30.04.2009

UğULtU

Ben aslında böle keyifli keyifli şeyler yazmak istiyorum..
Uzuuun uzuunnn yazılar...
Ama işte; gününün yarısını iş yerinde geçiren, işi masa başında oturmak olan ve eve gittiğinde de kalbi yatağında kalan bi insan olan ben; ne kadar kasarsam kasayım, sevgi pıtırcığı yazılar yazamıyorum.
Zaten oldum olası, hüzünle yaşayan biri oldum ben.. hüzün yazdırdı, hüzün konuşturdu, hüzün yaşattı...
Neşeli ve normal günlerim, hep bi geçiş dönemi gibi geldi bana. “Bu neşe içindeki gün de bitecek ve ben döneceğim yine hüznüme”
Yazamadığım zamanlarda kendimi verimsiz hissederim.. ağzımın içi kelime dolmuş gibi gelir... konuşamam, dinleyemem... hayata dahil olamam hatta... söyleyecek bişilerin varsa, sölemeden uyuyamazsın ya; ona benzer...
Edirnede okurken bi türk dili hocam vardı. Pek kıymet verirdi bana, ben de ona; bilmukabele. O, çok güsel anlatırdı bu durumu. “doğum sancısı” derdi. Kıçı kırık, tozlu, küçük ve duman altı kantinde oturur, karşılıklı sıcak bişiler içerdik onla. Bol bol konuşurduk. Bak şimdi düşünüyorum da, ne çok konuşmuşlardır hakkımızda... :)
Zaten oldum olası, düzgün konuşabilen adamlara bir hayranlık beslemişimdir. Her kim ki hitabeti güçlüdür, cümleleri düzgündür; benim ilgi alanımda olmuştur. Şimdiye kadar yaşıtlarımda ya da yaşı bana yakınlarda böle bi özellik sezmedim. Genelde benden oldukça büyük adamlarda gördüm bu yetiyi. Bunlardan biri de işte bu sözünü ettiğim hocamdı.
Bir diğeri, yine hocamdı... ama o felsefe hocamdı.. derhanede.. daha lisedeydim :)
Bir diğeri; bak o da hocamdı yaw :) ama bu kez üniversitede. Edirnede değil ama, diğerinde.. demek ki ben öğretmen seviyorum :)
Bi de; neşeli neşeli şeyler yazınca, kendimi -yazmış- hissedemiyorum ben nedense... hep böle ağır şeyler yazmam lazımmış gibi. Gerçek ifade edişimi, bu tip yazılarda sağlıyomuşum gibi... diğerlerinin zerre değeri yokmuş gibi.. misal bu yazı... şimdi bunu yazıyorum, koycam da bloga... ama yine ağzımda kelimelerle dolanacağım... kulaklarım uğuldayacak... neye yaradı, ellerimin yorulması? Neye yaradı, bunca işimin arasında, yazmak için zaman ayırmış olmam?
Sadece yazabilmek için, zamanında çok çok üzüldüğüm olayları hatırlayıp hüzünlendiğim bile olmuştur. Sanki yeni yaşamış gibi hissederek, ellerimi tuşlarda gezdirip; adeta ağlamışımdır. Bu konuda başarılı olduğumu düşünüyorum ama.. şimdi bile istesem, heybemde çok acı var.. çıkarıp kullanırım, deli gibi de yazarım. Keyif de alırım üstelik yazmaktan... derin bi nefes verir gibi, içim ferahlar.. ama söz verdim kendime.. yazmayacağım diye.. onu kullanıp yazmayacağım diye... ya kendime yeni materyaller bulmalı, ya da bi süre kulağımda uğultularla dolaşmayı göze almalıyım...
Yeni materyaller bulmaya cesaretim yok.. elimdekileri büyütmeye niyetim yok.. geçmişimdekileri çıkarmaya yüzüm yok...

Bi uğultu duyan var mı?

2 yorum:

cesetizleri dedi ki...

başta ben de neşeli yazamıyordum ama sonra demek ki bir gün yazdım ve güzel tepki geldi. ben de gaza geldim. şimdi mesela başka bir blogum daha var. melankolik, karanlık yazılar yazmak istediğimde falan oraya yazıyorum.
değişik.

polly dedi ki...

ben de aynı şekilde çalışıyorum sevgili ces..
ama oraya yazmak istemiyorum artık...
temalı çünkü...
sadece kendime yazabilsem bile olur..
yazamıyorum :(

 
MüTeveLLi HeYeTi © 2009. BaLıK GöZüNDeN İNeK!