..
umarım aradığı kişiyi bulur :D
istanbul'dan..
Gerçekten çok büyük bir otel grubunun, iki yeni otelinin cost control sorumluluğu!
yani cost controllük değil, oradaki cost controllerin tepe yöneticiliği!
ağzım açık kaldı teklifi duyunca!
ben 3 senedir bu işi yapmıyorum, üç senedir piyasadan hatta istanbuldan uzağım..
ama demek nasıl bir imaj yaratmayı başarmışsam, böyle bir teklifte ilk akla gelen isim olabiliyorum..
teklif ettikleri paraya gelince, saklamayacağım 4500 lira...
benim verdiğim cevabı duymak ister misiniz?
"ben o paraya çalışmam!"
şu an pek çok kişinin bana küfür ettiğini sezer gibiyim, kulaklarım çınıl çınıl çınlamakta :))
peki onların bana karşılığında verdiği cevabı duymak ister misiniz?
"haklısınız, bütçemiz sizin için oldukça eksik ama en kısa zamanda düzenleme yapılacak"
yok dedim kardeş..
o işi yapacak birini arıyorsanız, kesinlikle çok tecrübeli bir olmalı..
o kadar tecrübeli biri de, bu paraya çalışmaz..
"belki istanbula dönmek istersiniz diye düşündük" dedi bi de :))
istanbula dönmeyi düşünecek olsam bile, bu paraya çalışmam kardeş..
sen onu bi katla bakalım 2 ye :))
küfür etmeyin ne olur! :))
ama bu işin ederi budur :))
neyse..
sözün özü, kendimi yeniden aranan kıymetli ve yetkin hissettim a dostlar..
yıllar yılı istanbulun tek kadın cost controlü olarak çalışmak ve işimi de hakkını vererek yapmanın, sonunda ise hiçbir çirkinliğe bulaşmadan ayrılıp üniversitede hoca olmanın ödülü bu sanırım..
evet burda bahsedilen kadar kazanmıyorum ama.. azıcık aşım dertsiz başım derler ya, aynen öyle..
ha özlemedim mi sektörü, hem deliler gibi özledim..
burda öğrencilerime bile ders olarak anlatıyorum cost işini..
o tabloları, raporları gördükçe içim cız ediyor..
ama yine de dönmek istemedim.. istemiyorum..
göğsüm kabardı, gurur duydum kendimle..
hala da duyuyorum..
bana bunu yaşatan, iş teklifi sahibine de gönülden teşekkür ediyorum..
umarım aradığı kişiyi bulur :D
Herşeyi çift görüyorken, seni tek görüyorum yine! Bu; normalde
çok yarım olmadan mı kaynaklanıyor hayatımda?
İçimin odalarında hep ayak sesleri, susmak bilmeyen
yankılar.. Ayna odasına girmişim gibi, üstüste yansımalar.. Nasıl sevdiysem
artık..
Sesi eşsiz diyorlar, sözleri emsalsiz diyorlar!
Çıldıracağım, kanatların olduğunu gören bir ben mi varım!!
Bir ömür "taburede oturur gibi eğreti kalmamın"
sebebini söyledin işte! “Yarım” mışım meğer, nasıl da farketmeden!
Sana gelene kadar neler yaşamışım, umurumda mı? Gelmişim
işte! Tek yapman gereken biraz sevmek... Yapabilir misin?
Hayatımıza giren herkesi böyle güzel bir “hoşgeldin” ile
karşılasaydık, anahtarla açmak zorunda kalmazdık kapıları..
Nasıl kestiyse parmaklarımı kırık kanatların, geçmedi
hissizlik.. Dokunamıyorum! Bu muydu istediğin? En son sana dokunmuş olarak ölmem??
Akıttığım her damla kan için, bir çuval alkış alıyorum.. Bu
kadar kan kaybedince mi Melek oluyor insan? Bunca alkışlanınca mı?
Şimdi durup dururken "artık ölmeliyiz" desen,
neden demem.. Susar ve itaat ederim.. Belki zordur anlaması sessizliğimden
ama....
Yanımda olmadığın her dakika, tek bir eşyanın yerini
değiştirmemeyi marifet sayıyorum! Yokluğunu protesto ediyorum! Duyuyor musun?
Yüreğimdeki Melek, her gece başucumda benim.. Sadece uyuması
gerekiyor bunun için.. Uyanıkken açılmaz kanatları çünkü, uçamaz.. O, rüya
gördüğünü sanıyor; renkli ve mutlu rüyalar.. Renk de mutluluk da benim
hayatındaki, bilmiyor..
Sen doğana kadar dünya 2 büyük savaş ,2 atom bombası,
sayısız soykırım görmüş! Sen dünyaya geldiğinden beri, dünya daha güzel bi yer!
Bazı gidişler vardır.. Arkasından ne kadar yazarsan yaz, ne
kadar söylersen söyle; yeteri kadar yazılmamış, söylenmemiş hissedersin..
Çünkü o "bazı gidişlerin" giden değil de kalan
kısmındaysan, ardında bıraktığı boşluğu kelimelerle doldurmaktan başka çare
yoktur...
Gerçi kelimeler yetmez.. O kadar küçük bir adamın, arkasında
nasıl olup da bu kadar büyük bir boşluk bırakabildiğine inanamazsın..
Ben öğrendim çoktan; gözlerinin diyebileceklerini, dudaklarının
söyleyebileceklerini.. İş ki; sen benim gözlerimi okuyabilecek misin?
Her "çok sevilen", batan güneşteki gölgesi kadar
bir boşluk bırakır ardında.. Bundan sonrakiler için..
Ay bile; ışığından vazgeçip dünyaya bi şans veriyor, güneşi
görsün diye... Sen tek bir şans bile vermiyorsun, bunca zamandır etrafında
dönen bu kadına..
Bir geride bırakılmak var, bir de gitmesi istenen olmak! Kal
duymayı beklerken, git duymak! Şimdi söyle, nereden kanayacaktık?
Şimdi bir kelam edeceğim, sen alıp şarkı yapacaksın.. Sonra
unutalacak.. Bir sen kalacaksın hatırlayan, bir ben! Sonra sen de unutacaksın!
Bir ben kalacağım.. Kimseleri inandıramayacağım.. Öksüz
kalacağım.. Olsun diyeceğim, Melek diyeceğim.. Nafile diyeceğim,
duymayacaksın.. Uyuyacağım........
Sanki parmağım kesilmiş, adını yazmaya yetmemiş akan kan;
dahasını yazabilmek için biraz daha kan akıtmış gibiyim.. Hafif başım dönmekte!
"Yalancı Çoban"ı bilir misin? Şimdi sana
"ölüyorum, gel" desem nasıl gelmezsin ya.. Hah işte aynen öyle..
Çağırma, gelmiyorlar..
Aslında çok güzel, çok naif şeyler söylemek istiyorum sana..
Ama içim öyle karanlık ki, ne çıkacak göremiyorum...
Sen sevmiyorsun diye "yaz"dan vazgeçiyorum ben, karpuzdan
vazgeçiyorum.. Tam da o anda, anlamsız bir reddedilişe boyun eğiyorum.. Eksiliyorum..
Bugün bana veda ederken sen, artık olmayacağını düşünmüyorum
ben! Her gün yeniden ölmeye alışkınım da, sen ne yaparsın benden sonra?
Birlikte güldüğümüz, bize özel bişey duyduğunda demiyorum ki
be adam! “Kan gördüğünde” diyorum, “Kan” diyorum! Bari bunu "biz"e özel
kıl!
Bir düşün! Ben bu kadar yazmasaydım, bu kadar var
olmasaydım; az önce aldığın nefes o kadar tat verecek miydi sana? Bana söyleme
cevabını, kendine ver hesabını..
Gelmelerin hikayesi destansı ama hiç gelmeyişlerin hikayesi
öksüz değil mi Melek? Onu da ben yazayım!
"Ölüyorum" diyorum,"bir dakika!"
diyosun.. Aynı anda ölmeyi beceremediğimiz için, aynı anda yaşayamıyoruz
diyorum.. Meşgulsün, duymuyosun..
İçimde bir boşluk.. Sanki yüreğim çok uzakta! Denizsiz bir
memlekette.. Pamuklar arasında.. Sanki sıcakta.. Sanki bende değil artık..
Ne çok yazabiliyoruz, kelimelerimize sağlık.. Ne az
unutabiliyoruz ama..
Her yolcuyu kabul etme hancı! "Kalmaya geldim"
diyeni sev.. Geçiyorken uğramışları değil!
İçime işliyor be!
Kendime ağlıyorsam namerdim! Daha fazla yazma ne olur! Öleceğim acından!
Öldürür mü acın beni? Lütfen deneme!
En zoru da, bağıra bağıra çağırdıklarının geri gelmemesi
değil mi? Sonra ardından yenik şarkılar yapmak.. di'li geçmiş zamandan..
"Yeterince çıkmamış sesim" diye kendine
yüklenmek.. "Belki biraz daha zorlasaydım gırtlağımı.." diyerek..
Şimdiki zamandan..
"zamanını sevdiğim" diyip bi de konuyu yine ona
bağlamak.. Aşkımı seveyim!
Sensizlikle lanetlenmişim.. Bu yüzden elim kolum yarım... Bi
uzanabilsem; bak nasil tam, bak nasil tasiyorum...
Ben erkek sevmeyi beceremiyorum.. Layığıyla sevebildiğim ilk
erkek Babam, son erkek ise Melektir! Hayatımın jeneriğinde "Mutlu
Son" yazacak!
Geçer misin gözümün önünden, ölürken; bir film şeridi gibi?
Salınır mısın hayatımın jeneriğinde, kuğu gibi?
Salınır mısın hayatımın jeneriğinde, kuğu gibi?
Ve adın yazar mı,
"teşekkür" kısmında, ölümsüz eserimin?
Ağzından benim için çıkan
her kelimeyi, dünyanın bütün dillerine çevirtirim..
Ömrümün perdesinde yaptığın
her jesti, gökyüzünden izletirim..
Dünyayı ayakların altına serer, yaşanmaya layık bir ömür hediye ederim..
Bana verdiğin hediyeyi, her gece rüyalarımda defalarca
yeniden izleyip ezberlediğim gibi; tüm dünyaya adının harflerini ezberletir,
başında besmele çektiririm!
hayat bazen miiikemmel bişi.. valla bak..
insanın sokaklarda dans edesi geliyor..
kulağına müziğini taktığı gibi, dans adımları ile sahilde yürüyüşler yapası, yüzüne güneş doldurası fln.. sonracığıma mesela limonlu kek yapıp, yanında filtre kahve eşliğinde yaşadığını hissetmesi.. yeni yıkanmış balkona çıplak ayak çıkıp suları çıpırdatası.. bunlar hep geliyo insanın içinden.. çünkü bazen hayat o derece güzel!
bazen de nası karanlık olabiliyo hayat! nası boktan, nası?
insanın kendini bir tabuta kilitleyip herşey düzelene kadar yer altında kalası fln geliyor.. sadece içki içip ayıklığa kafa tutası, her tür sorumluluktan koşarak kaçası, kimselerle konuşmayası, bağıra bağıra hatta böğüre böğüre ağlayası.. bunlar da hep geliyo içinden.. insanız sonuçta..
bendeniz ise bu iki uç arasında dakikalar içine geçişler yaşayabilecek kadar dengesiz bi insan evladıyım!
sabahları işe giderken kulağıma taktığım çıkıdık çıpıdık müzikler eşliğinde dans edeyazarak okula gidiyorum mesela.. masamın başına oturduğum gibi, bir hüzün çöksün mü? ruhuma kapaklar kapanıyor, gözlerime yaşlar toplanıyor fln.. işte o an insan göresi gözüm olmadığından, derse giresim fln da gelmiyor.. ama yapmak zorunda olduğum için daha da mutsuz oluyorum üstüne.. al sana kısırdögü..
kendimi sürükeleyerek götürdüğüm derste ise şovmene bağlayıp, öğrencilerden aldığım enerji ile hooop, sabahki mutlu mesut moda dönüş..
o kadar yorucu bişi ki bu.. yeminlen sırf bu yüzden yaşlanır insan..
sözün özü, kendimden yoruldum hacı, artık kafam götürmüyo..
insanın sokaklarda dans edesi geliyor..
kulağına müziğini taktığı gibi, dans adımları ile sahilde yürüyüşler yapası, yüzüne güneş doldurası fln.. sonracığıma mesela limonlu kek yapıp, yanında filtre kahve eşliğinde yaşadığını hissetmesi.. yeni yıkanmış balkona çıplak ayak çıkıp suları çıpırdatası.. bunlar hep geliyo insanın içinden.. çünkü bazen hayat o derece güzel!
bazen de nası karanlık olabiliyo hayat! nası boktan, nası?
insanın kendini bir tabuta kilitleyip herşey düzelene kadar yer altında kalası fln geliyor.. sadece içki içip ayıklığa kafa tutası, her tür sorumluluktan koşarak kaçası, kimselerle konuşmayası, bağıra bağıra hatta böğüre böğüre ağlayası.. bunlar da hep geliyo içinden.. insanız sonuçta..
bendeniz ise bu iki uç arasında dakikalar içine geçişler yaşayabilecek kadar dengesiz bi insan evladıyım!
sabahları işe giderken kulağıma taktığım çıkıdık çıpıdık müzikler eşliğinde dans edeyazarak okula gidiyorum mesela.. masamın başına oturduğum gibi, bir hüzün çöksün mü? ruhuma kapaklar kapanıyor, gözlerime yaşlar toplanıyor fln.. işte o an insan göresi gözüm olmadığından, derse giresim fln da gelmiyor.. ama yapmak zorunda olduğum için daha da mutsuz oluyorum üstüne.. al sana kısırdögü..
kendimi sürükeleyerek götürdüğüm derste ise şovmene bağlayıp, öğrencilerden aldığım enerji ile hooop, sabahki mutlu mesut moda dönüş..
o kadar yorucu bişi ki bu.. yeminlen sırf bu yüzden yaşlanır insan..
sözün özü, kendimden yoruldum hacı, artık kafam götürmüyo..
ve ben buna hiiiç de sevinecek değilim..
bu şehrin baharı yok arkadaş!
kış var, sonra aniden yaz geliyor..
misal bugün hava 65 derece fln..
bu ne lan!
dün gece ilk defa balkon kapısı açık uyudum..
ve tahmin ediyorum son defa yorgana nevresim geçirdim..
artık pikeyi çıkarmanın vakti geldi..
sevmiyorum buranın yazını..
bu kadar sıcak olmamalı hiçbir memleket..
olacaksa da, sıcak yardımı yapılmalı orada yaşayanlara..
devlet bize klima dağıtsın!
balkonları yıkamanın vakti geldi..
çiçekli örtüler sermenin..
çay demleyip, sefa etmenin..
ama tabi akşamları..
gündüzleri dışarı çıkarsanız, kör oluyorsunuz çünkü..
aman derim..
neyse benim dersim var şimdi..
gideyim de bi quiz yapayım çocuklarımı..
sıcak sınıfta, bir de ben terleteyim..
offff!
çok sıcak olm!
bu şehrin baharı yok arkadaş!
kış var, sonra aniden yaz geliyor..
misal bugün hava 65 derece fln..
bu ne lan!
dün gece ilk defa balkon kapısı açık uyudum..
ve tahmin ediyorum son defa yorgana nevresim geçirdim..
artık pikeyi çıkarmanın vakti geldi..
sevmiyorum buranın yazını..
bu kadar sıcak olmamalı hiçbir memleket..
olacaksa da, sıcak yardımı yapılmalı orada yaşayanlara..
devlet bize klima dağıtsın!
balkonları yıkamanın vakti geldi..
çiçekli örtüler sermenin..
çay demleyip, sefa etmenin..
ama tabi akşamları..
gündüzleri dışarı çıkarsanız, kör oluyorsunuz çünkü..
aman derim..
neyse benim dersim var şimdi..
gideyim de bi quiz yapayım çocuklarımı..
sıcak sınıfta, bir de ben terleteyim..
offff!
çok sıcak olm!
"arkadaşlarla sohbet muhabbet esnasında içmekte bir sorun yok; ama tek başınayken içmeye başladıysan, bir sorun vardır" demişti bi defasında biri.. şimdi kim olduğunu hatırlamıyorum..
şu aralar en sevdiğim şey, karanlık çöküp sessizlik hakim olduğunda; tek başıma oturup içmek.. ne kimseye tahammülüm var, ne de sese.. sadece müzik dinlemek ve bi başıma sızana kadar içmek..
her daim hayattan beklediklerimiz farklı..
ben şu aralar sadece yalnız kalmak ve bol bol içmek istiyorum..
bunun bir sorun olduğunu da düşünmüyorum..
belki de düşünebilecek kadar ayık kalmıyorumdur..
bilmiyorum..
umursamıyorum da..
Bazı sözler, kim tarafından söylenirse söylensin; ait olduğu
kişiyi bulur.. İlhamını, ağzına yakışacağı kişiyi bulur.. Sahibini bulur..
Birine söylenebilecek çok güzel sözler var. “Merhaba” gibi,
“hoşgeldin” gibi.. Bunca güzelliğin
arasında, sessizliği seçmene anlam veremiyorum...
Rüyamda, yüzüne dokundum.. Uyandığımda ellerimi kullanamadım
bir süre.. Rüyada kalmayı seçtiler sanıyorum..
Varlığına alışmam için süre ver bana, hayran bakmamı mazur
gör.. Bir meleğe bu kadar yakın olup, konuşabilen kaç fani tanıyorsun?
Tüm cesareti “korkmuyorum” demekten ibaret olan, titrek
eller.. İyi ki geldiniz hayatıma..
Uyumuyorsun biliyorum, yazmıyorsun kırılıyorum. Kırıklarımı
saklama konusunda usta olduğumdan, görmesen de sözüme güvenmek zorundasın
korkarım..
Bir baksana; senin için sayfalarca, cümlelerce yazan biri
var.. Nasıl diyeceksin bundan sonra dürüstçe, "yalnızım" diye?
Usul usul kan sızıyor yaramdan.. Ölmeden önce sadece bir
ömrüm var ve onu seninle geçirmek istiyorum!
Sadece canın yandığında yazdığını bilmek, sessizliğine şükrettiriyor..
Biraz daha sessiz kal Melek.. Ki iyileşsin yaralarımız..
Bazı şeyler pat diye ortaya çıkmaz. Bazı şeylerin geçmişi
vardır.. Ağır ağır ama emin adımlarla çıkarlar ortaya.. Kolay kolay da
gitmezler artık...
İki dudağın arasına bir hayat bırakmakla haksızlık
ediyordum, sen de haklısın.. Ellerine bırakmalıydım! Oradan ne hikayeler
doğmuştu...
Hayat hiç olmadığı kadar uzun şimdi. Daha farkına
varacaksın, beni bulacaksın, birbirimizi seveceğiz, dost olacağız.. Uzun bir
ömür lazım!
Geceler zor.. Sabahta problem yok, olması gerektiği gibi... Ama
gece, zehir mübarek.. Bazen sırf elinden diye içiyorum ama hep elinden de değil
ki!
Lütfen kalıcılarınızın ayarı ile oynamayın! Oldukları gibi
sevin...Ve bırakın kalsınlar, kalıcı olsunlar..
Gördüğün her şeyi sevdim, gözünden; sevdiğin her şeyi
sevdim, senden ötürü.. "O"nu bile.. Kalbim, seninkinden büyüktü bu
yüzden.. Senin sevdiklerin yanında, bir de sana yer açmam gerektiğinden..
Ufak detayları merak ediyorum en çok.. Horlar mısın mesela,
ya da konuşur musun uykunda? Sabahları aksi mi olursun, uykun gelince mızmız ya
da?
Meleğime; her sabah iyi bir gün, her gece rahat bir uyku
dilemeden; ne geceme, ne günüme başlarım.. İyi geçecekse günüm gecem, bu ilk
koşuldur.. Çünkü birine inanmanın ne demek olduğunu iyi bilirim.. Sağlığını bile
birine bağlamanın.. Keyfini, gülüşlerini, sebepsiz hüzünlenmelerini.. Geceleri
sebepsiz uykusuzluklar, o uyuyamadığından; en neşeli günlerde ansızın çöken
hüzün, onun kalbinden taşıp bana akanlardır.. Minnetle kabul ederim. Ve
böylesine bir bağ kurabildiğim için onunla; önce kalbime, sonra kalbine, en son
da buna izin veren tanrıya şükrederim.. Gururla söyleyebilirim ki; beni hayata
bağlayan, bir melektir..Ufak kusurları olan ve bundan ötürü bunca gerçek, bunca
güzel olan..
İçimizdeki tüm sevgiyi, hüznü, aşkı, acıyı, vedayı.. Bir
flash disc'e sığdırabilen, ender insanlardanız.. Sen ve ben..
Ellerim uzanmaz sanma.. Nerede, neye, ne kadar ihtiyacın
varsa melek.. Nefesim de, ruhum da senindir.. Yeter ki bileyim, iyi olacaksın..
"Daha erken tanışsaydık, herşey çok farklı
olabilirdi" diyeceksin.. "Daha erken tanıştık zaten" diyeceğim..
Sen farkında değildin..
"Hiçbirşey farklı olmazdı" diye ekleyeceğim..
Bunca parçalanmış olmasaydı kalbimiz, devasını arıyor olmazdık. Parçalanmaya hürmetle..
İçimde kocaman kelimeler, boyumdan büyük.. Anlatayım
diyorum, dinlemez diyorlar.. Yazayım diyorum, okumaz diyorlar.. Susuyorum ben
de.. Bazı susmaların ederi, zamanında çok susmuşlar tarafından anlaşılır sanıyorum..
Upuzun susuyorum sana.. Duyamadığın birşey olursa, söyle..
Gün dediğin, kim demiş 24 saat? Ben birşey yazıyorum, sen
okuyorsun.. Ben bir şey daha yazıyorum, sen onu okuyana kadar geçen zaman..
İster 24, ister 38541 saat.. Bir gün.. Sen beni okuyana kadar geçen zaman.. Bir
gün..
Öyle güzel bir "insan" sevdim ki, hep "o
kadar" ını aradım.. Yalnızlığım, eşsizliğinin kanıtı Melek!
Bir gün gelecek, kafamı sola çevirip sana bakıcam ve
"iyi ki uğraşmışım sesimi duyurmaya, iyi ki yazmışım sayfalarca"
diyeceğim..
Ve..
Bir gün gelecek, kafanı sağa çevirip bana bakacak ve
"iyi ki uğraşmışsın sesini duyurmaya, iyi ki yazmışsın sayfalarca"
diyeceksin..
Yüreğim mangal değil, "unutacağım, sileceğim"
kabilinden laflar edeyim.. Yüreğim, bildiğin ürkek... "Sensiz eksiğim"
kabilinden; bildigin...
"Yaşanmamış" lar, bunları yazdırabiliyorsa; yanyana
olursak, neler yazabileceğimi düşün! Sana verecek ne cümlelerim var daha, bir
bilsen..
Yalnızlık, asil bir seçimdir! Herkes bulabilir yanına birini
yoksa,yakışsın yakışmasın.. Ben yalnızlığın hakkını veriyorum şimdilik.. Sakince..
Kutsal olan, nefes aldığına şükretmek için göğsünü
dinleyeceğin birinin yanında uyumak.. Bir melek bulmak, yanında uyumak için..
Yalnızlık sadece "meleğini henüz bulamamış" olmak
gibi geçici bir durum.. Hakkı verile lakin çok da uzatılmaya..
Sevdim, bitti.. Bundan sonra
hatıran kıymetli, senden öte.. İhtiyaç halinde, kalbimi kır!
Başlarda cesaretim, zaman geçtikçe eksiğim, en son
sessizliğim.. Ne elim kolum, ne özüm sözüm.. "Olamayan" ım!
Aşkın dili, herkese yabancı.. Hangimiz hakkını vererek
konuşabiliyoruz ki? Sen ağla, o anlar..
Senin değil, içimdekinin ederi; yüzlerce elveda idi. Ben
hakkını verdim, yağmurlarla süsledim, umutlarla besledim..
"Biz"e bir hayal kurmuştum ben. "Biz" im
olamadı.. Hediye ettim tüm aşıklara, duyuyor musun, seni söylediğimi?
Aynı yolda yürümediğimizi farkettiğimden beri.. Her
fırtınadan sağ çıkmış kalbime, gece masalımdır..
Gidişin beni öldürecek, biliyorum... Ama seni de eksiltecek,
korkuyorum..
İyisi mi sen, iz bırak tarihe..
Zaten bir tanecik ömrümüz var, onu da yarıladık sayılır. Bu
saatten sonra ne sensiz kalmaya, ne de seni bensiz bırakmaya niyetim var!
Kalbin acıdan ve yalnızlıktan eridiğinde, benimkini kırıp
yarısını sana vermiştim. Şimdi bendeki parçanın içine koyduğum herkes ve herşey
dökülüyor..
Sessizliğin bana susmaz ki, zor gelmez anlam vermek.. Tüm
sustuklarını, gözlerinden okumayı bilirim.. Hep bildim..
Yüzünü gülümseten herşey, başımla beraber.. Ben sadece
kızılcık şerbeti içmekteyim..
Herkesten habersiz küçük mucizeler yaratıyorum.. Kimse
görmüyor.. Umrumda değil "kimse".. Sen gör istiyorum!
Sana şarkılarca yazan ve tek isteği koluna sarılıp uyumak
olan bu kadını, daha ne kadar görmezden geleceksin; merak içindeyim..
Tecrübe ettiğini bilir, tecrübe ettiğini seversin.. Bir de
henüz tecrübe etmediklerin var, vaad dolu.. Geriye değil, ileriye Melek...
Sana değen herşey mülkiyetine giriyor! Kulaklarımla başlayan
macera, gözlerim ve ellerimle devam etti.. Kalbim kuşatmada...
Öldüre öldüre öğreneceğim, öldürmemeyi.. Tüm bu duygular
Türkçe..
Umay’ ın yaşına geldiğimde neler yapmış olacağım ve sen
"ilk kelamlarını bana etti bu kadın" diyeceksin. Yalanlamayacağım!
Öyle deme! Bir alışırsan, sessizliğim cehennem olur sana!
Yokluğu ile mutsuz edenim ben! Şifalı sözcüklerimle kal, beni bırakma..
Ama bak uyarayım; susmaları senden ötürü marifet bilmiş bir
kadına, ne ima etsen heykel gibi kalacak! Boynuz-kulak meselesi.. Melek
bildiğime yazmışım da susmuş; ben bu fanilere yazamam diyeceğim! Günahı
boynuna! Kimselere cevap vermeyeceğim!
Yüreğin alıyorsa, dünyaya duyuracağım.. Ama dersen ki
"bana özel kal"; dilimin ucuna gelen hayatın şifresi olsa, susacağım!
Ben uyumadan, sen de tam olarak uyuyamıyorsun! O "ne
rüya görüyorum, ne uyanıyorum" tarifli rüyaların bundan!
Bu gecemiz değil, yarın gecemiz değil; ömrümüzün perdesi
böyle kapanacak Melek!
küçükken, okuduğum kitaplara filmler çekerdim kafamın içinde.. oyuncular seçer,onları sahneye uygun giydirir, oynatırdım..
hatta okuduğum karakterlere aşık olmuşluğum bile olmuştur..
büyüdükçe kaybettim o yeteneğimi.. sadece karakterleri gözümde canlandırabilmeyi başarıyorum artık..
ama başka yetenekler kazandım..
yazabilmeyi öğrendim..
dizginlenemez hayal gücüm ise, bu yetenek ile birleşince; şaha kalktı adeta..
kendime yeni hayatlar yazıyorum..
yazılmış şarkılardan yeni hikayeler yazıyorum..
bu adam/kadın bu şarkıyı yazarken ne yaşadı diye düşünüyor, yazıyor da yazıyorum..
bu sözleri, hangi olaylar yazdırdı?
bu müziği hangi ruh hali fısıldadı ruhuna?
o kadar kalabalık ki kafamın içi, bir dakika bile yalnız kalamıyorum..
parmaklarımı klavyeden uzak tutamıyorum..
yazmadığım zamanlarda bile, içimde hep dialoglar..
yazmaya birikiyorum..
ve şükrediyorum..
bir çok insanın anlamsız bulacağı tüm eylemlerim için..
beni "böyle" yapan her şeye, her yaşanmışlığa şükrediyorum..
başka türlü olmayı da, başka türlü ölmeyi de istemezdim!
hatta okuduğum karakterlere aşık olmuşluğum bile olmuştur..
büyüdükçe kaybettim o yeteneğimi.. sadece karakterleri gözümde canlandırabilmeyi başarıyorum artık..
ama başka yetenekler kazandım..
yazabilmeyi öğrendim..
dizginlenemez hayal gücüm ise, bu yetenek ile birleşince; şaha kalktı adeta..
kendime yeni hayatlar yazıyorum..
yazılmış şarkılardan yeni hikayeler yazıyorum..
bu adam/kadın bu şarkıyı yazarken ne yaşadı diye düşünüyor, yazıyor da yazıyorum..
bu sözleri, hangi olaylar yazdırdı?
bu müziği hangi ruh hali fısıldadı ruhuna?
o kadar kalabalık ki kafamın içi, bir dakika bile yalnız kalamıyorum..
parmaklarımı klavyeden uzak tutamıyorum..
yazmadığım zamanlarda bile, içimde hep dialoglar..
yazmaya birikiyorum..
ve şükrediyorum..
bir çok insanın anlamsız bulacağı tüm eylemlerim için..
beni "böyle" yapan her şeye, her yaşanmışlığa şükrediyorum..
başka türlü olmayı da, başka türlü ölmeyi de istemezdim!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
