30.04.2009

KaDıN

Bir kadın; hiç istemese ihtiyacı olmasa bile istediğinde evden ayrılıp,kendine ev kiralayacak kadar paraya sahip olmalı

Bir kadın; giyecek mükemmel bir şeye sahip olmalı ki patronu ya da hayallerinin aşkı bir saat içinde onu görmek isteyebilir

Bir kadın; dönüp baktığında hoşnut olduğu bir gençliğe sahip olmalı

Bir kadın; yaşlandığında yeniden anlatmayı dört gözle bekleyeceği yeterince ilginç bir geçmişe sahip olmalı

Bir kadın; bir tornavida setine,bir kablosuz matkaba ve bir siyah dantelli sütyene sahip olmalı

Bir kadın; onu her zaman güldüren ve onun ağlamasına izin veren bir arkadaşa sahip olmalı

Bir kadın; daha önce ailesinde kimseye ait olmayan iyi bir mobilyaya sahip olmalı

Bir kadın; misafirlerini şereflendirecek sekiz eş tabak,ayaklı şarap kadehi ve yemek tarifine sahip olmalı

Bir kadın; kaderini kontrol edebileceği duygusuna sahip olmalı

Bir kadın; kendini kaybetmeden aşık olmayı bilmeli

Bir kadın; bir işi bırakmayı,bir sevgiliden ayrılmayı ve arkadaşlığa zarar vermeden arkadaşına karşı durmayı bilmeli

Bir kadın; ne zaman daha fazla deneyeceğini ve ne zaman yoluna devam edeceğini bilmeli

Bir kadın; baldırlarının uzunluğunu,kalçalarının genişliğini ya da ailesin in doğasını değiştiremeyeceğini bilmeli

Bir kadın bilmeli ki; çocukluğu mükemmel geçmemiş olabilir ama o bitti

Bir kadın; aşk ya da daha başka şeyler için ne yapıp ne yapmayacağını bilmeli

Bir kadın; sevmese de nasıl yalnız yaşanacağını bilmeli

Bir kadın; kime güvenebileceğini,kime güvenemeyeceğini ve bunun kişisel olarak algılanmaması gerektiğini bilmeli

Bir kadın; ruhu yatıştırılmaya ihtiyaç duyduğunda nereye gideceğini bilmeli (En iyi arkadaşının mutfak masası ya da ormanda büyüleyici bir otel)

Bir kadın; bir günde,bir ayda,bir yılda ne başarabileceğini,ne başaramayacağını bilmeli
Ne kimseyi inandırabildim, o adamı hayatımda istediğime; ne de mutlu olabildim, ard arda gelen yorumlarla savaşmaktan...

Serseri bi çocuktu işte...
Beni haketmediğini düşündüğü için..
Beni hayatındakilerden uzak tutmak için...
Beni korumak, daha fazla üzmemek için...
Ağlaya ağlaya...
Gitti....

Dün gece ayrıldık Çıtırımla.
Zaten yazıyodum sürekli, suyu ısındı artık diye..
Artık yeter, artık yapmasın fln yazıyodum...
Ama öle olmadı hiç kazın ayağı...

Çok alışmışım ben ona...
Ki kolay alışamam insanlara...
Kolay kolay yaklaştırmam kimseleri, yanıma yakınıma...
Onu almışım...
Kapıdan çıkınca, öle büyük bi boşluk kaldı ki ardında...

Karşılıklı oturduk, ağladık...
Kapıda dikildik bi süre, ağladık...
Sarıldık, ağladık...
Bağırdık birbirimize, suçladık; ağladık...

Ben sonra şarap içtim...
Biraz daha ağladım, biraz daha içtim...
Sonra uyuyakalmışım...

Bu sabah uyandığımda, içimde tam onun boyutlarında bi boşluk vardı..
Orası hala boş, biraz da kırık dökük...

Şarap bitti, rimeller çıktı, gece geçti..
Bi ben, bi de boşluğu; kalakaldık...
28.04.2009

PeTeR PeTReLLi


dün gittiğim hastanede, koluma radyasyon enjekte ettiler; sevgili okuyucu...
"koridorlarda gezme, vücudunda tehlikeli madde var" dediler..
beni bi nevi tecrit odasına aldılar...
"hamile kadınlara yaklaşma, küçük çocuklara hiç yaklaşma.. hatta mümkünse sen kimselere yaklaşma... yalnız öl!" dediler...
kendimi Heroes dizisinin, infilak etmesi pek muhtemel olduğu için tırıs tırıs ettiren karekteri Peter Petrelli gibi hissediyorum.
onun bir patlaması New York şehrine bedel, sen gel bi de beni düşün :)
hatta yazmadan duramayacağım "patlarsam yanarsın"
:D

25.04.2009

aman bea!

gecenin bi köründe, göztepeden bildiriyorum..
internet olan her evde, insanlara ve ortama aldırmaksızın, yüzsüzce çöküyorum pc başına...
ayıp günah dinlemiyorum, nezaket kuralları umrumda değil..
ben internete açım uleyn!

bugün itibari ile çıtırın suyu ısınmıştır...
sıkıldım artık ben bu adamın sorumsuzluklarını alttan almaktan yaw...
küçük dedik, anlayış gösterdik ama; o da tepeme çıktı resmen...
bu yaptığının yaşla başla değil, bildiğin nezaket kuralları ile ilgisi var..
neyse, ayrıntıya girmek istemiyorum..
ama ben her şeyi onun iyiliği için yapmakta direttikçe, o beni kendinden uzaklaştırmayı başarıyor..
bu konudaki yetenek ve azmine hayran olmakla birlikte; daha önce yazmış olduğum bir yazımda da belirttiğim gibi, başka yeteneklerin peşinde koşmak istiyorum..

ayrıca bugün ev arkadaşım bana şöle bi cümle kurdu..
"ben bu adamı senin yanına kesinlikle yakıştırmıyorum. belki sen ve vasat bi adam ya da o ve vasat bi kadın olabilirdi. ama ikinizden -siz- olmaz"

zaten karışık olan kafamı, daha da karıştırdı...
öfff ya..
ben bunlardan bahsetmek için açmamıştım sayfayı...
24.04.2009

aktarım



bu yazıyı, uzun zaman önce diğer blogumda yazmıştım.
ama benim için o kadar kıymetli ki..
burda da olsun istedim.
hayatımın her döneminde olsun istiyorum.
adı rüya ve based on a true story



rüyamda gördüm dün gece seni...ağlıyordun..ağlıyor ve bana anlatıyordun...iki yüzükten bahsediyordun..biri evlenirken taktığın yüzük, diğeri benim için aldığın...ama sanki o ben değilmişim gibi anlatıyordun..ama bendim ve sen bunu biliyordun..seni hiç öyle ağlarken görmedim ben..ağlarken gördüm elbet, ama öylesini görmedim..ağlayamıyordum bile, öyle acıyordu canım..konuşamıyor, nefes bile alamıyordum hatta..yokmuşum gibi davranmaya çalışıyordum.farkedersen orda olduğumu, o olduğumu; susar da içine atarsın diye korkuyordum.dinlemek üzüyordu beni elbet ama anlat diye yanıp tutuşuyordum..anlat da bitsin, bunca zamanlık işkencen; kendine ettiğin...yorulduğundan bahsediyordun...çok yorulduğundan..ve benim haklı olduğumdan, tanrıların genç olduğundan...yapmak istemediğini söylüyordun, artık istemediğini..ödüm kopuyordu...acil durumlarda kırılacak ilk cam hep ben olmuştum çünkü...yine beni kıracaksın diye korkuyor, ama orda olduğumu farketme diye susuyordum.elimi tutuyordun..gözyaşların elime akıyordu..ama öyle soğukkanlı ağlıyordun ki, o gözyaşların olmasa belki elime damlayan; inanamazdım ağladığına..hıçkırmıyordun hiç, nefesin bile kesilmiyordu..arada kesiliyordu cümlelerin yarıda ama, bilerek kesmişsin düşünme molası için, gibi bir izlenim yaratıyordun..avucunu açıp iki yüzüğü gösteriyordun bana..orda olduğumu biliyordun aslında..o olduğumu da biliyordun...ben susmaya devam ediyordum...ufak bir titremesi ile elinin, almamı istediğini anlıyordum..almak istemiyordum..bana ait olan, sende olduğu için kıymetliydi..ben kaybettiğini sanıyordum aslında..görünce mutlu oluyordum çok..sende kalsın istiyordum..diğerini ise, görmemem gerektiğini düşünüyordum..elini uzatıyordun bana ısrarla..seni kurtarmak için, elimi uzatıyordum..avucuma bırakıyordun..işte orda ben de başlıyordum ağlamaya..çünkü artık umrumda değildi orda olduğumu farketmen..sussan da umursamayacaktım..çünkü biliyordum ki, ben benden beklediğini yapmıştım..sana ağır geleni almıştım üstünden..bu bir acil durumdu ve sen beni kırmıştın yine..ikimiz de alışık olduğumuz görevleri yerine getirmiştik..ben ağlıyordum, hıçkıra hıçkıra..bir yandan, neden senin gibi soğukkanlı ve kontrollü ağlayamadığımı düşünüyordum.seni duymuyordum artık...göremiyordum da..orda olduğunu biliyordum çünkü elimi tutuyordun..sanırım gözyaşlarım eline akıyordu..hiç konuşmuyordun ama..muhtemelen orda olduğunu farketmemem için yapıyordun..ama avucumu yakan acının senden geldiğini biliyordum..ağzımı açmıyordum...böylesi ağlıyor olmamın senin canını yakacağını farkedip, susmaya çabalıyordum.gözlerimi açmaya çalışıyordum..ağlamaktan şişmiş olmaları işimi zorlaştırsa da, aralıyordum..bana bakıyordun...şaşkındın..ağladığımda bana baktığın gibi hep..içimden gülmek geliyordu..hala şaşırabiliyorken sen bana, ben senin her mimiğini önceden biliyordum..hiçbirşeyin sürpriz değildi bana..daha da artıyordu şaşkınlığın..saçımı yüzümden çekmek için elini uzatıyordun..elin alnıma değiyordu..avucum yanıyordu...gözlerimi kapatıyordum, elini yanağıma koyuyordun...ve ben yüzümü eline yaslayıp, öylece susuyordum..

Celine Dion - I'm Alive
alexgirl42 tarafından gönderilen video

bugün yorgunum sevgili blog...
gece gece, evine gideceğine sarhoş arkadaşını toplamak için taksime gidene, arkadaşını toplamayı başaramayıp bi de bi dünya içene, sonrasında eve dönünce bi de arkadaş derdi dinleyip sabahın dördünde yatana ne denirse; işte ben oyum...
ama herşeye rağmen, içim pek hayat dolu bugün...

eskiden leman dergisinde "gönül adamı" diye bi karekter vardı, bilmem hatırlayan var mıdır?
o adamcağız, uzun pardesü giyer, mütemadiyen boğaz kıyısında dikilir, pardesüsünün eteklerini esen rüzgara karşı sallandırarak istanbulun ya da insanların durumu için iki damla yaş akıtırdı gözünden.
kendimi o adamın gözü yaşsız versiyonu gibi görüyorum işte..
pardesü eteklerini rüzgara bırakma, boğaz kenarında dikilme falan gibi eylemlere girişesim var...

ve fekat, yer dibindeki bir ofise tıkılmış; değil deniz kenarı, temiz havaya hasret kalmış vaziyetteyim...
olsun bea, elbet çıkılacak bu ofsten.
üstelik cuma bugün...
yarın sadece 4 saat çalışmakla mükellefim.. sonrasında tüm gün benim...
ister uyurum, ister deniz kenarında pardesü etekleri sallandırırım.

bi şarkı vardı ya, onu yükleyesim var.
pek anlamıorum bu işlerden ama, du denicem...
bugünün anlam ve ehemmiyetini anlatan şarkı olsun...
benim olsun :)
22.04.2009

iLk

Ben bugün dünyanın en güsel gözlerini gördüm lan blog..
Böle içimden tozlar kalktı, kelebekler uçuştu...
Halbuki ben renkli göz sevmez bilirdim kendimi..
allam o nası yoğunluk...
günlerdir, kendimi paraladım sevgili blog...
perşembe akşamı, izmite gittim; cuma mevlüte katıldım.
çok hüzünlüydü be..
sonrasında yapılan mezarlık ziyareti daha bile hüzünlüydü..
bi de şu mezar sulayan çocuklar rahat bıraksaydı, ağlayabilirdim bile.
ama aralarında itişmelerini dinlemekten, acıma konsantre bile olamadım :(

cuma akşamı evime döndüm neticede...
kalasım gelmedi orda, kalamadım...
cumartesi günü de, kıymetli bi şahsiyetle caddebostan sahile gittik...
offf, çok güseldi be blog..
hava mis, çimenler ılık, havada hafif bi esinti...
sohbet ettik, yedik içtik..
yanımıza köpekler geldi, kulağımıza falan havladılar..
kafalar sevildi, kulak arkaları kaşındı... tam bir huzur!
sonra yerfıstığında bira içtik de, sahilde içmeye devam bile ettik..
uzun zamandır yapmadığım ve çok özlemiş olduğumu yapınca farkettiğim bi aktiviteydi...
güsel oldu, bi daha bu kadar açmayacağım arayı...

sonra pazar günü de kendimi evime adadım.
börekler yaptım, bi güsel yedik.
sonra bi de doomgünü kutladık. pastalar da indi mi mideye?
benim rejim yalan oldu resmen.
zaten nerdeyse 1 aydır kilo veremiyorum...
hüzünlüyüm...

pazartesi desen, ayrı bi alem...
sabahtan akşama eğitim mi olur yaw?
sıkıntıdan patladım, eğitimi veren adama kıl oldum..
sinir harbi resmen.
bu arada görmemiş gibi içtiğim 15 fincan kahve de gün boyunca midemi ağrıttı durdu...
akşam eve gidip bayıldım :)
10 du saat, ben uyuyodum.
oysa ki, dizim vardı...
ilk kez izlemedim engin altancığımın dizisini..
hala içimde bir vicdan azabı var, ne yalan söliim...
neyse elbet vardır tekrarı bi yerde.
vardır di me?

bugün de yetiştirmem gereken bir raporun gerginliği ile geldim işe..
sen cuma cumartesi işe gitme, pazartesini eğitimde geçir...
işlerden masamda görünmüyodum resmen.
ama altından kalktım tabii.
benden kaçmaz :)

şu an itibari ile, resmen rahatım..
uzun da bi yazı yazayım dedim...
gerçi içerik olrak son derece zayıf kaçtı bu..
ama olur o kadar..
her daim iş düşününce insan, yazısı da bu kadar oluyo..
gün içinde kafayı toparlayabilirsem, bi daha yazarım..
blog benim değil mi, istediğim kadar yazarım :)
hayat ne garip lan blog...
bi gün "artık istikrardan bahsetmeye hak kazandım" diye düşünürken; aynı gün belki, belki bi sonraki; uçup gidiveriyor bişiler elinden...
ne zaman kazanmıştım da, şimdi kaybettim diye düşünmeden önce, "kaybettim" i idrak etmek zorunda kalıyosun..
sonra sorguluyosun..
"kayıp mı ettim hakkaten, yoksa kolay vazgeçiş mi benimkisi"
insan üzülüp üzülmemeye bile karar veremez oluyo...

süregelen şeyi, "eski" ye terfi ettirip, bi de yenilikler peşinde koşmak mı?
ben bütün bunlar için yaşlandım be caaanım blog...

şimdi gitmek zorundayım ama döncem ben sana.. nerde kaldığımı unutturma :)
16.04.2009

hitaben

aslında ben hep herşeyin kolayına kaçıyorum sanırsam...
ağlamak, ya da çok hüzünlenmek; zaten her gün yapabileceğim şeyler..
sevgili barış...
sen aslında yaşarken çok şey öğrettin bana ve söylediğin her şey bir bir çıktı..
ama sen aslında ölümünle öyle büyük dersler verdin ki...
daha hiç giymediğin ve "yaz gelsin de, kutusundan çıkarıp giyerim" dediğin tshirtleri, ayakkabıları toplarken hissettiğim yürek yanmasını, bugün yine senin sayende hatırladım.
o gün verdiğim "hiç bir şeyi erteleme" kararımı, bugün; tozlu bir rüyadan uyanır gibi hatırladım.
yapmak istediğim onca şey arasından, tembelliğimle hayata baktığımı bir kez daha farkettim..
venedik'e gitmek istediğimi, mersin'de yaşamak istediğimi, bu işi yapmak istemediğimi... bunları hep kafama kafama vurduğunu; ne bekliyosun sarsak, bugün değilse ne zaman dediğini duyar gibi hatırlıyorum.
senin yazın giyme fırsatın olmayan ayakkabıların gibi, benim de gitmeye fırsatım olmayan bi venedik'im olsun istemiyorum.
sen olsan, ne güsel yaşıyor olurdun şimdi.
güsel havalarda hep dışarda...
uykusuz belki, belki çokça yorgun. ama hayatın bi anını bile kaçırmadan.
bense sabahlığımı giyip, bütün akşamı tv karşısında geçiriyorum hala.
ben akıllanacağım ama sen göremedin maalesef..
sana söz be, canımın içi...
söz..
Bugün hiç keyfim yok blog...
Yarın, ev arkadaşımın ölümünün birinci yılı...
Bu akşamdan izmite gideceğim.
O günü tekrar yaşayacak, o acıyı tekrar çekeceğim...
Daha atamamışken üstelik...
Hala en sevdiği şarkıyı, gözlerim dolmadan dinleyemezken; hala her gördüğüm maça ası bana onu hatırlatırken...

Ölüme alışıyoruz...
Hepimizin kayıpları olmuştur elbet..
Ama insan genç ölümleri kaldıramıyor be blog...
29 yaşında gencecik bi adamın, bi motor tepesinde bi anda ölmesi; yaşlı bi insanın kalp krizinden ölmesine benzemiyor..
Sabah evden çıkarken koltukta sere serpe yattığını görüp de kızdığın adamın, 2 saat sonra öldüğünü söleseler de inanmıyorsun.
Ta ki kendi gözlerinle görene kadar!

Gidemedim mezarına bi senedir.
Gidemiyorum..
Ne diyeceğimi bilemiyorum, korkuyorum..
Özlüyorum çok...
Ne kadar sevdiğimi, onu kaybedince anlamış olmaktan utanıyorum...
Sorumsuz, vurdumduymaz, dağınık diye söylenip durduğum adamı; meğer ne çok sevdiğimi farkettiğim için...
O ölünce farkettiğim için, çok utanıyorum..

Bugün hiç keyfim yok be blog..
Yarın da olmayack, sonraki gün de..
Ben yine, uzun bir süre, sanki yeni görmüşüm gibi tabuttaki yüzünü...
Keyifsiz olacağım..
Özlüyor ve utanıyor olacağım...
bazı bloglar var..
öle acı şeyler yazıyo ki içinde, benim de içimi kavuruyor çoğu..
böle zamanlarda; bu yeşile boğulmuş blogumu sevmiyorum.
böle zamanlarda, insanların içini kavuran yazılar yayınlamak istiyorum.
ama benim içim öle kavruk ki aslında..
yılların kavrukluğunu, taşır dururum her gittiğim yere...
başka bi yerde yazarım onları, buraya yazamam.
buraya kıyamam, yazılarıma da kıyamam.
ama aslında ben; içinde boyundan büyük aşk acısı taşıyan bi kadınım...
sadece bilin ve beni yeşil fonda bi inekten ibaret sanmayın istedim...
Aslında bu yazıyı dün yazmış olmam gerekiyordu ama inanır mısın okuyucu, kafamı kaşıyacak vakit bulamadım. Aman o nasıl çalışmak.. dedim “aldığın parayı hakediyosun kızım” neyse, neticede yazamadım dün ama şimdi yazacağımdır.. yazılacak kelime, edilecek kelam, akacak kan yerinde durmaz; bu böyle biline...
Dün doktora gittim a dostlar.. meşum alerjim için.. yine özel muamelelere maruz kaldım, tahminlerin aksine buna sevinmedim... “senin durumun ağır, senin sırada beklememen lasım” dediler mi insana, sevinci kursak bölgesine sıkışıveriyor...
Alerji testi yaptılar bana, kollarımda tam 30 delik var şu anda.. hala izleri geçmiş değil, kolay kolay da geçeceğe benzemiyor.. sonuç? Hiç! Tıp çaresiz kaldı benim alerjim karşısında.. efenim çok alerjik bi bünyem varmış, evet. Ama spesifik olarak şuna alerjin var diyemiyorlar. Buna da tıp dilinde “alerji panel testin negatif” diyorlar. Hayretler içerisinde kaldılar... bir dahiliyeci, bir alerji uzmanı kollarıma bakıp, çenelerini avuçları içine alıp, “hmmmmm” ladılar baya bi süre.. sonra beni kabarmış kollarımdan tuttukları gibi hocalarına götürdüler. Zaten o dedi “panel testi negatif” diye.. bu kadar alerjik olmama rağmen, hiçbişi çıkmamış olması, ellerini kollarını bağlıyor sayın seyirciler.. üjbej gün sonra, kandan alerji testi yapmak üzere randevulaştık doktorumla.. aman doktorum, canım doktorumla... hem de cep telefpnunu verdi bana, “randevu fln alma hiç, beni ara, ben geleceğin saati söliim, öle gel” dedi.. dedim acaba sen bana bişi mi ima ediyosun, genç ve yakışıklı doktorum...insanın bahtı açılmayagörsün.. hasta haliyle gittiği hastaneden bile ekmek çıkarabiliyor :D
Şimdi bana sölediği günü bekliyorum a dostlar... gidecek ve bir kez daha çare arayacağım... umarım bu sefer tıp, benden baskın çıkar :D
Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar.. ama gün içinde yine yazarım sanırsam... beni kimse tutamaz :D
Bugün canım yazmak istiyo be blog.. sürekli yazmak, yazmaktan başka bişi yapmamak... aklıma her geleni yazmak... anlamlı anlamsız düşünmeden, yorulana kadar yazmak..
Eskiden, elime kalem almadan ilham gelmezdi. Klavyede ya da daktiloda yazabilenlere gıpta ederdim. Şimdi elime kalem alınca, şaşkın şaşkın bakakalıyorum. Yazım çirkinleşmiş yazmaya yazmaya.. kendi yazımı okuyamaz olmuşum. Üstelik yavaş kalıyorum. Klavye kullanışım, kalem tutuşumdan hızlı hale gelmiş. Bu bir dejenerasyon mudur? Belki de el yazımın üstüne düşmeliyim biraz.. belki ucunu bırakmalıyım... bazı yetenekler zamanla kaybolur, yerine yenileri gelişir. Evrimin bir parçası bu da... ben de evriliyorum demek ki :)
Yine okuyamamaya başladım ben blog.. üstelik ders de çalışmam lazım... yüksek lisans yapmak istiyorum artık. İlk defa bu sene kendimi hazır hissediyorum. Ders çalışmaya ve yetersiz olduğumu kabul etmeye. Yıllarca “benim ölüm yeter” dedim ama geçen sene gördüm ki, yetmiyomuş... alamadım gereken puanı... bu sene çalışmam ve o puanı almam lazım. İngilizce dediğin nedir ki, di me ama? Sonra önümüzdeki iki senemi bloke edecek bir yüksek lisans devresi... çok şaşırıyor insanlar bana.. işime bir katkısı olmayacak, bana daha çok para kazandırmayacak bir yüksek lisans için kendimi bu kadar yıpratmam enteresan geliyor onlara.üstelik tekrar öğrencilik... ders çalışmalar, ödevler, sınavlar... şimdi böle düşününce bana da delilik gibi geliyor ama... çok istiyorum ya.. hatta belki yeni bir kariyer planı yapabilirim kendime.. çünkü çok çabuk geçiyo zaman... yaşlanıyorsun ve hep güsel günleri bekleyerek. Bunun için bişi yapmak lasım artık...
Hep de lafta kalıyor bu sözlerim benim... hep konuşuyorum, sadece konuşuyorum..benden cacık olmaz, farkındayım... o kadar tırsakım ki! İçinizde beni bu hayattan çekip çıkaracak ve mersine götürecek bir babayiğit varsa, ben evlenme teklifi alayım derhal :)
Mersin, mersin.. o kadar istiyorum ki, o şehirde yaşamayı... huzur ve dinginlik vaadediyor bana sanki. Beni çağırıyor... “deniz var burda, kalabalık da değil. Ucuz bi de.. opera da var hem, festivaller var, iki tane üniversite var. Sana benden başkası iyi gelmez” der gibi kulağıma kulağıma.. günün birinde...
Blog yarışması var bi de... ben aslında ne yalan söliim, serzeniş meraklısına oy vermek için açtım sayfayı.. ama bi baktım, kendime oy verebiliyomuşum... evet yaptım, Kendime oy verdim a dostlar.. :) başka da veremiyomuşum, onu da ikinci seferinde başkasına oy vermeye kalkışınca farkettim. Çok üzgünüm SeMe, böle olsun istemezdim. Ama sen benim gönlümün birincisisin :)
Elimde olsa kimlere oy verirdim gibi saçma bir liste yazıyordum ki, vazgeçtim. Blogumda olan “gözüm üstünüzde” kısmı, benim oylarımın yansımasıdır. Ordaki her blogu her gün okurum ben. Yeni yazılar eklendikçe, yenilenir liste. En son yazı girilen blog, en üste taşınır. Ve ben de en üstten başlayıp, her gün okurum, hatta arada açıp açıp bakarım durum nedir diye.. valla bak, ben öle “o beni eklemiş, ben de ekliim” fln yapmadım hiç.. sayfa zaten yeterince kalabalık :)
Çok yorum yazmıyor olabilirim bloglara. Ama valla okuyorum bak.. aslında evde netim olsa, çok daha kolaylaşacak hayat benim için. Ama türk telekom bizimle inatlaştı, biz de cüssemize bakmadan kafa tutuyoruz adamlara. Bakalım, neye varacak sonu. Ben de bu durumda maalesef sadece iş yerimden nete girebiliyorum. E o da sınırlı oluyo. Sadece okuyacak kadar bakabiliyorum genelde. Yazmaya vaktim kalmıyor. Arada dayanamayıp yazdıklarım da olmuyo değil hani :)
Neyse ya, zaten öğlen oldu. Yemeğe fln gitme, biraz kafa dağıtma zamanıdır. Dönünce yine yazarım be blog. Sen olmasan ben ne yapardım? canım benim!
 
MüTeveLLi HeYeTi © 2009. BaLıK GöZüNDeN İNeK!